Lütfen bekleyin..
Kemal Çiftçi

Kemal Çiftçi

Bakışınızı değiştirin

13 Nisan 2015

Bir şirket için, “bunların yönetim felsefesi yanlış…” ifadesinin kullanıldığını eminim sık sık duyuyorsunuzdur. Gerçekten de yönetim felsefesi çok ama çok önemli. Çünkü yönetim felsefesi, bir işletmede vizyonun birinci şartıdır, bir bütün olarak bakıldığında ise örgüte ve personelin çalışmalarına rehberlik eden ideal, inanç ve değerlerdir.(1) Zira yönetim felsefesi netleştikten sonra şirketin geleceğine ait fotoğraf ve geleceği tahmin etme aşamasına geçilir. Felsefe ile yönetim daima iç içedir. Diğer yandan, yönetim felsefesi dediğimiz bu inanç ve değerleri bir işletmeye egemen kılmak, kültür yaratmak o kadar kolay da değildir.

Felsefe, kelime anlamı olarak ise “varlık, anlam ve öz sorunlarının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konmasına yönelik düşünsel etkinlik” olarak tanımlanmaktadır.(2) Kanımca felsefe; düşünce zenginliğidir, problemlerin çözümü için gerekli olan bakış açısıdır, doğruya ulaşmak için tüm olasılıkları içeren bilimsel yaklaşımdır, tutumdur, özetle, hayatın ta kendisidir. Bu gerçeği ilk olarak lise yıllarında kavramış, felsefeyi – felsefi bakışı hep çok önemsemişimdir. Gerek meslek ve gerekse özel yaşamımda, felsefi bakışın pek çok karmaşık problemi çözmemde bana ne kadar yardımcı olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum.

DESCARTES’İN İŞLETME YÖNETİMİ

İşletme Yönetimi, sorunlarla dolu karmaşık bir konudur. Bu sorunları çözmek için çok çeşitli sistematik yaklaşımlardan yararlanılıyor. Geliştirilen her bir çözüm yolu, düşünce zenginliğine ve bu zenginliğin sürekli ve sistematik bir bakış açısıyla geliştirilmesine dayanır. Bu anlamda, en çok etkilendiğim felsefi düşünürlerden biri Descartes’tir. Onun düşünce zenginliği ve bakış açısından hep yararlanıyorum. Descartes’in, sürekli olarak başvurduğum ve bana yeter dediği dört kanunu sizlerle paylaşmak istedim. Descartes, “kanunların çokluğu adaleti engeller” mantığı ortaya çıkaran çok sayıda kanun yerine, kesin ve tereddüt duymadan, her zaman açıkça onlara uyma kararı alma şartıyla, aşağıdaki dört kanun bana tamamen yeter” demiştir.

Bunlardan;

1. Kesin olarak öyle olduğunu bilmiyorsam hiç bir şeyi doğru olarak kabul etmemek, yani, aceleci sonuçlardan ve ön yargıdan dikkatle sakınmak ve şüphe duymama neden olmaması için, kararıma, aklıma temiz ve açık seçik sunulanlardan başkasını katmamak,

2. İncelediğim sorunları mümkün olduğu ve tam bir çözüme ulaşmak için gerekebileceği kadar çok parçaya ayırmak,

3. Küçük küçük ve adım adım daha karmaşık bilgiye yükselebilmem için, en basit ve en kolay bilinebilen nesnelerle başlayarak ve bir düzeni yokmuş gibi görünen nesnelere bile bir düzen vererek, düşüncelerimi sistemli bir şekilde yürütmek,

4. Son olarak, her seferinde listeleri o kadar tam ve gözden geçirmeleri o kadar kapsamlı yapmalıyım ki hiç bir şeyi dışarıda bırakmadığımdan emin olabileyim.

OLAYLARA SİSTEMLİ YAKLAŞIM, KOLAY ÇÖZÜM SAĞLAR

Descartes’in hayatı boyunca uymaya çalıştığı bu dört kanun, karşılaştığımız problemlerin çözümüne dönük, adeta hap şeklinde müthiş formüller içeriyor. Herkes farklı anlamlar çıkarabilir ama ben anladıklarımı aşağıdaki şekilde ifade edebilirim;

Birincisi, kesinliğinden emin değilsen bir sonuca varma (ön yargılı olmama) prensibine, gerek işletme yönetimlerinde ve gerekse özel yaşamlarımızda uyuyor olsak, inanın sorunların tamamına yakını kendiliğinden çözülür. Zira toplumumuzda, o kadar çok ön yargılı ve emin olunmadığı halde ileri sürülen görüşlere göre hareket ediliyor ki, buna dayanan yanlış kararların kişiler, aileler, yönetimler ve hatta ülkemiz üzerinde yarattığı tahribatı düşünmek bile istemiyorum. O halde, emin olmak, bilgi – belgeye dayalı olmak, tereddüt edilen konularda kuşkucu olmak, bilimsel yaklaşmak, problemlerin çözümünün birinci koşulu.

İkincisi, bir sorunu çözmek istiyorsanız, problemi olabildiğince parçalara ayırmanın ne kadar basit ve etkili bir yöntem olduğunu ve yaşamımızda karşılaşacağımız tüm problemlerin çözümünde kullanılabileceğini sanırım detaylandırmaya gerek yoktur. Descartes’in bu kanunu, analitik bakışın, bilimsel metodolijinin ta kendisidir.

Üçüncüsü, “En basit ve en kolay bilinebilen nesnelerle başlayarak ve bir düzeni yokmuş gibi görünen nesnelere bile bir düzen verin, düşüncelerimi sistemli bir şekilde yürütme” Bu fikir bana inanılmaz derecede önemli geliyor. Descartes’in bu kanunu, izlenebilirlik, düzenleme, arşiv, muhasebe, kayıtların kontrolü, bilgisayarlaşma gibi… yönetimlerde son derece önemli kavramları çağrıştırıyor ve bunların her biri hayati derecede önem arz ediyor.

Sonuncusu, ” Her seferinde listeleri tam ve detaylı bir şekilde gözden geçirmeleri o kadar kapsamlı yapmalıyım ki hiç bir şeyi dışarıda bırakmadığımdan emin olabileyim” düşüncesi kadar, mutabakat kültürünü (muhasebe) güzel anlatan başka bir şey olabilir mi?! Ya da bir konuyu, atlamadan, bütün verileriyle tam ve doğru değerlendirebilmek için bundan daha güzel bir yaklaşım var mı? Meslek yaşamımın çoğu, yönetim kademeleri, denetim ve kontrol bölümlerinde geçti, bana onaya gelen bir konu olduğunda hep aklıma bu yaklaşım gelir ve ben her seferinde benden onay almak isteyen arkadaşlarıma sorarım, “Dışarıda (dikkate alınmayan) bir şey kalmadığına emin misiniz, listeler ya da kayıtlarla mutabık mıyız?” diye… Çoğu zaman, mutabakat sağlanmadığı için bir şeylerin mutlaka dışarıda kaldığına şahit olmuşumdur.

Bu yazımda, felsefi yönetime örnek olarak, sadece Descartes’in 4 temel kanununun bile neler anlattığını ya da benim ne anladığımı sizlerle paylaşmak istedim. Amacım, felsefe biliminin gerek özel yaşamımızda ve gerekse yönetim kademelerinde ne kadar isabetli yaklaşımlarla, düşünsel ve yaşamsal kalitemizin artırılmasına katkıda bulunabileceğini ifade etmek istedim.

Vizyon

Şaban Çağıran

Denizbank A.Ş.

Genel Müdürlük / Grup Müdürü

cagiran@turcomoney.com

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=