Lütfen bekleyin..
Kemal Çiftçi

Kemal Çiftçi

Disiplin üzerine …

2 Aralık 2015

İş yaşamında disiplin ile despotluk hep karıştırılır. Disiplin adına despotluk yapanlar mı dersiniz, despotluğu disiplinmiş gibi algılayanlar mı dersiniz, ne ararsanız var. Banka Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başladığım yıllarda, disiplinli olma adına despotluğu dibine kadar uygulayan üstatlarla çalışmışlığım olmuştu. Gerçekten, ne yapılmaya çalışıldığını bugün bile anlayabilmiş değilim. Bu dönemde doğru bulmadığım pek çok uygulamalara maruz kalmıştım. Örneğin, üstat ne derse daima odur, senin görüşün önemsiz, yok varsayılırsınız,

soru soramazsınız, yanıt veremezsiniz, talimat neyse sadece onu yapar-yorum yapamazsınız vs. vs. Bu uygulamalar, adeta askeri disiplin ötesi bir atmosferi hatırlatıyor. Meslek hayatımın en verimsiz dönemleri, despot yaklaşımlara sahip bu tip üstatlarla çalıştığım dönemlerdir. Diğer zamanlarda, hedefe/işe dönük, gerektiği kadar disiplinin yanında, karşısındakinin kişiliğine, bilgisine, yaratıcılığına güvenen ve bunu belli eden üstatlarla da çalışma şansı elde ettim. Performansıma ve gelişimime benim bile şaşırdığım bu dönemler ise meslek yaşamımın en verimli dönemleridir. Kıssadan hisse; önemseniyor ve hedefe/işe dönük motive ediliyorsanız verimli, yok varsayılıyor ve demotive durumdaysanız verimsiz oluyorsunuz. İnsan kaynakları bölümleri ve/veya yöneticilerin üzerinde durması gereken en önemli husus, kişilere dönük gereksiz despotluk yerine, hedefe dönük “iş disiplini” olmalı.

ÇOCUĞUNUZU ÖZGÜR BIRAKIN

Ailelerde de aynı şey geçerlidir. Çocuğu disiplinsiz yetiştirirseniz tehlikeli sonuçlar elde edersiniz, ona katkı sağladığı açık-makul disiplinli bir ortam onun kendini kontrol altında tutmasını ve iradesini kullanmasını sağlar, kişiliğine dönük despotça yaklaşımlar ise onu yok eder, kişiliksizleştirir, verimsizleştirir, hata yapmasını sağlar. O halde, yapılması gereken, çocuğun kişiliğini ve de yaratıcılığını yok etmeyi bırakın. Önemli olan, onu her bakımdan geliştiren, disiplinli ama gerektiği kadar özgür bir ortamda büyütmektir. TDK’ya göre disiplin; kişilerin, içinde yaşadığı topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemler bütünüdür. Despotluk ise zora ve baskıya dayanan yönetim şeklidir. Yani, aslında aralarında ince değil, kalın bir çizgi var, ama despot yöneticiler bu kalın çizgiyi incecik hale getirmeyi ve doğal olarak çevresindekileri adeta yok etmeyi çok iyi bir şekilde başarabiliyorlar. Alexander Paterson’un ifade ettiği gibi, disiplinin sırrı motivasyondur, bir kişi yeterince motive edilmişse, disiplin kendiliğinden sağlanır. Aşırıya kaçan disiplin yerine, kişilerin öz disiplinlerini geliştirmelerini sağlamak gerekir. Bunun pek çok yolu vardır; bir amaca sahip olmak,

konuya odaklanmak, sorumlu olmak, özgüveni yüksek olmak, işini sevmek, motive olmak, ekibe ve yöneticisine inanmak vs. Disiplin ile ilgili eğitimler alınması da son derece yararlı olacaktır. Öz disiplin, her ortamda ve hatta disiplinin olmadığı ortamlarda bile kişiyi güçlü veyaratıcı kılarak yararlılığını artıracaktır.

JAPONYA’NIN ÇAY USTASI

Japonya’nın en ünlü çay ustası Sen No Rikyu’ya, bir öğrencisi çay seremonisinin inceliklerini sormuş, Büyük Usta. “Ateşi yakarsın, suyu kaynatır, çayı çırparsın.” deyince, öğrenci “ama usta bu çok basit bir iş” diye yakınmış. Rikyu “öyle mi diyorsun? Sen “her seferinde hakkını vererek aynı disiplinle yap” ben senin öğrencin olayım demiş. Dolayısıyla disiplin, bir işe dönüktür ve işi her seferinde aynı ciddiyet ve özenle yapabilmektir. (*)

Ne yazık ki toplumumuzda disiplin, hiç de bu şekilde, işe/hedefe dönük ve yaptığın iş ne olursa olsun onu her seferinde aynı özenle/ hatta daha da geliştirerek yapmak şeklinde değil, katı ve hoşgörüsüz yöneticilerin oyun alanı gibi despotizme göre şekilleniyor. Disiplinin aşırı olduğu yerde iktidar vardır ve bu iktidarın koyduğu

kurallara herkesin zorla uyması beklenir, uymayanlar cezalandırılır. Bu disiplin anlayışının hakim olduğu yerlerde bireysel tercihlere, yeni fikirlere, hoş görüye yer yoktur. Böyle bir ortamda, çalışanlar işlerini

sevmezler, sorumluluk almaktan kaçarlar, bir an evvel o işi bitirmek için her türlü yolu denerler. (*) Aslında bu tip durumlar, aksine bazen kuralları ihlal etme arzusunu bile doğurabilir, bu da otoritenin üstü

kapalı cezalandırılması ve çoğu kez farkında olmadığı kadar yüksek maliyetlere katlanması sonucunu doğurur. Oysa, yüksek rekabet içinde bulunduğumuz özel veya iş yaşamı, bireylerden, işe dönük olarak disiplini sağlamak için özgüven, özgür düşünce, bilinç, yaratıcılık, motivasyon, vizyonerlik, takım olabilme becerisi, güven beklemektedir.

Bireyleri çalıştığı kuruma bağlamanın ve de verimli kılmanın yegane

yolu budur.

Özetlersek, disiplin; toplumumuzda yaygın olarak görüldüğü şekilde, güce dayalı ve otoriter olmaktan ziyade, işletme menfaat ve hedefleri doğrultusunda, bireylerin öz güven ve motivasyonlarının artırılarak bilgi, yetenek ve yaratıcılıklarının en üst düzeye çıkartılabildiği bir ortamın sağlanması olarak algılanmalıdır. Aksi halde, kaybedilen ve çoğu kez hesaplanamayan maliyetlerle karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=