Lütfen bekleyin..
Kemal Çiftçi

Kemal Çiftçi

Dünya, gerçekten düz mü?

21 Haziran 2015

Küreselleşmeden önceki dönemde, kapalı bir ekonomide ‘bir ürünü üretmek zor, satmak kolaydı’, çünkü üreten genellikle tekel durumunda ve istediği malı istediği fiyata satabiliyor, alıcı da genellikle başka seçeneği olmadığı için satın almak zorunda kalıyor, doğal olarak kâr marjları da oldukça yüksek seyrediyordu. Günümüz dünyasında ise bunun tam tersi bir durumla, liberal-kapitalist düzlemde, denizaşırı ve acımasız bir rekabetle karşı karşıyayız. Hangisi doğru, bu ayrı bir tartışma konusu ancak, yeni dünya düzeninde ‘Üretmek kolay, satmak zordur.’Bunun nedeni, mal ve hizmet dolaşımının büyük ölçüde serbest olmasıdır. Pazarı bulursanız ürün ya da hizmeti üretecek birilerini bulmak o kadar zor değil. Öyle ki bunu yapan, yani önce pazarlayıp, sonra satın alan ya da üretimini outsource (başkasına yaptıran) eden şirketler oldukça yaygın hale geldi. Küresel sistem, acımasız bir şekilde, ‘etkili öğretici’ olarak oyuncularına bunu öğretti. Aslında David Ricardo, bu durumu, yani üretimde maliyet avantajı olanın galip geleceğini “Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi” ile 1776 yılında keşfetmişti ancak, o yıllarda toplumların öğrenme ve uygulama sürecinin güç olması nedeniyle bugünlere kadar gelindi.

İktisadi anlamda dünyanın düz olduğu ve bu düzlükte yaşayan aktörlerin yeni dünya düzenine uygun davranması gerektiği açıktır. Thomas L. Friedman‘ın “Dünya Düzdür” adlı kitabı, yeni dünya düzenini çok güzel anlatıyor. Friedman, kitabında “yerinizde kalmak için daha hızlı koşmanız gerektiğini” anlatıyor. Liberal/küresel sistemi bundan daha güzel anlatan bir ifade yok. Zira, acımasız rekabetin içindesiniz ve bazı istisnalar dışında, mal ve/veya hizmetlerin dolaşımı neredeyse tamamen serbest, dünyanın neresinde malı en ucuz fiyata bulabiliyorsanız gidip alabiliyor ve üretim sürecine dâhil edebiliyorsunuz.

TEKNOLOJİ, DÜNYAYI TEK PAZARA DÖNÜŞTÜRDÜ

Dünyanın düzleşmesini sağlayan en önemli aktör, elbette ki özellikle son yıllarda ortaya çıkan baş döndürücü teknolojik gelişmelerdir. Bu durum, dünyanın her tarafını adeta birbirine bağlamıştır. Arama motorları (Google-Yandex vs.) ve e-mail, bir işi parçalayıp bir kısmını Çin’e, diğer bir kısmını Afrika’ya gönderebiliyor ve daha sonra tek bir mal üretebiliyor. Bu sayede, bilgi sermayesi, dünyanın herhangi bir yerinden bir başka yerine iletilebildiği bir platform yarattı. Yani oyun alanı daraldı, dünya tek bir arenaya dönüştü. Örneğin, Amerika’da kredi kartı sorunu için bankasının merkezini arayan müşteriye yanıt veren görevli Hindistan’dan konuşuyor. Bugün 245 bin Hintli çağrı merkezlerinde dünyadan gelen çağrılarla kredi kartı işlemleri yapıyor, uçak bileti kesiyor, fatura tahsil ediyor. Aynı şekilde, Amerika’da çekilen tomografiler Hintli doktorlar tarafından okunuyor. Reuters’ın şirket haberleri her saniye Bangalore’da yükleniyor.

TÜRK İŞADAMLARI DA ÇAĞA AYAK UYDURUYOR

Ülkemizde de buna uygun davranan oyuncular oldukça fazla. Bankaların ve büyük şirketlerin çağrı merkezleri önce, kira, işçilik-yol-yemek vs. bakımından maliyeti düşük olan, şehrin dışına, şimdilerde ise doğudaki ve/veya gelişmemiş illerde konumlandırılıyor. Bunun yanında, Çin’de üretim tesisi olmayan büyük işletme neredeyse kalmadı. Afrika ülkelerinde bile oldukça fazla sayıda Türk Firması üretim tesisi kurmuş durumdadır.

Şirketler, genellikle bir ürünü kendisinden daha ucuza mal eden oldukça ve kâr marjları düştükçe maliyeti de düşürmenin yollarını araştırıyorlar ve bunun için her türlü geleneksel ve bilimsel metotlardan yararlanıyorlar. Bu durum, zaman içinde verimliliği artıran önemli bir unsur haline geldiği gibi şirketlerin rekabet gücünü artırıyor, adeta ömrünü uzatıyor.

ÇİN, ÇİN, ÇİN…

Friedman’a göre, Çin bir tehdit, Çin bir müşteri, Çin bir fırsattır. Başarı için Çin’i bünyenize katmak zorundasınız. Aldırmazlık edemezsiniz. Çin ile bir düşman olarak rekabet edeceğinize, işinizi parçalara ayırıp hangi kısmını Çin’de yapacağınıza, hangi kısmını Çin’de satacağınıza veya hangi kısmını Çin’den alacağınıza karar vermeniz gerekir. Ya da bunları yapamıyorsanız iş modelinizi gözden geçirmelisiniz.

Çin’deki bir Amerikan otomotiv fabrikasının duvarında şu deyiş asılıdır:

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır. Ceylan en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öldürüleceğini bilir.

Afrika’da her sabah bir aslan uyanır. Aslan en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa aç kalacağını bilir.

İster aslan olun ister ceylan, güneş doğduğunda koşmaya başlayın.”

Bu deyiş küresel/liberal sistemi çok iyi anlatmaktadır. Çünkü sistem oldukça acımasızdır. Bu durum karşısında; koşmak, ancak yerinizde saymanıza yardımcı olur, daha hızlı koşmalısınız, aksi halde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

GELECEĞİ OKUYAMAYAN BAŞTAN KAYBEDER

Dünyanın düzleşmesi, oyunun kurallarının yeniden belirlenmesi anlamına geldiği gibi, geleceği algılama kabiliyetinin de artmasını zorunlu kılıyor. Geleceği okuyamazsanız şimdiden kaybetmeye başlarsınız. Çünkü sistem, fırsatlar yarattığı gibi tehditler de getiriyor. Pahalıya üretiyorsanız, maliyetleriniz yüksek ise anında yok olursunuz. Bu gerçek, şirketlerin verimli çalışmaya odaklanmalarını zorunlu kıliyor.

Sonuç olarak, Pasteur’ün uzun yıllar önce dediği gibi “Talih, buna hazırlıklı olanlara güler.” Ben de “Okumayı bilmek yetmez, okuduğunu anlamak ve de en önemlisi, her zaman olduğu gibi harekete geçmek gerektiğini” düşünüyorum.

Şaban Çağıran

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=