Lütfen bekleyin..
Musa Kulluk

Musa Kulluk

Arap çöllerinde bir İngiliz kadın

7 Şubat 2016

Arap çöllerinde bir İngiliz kadın… Nam-ı diğer: “Çölün kızı”. O da kim, diyeceksiniz Gertrude Bell.. Bundan yüz yıl önce bu toprakları karşı karış dolaştı, fotoğrafladı ve İngiliz İmparatorluğu’nun menfaatleri doğrultusunda çalıştı. Ortadoğu haritasını pasta keser gibi parça parça böldü. Tıpkı bugün olduğu gibi… Bilim insanı, arkeolog kılığında dolaştı ama bugünden bakıp değerlendirdiğimizde, onun casus olduğu konusunda hiç şüphe yok. Tıpkı bir zamanlar Doğu Anadolu’da dolaşan “Barış gönüllüleri” gibi…

Evet, gerçekten de tarih tekerrür ediyor. Bugün de “gazeteci”, “İnsan hakları savunucusu”, “İŞİD” vb. maskeler altında çok sayıda Avrupalı, Amerikalı bu bölgede cirit atıyor. Bugün de benzer planlar dört tarafımızda sahneye konuyor. Türkiye’nin Güneydoğusunda üçbin gizli servis ajanının bulunduğu söyleniyor.

Çöl kraliçesi filminde Nicole Kidman’ın canlandırdığı casus Gertdude Margaret Lowthian Bell, elinde cetvelle Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını çizmiş, ülkelere kukla krallar oturtmuş bir kadın. Dağcı, tarihçi, yazar, dilbilimci, arkeolog, kaşif, fotoğrafçı gibi ünvanları olan Bell’i daha yakından tanıyalım.

1868 doğumlu Bell, kadınların okutulmadığı o yıllarda Oxford Üniversitesinin Tarih Bölümü’nü iki senede bitirir. Hem de birincilikle…

At sırtında Anadolu bozkırlarını, bugünkü Irak ve Suriye’yi, Filistin’i boydan boya geçerek araştırma ve incelemelerde bulunur. Aşiretleri, nüfus gruplarını, kervan yollarını, su kuyularını, yer altı ve yer üstü zenginliklerini tespit eder; haritalarına işler. Geçtiği yerleri adım adım fotoğraflar ve günlüklerini neşreder. Üstelik 1890’lı yıllarda çektiği Filistin’e ait fotoğrafları “İsrail” adıyla etiketleyip arşivler. Oysa o günlerde İsrail diye bir ülke yoktur.

Fransızca, İtalyanca, Almanca bilen Bell, Türkçe, Kürtçe, Farsça ve Arapçayı bildiği için Ortadoğu’da yüzlerce aşiret ve kabileyle kolayca ilişki kurar, birbirine düşürebileceği ve Osmanlı’ya karşı ayaklanabilecek kabileleri gözüne kestirir.

Arkeolojik çalışmalar yapmak bahanesiyle bütün bir Ortadoğu’yu gezen Bell, elde ettiiği bulguları İngiliz çıkarları için çarpıtmaktan da geri kalmaz. Günlüğünde “Her aşireti burası sizden bir parça, sizin aslınız bu diye ikna etmek için gayret gösteriyorduk. Çoğu zaman da başarıyorduk” diyor. Arap isyanlarının örgütleyicisi Arap Lawrence’ı da o yetiştiriyor.

Günlüğüne “Bir daha kral yaratma işine katiyen bulaşmayacağım, sinirleri çok yıpratan bi iş” diye de yazan Bell, Suriye tahtından indirilmiş olan Faysal’ın Irak kralı yapılması için Winston Churchill’i ikna eder.

İngiltere’nin sömürgeci planlarını oya işler gibi gerçekleştirerek ülkesinde kahraman olan kadın, ne gariptir ki bugün bile birçok Arap ülkesinin ders kitaplarında ‘kahraman kadın’ olarak geçiyor.

Gertude Bell, ne ilk ne de son casustur. Ne yazı ki biz aklımızı yeterince kullanmadığımız için benzer filmleri tarih boyu hep yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Yemen’e “kuş uzmanı” olarak giden Wayman Bury de benzer bir şekilde oradaki aşretleri Osmanlıya karşı kşkırtıp kullandı.

M. Niyazi Özdemir’in “Yemen Ah Yemen” kitabında şöyle anlatılır: “İngiliz; Londra’da büyümüş, kuş uzmanıdır buradaki kuşları araştırmak için Yemen’e gelmiş. Kuşlarla ilgilenirken İslamiyet dikkatini çekmiş, araştırıp Müslüman olmuş. Uzun yıllardan beri burada yaşıyor. (yaklaşık 30 yıl) Beş vakit namazını kesinlikle sektirmez; Üç ayları, Pazartesi – Perşembe oruçlarını tutar. Abdestsiz yere basmaz, doksan dokuzluk tesbih elinden düşmez.”

Yukarıda bahsi geçen şahıs; Wayman Bury, nam-ı diğer Şeyh Mansur, 30 yılını Yemen’in dağ köylerinde Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtmaya ayırmış bir İngiliz ajanıdır.

Benzer bir olay da 19.yüzyılda Endonzeya’nın Açe bölgesinde yaşandı. Hollanda’nın emperyalizmine direnen yerli halkı içeriden çökertmek icin Hollandalı bir antroplog oraya sızdı ve Müslüman olduğunu söyleyerek Açe halkının direnişini kırdı. 1891’de Açe’ye Abdulgaffar adıyla giren Hollandalı Christian Snouck Hurgjonje, daha sonraları “Beyaz hacı” lakabıyla ünlü oldu ve halkın sempatisini kazandı. Bu sayede halk Hollandalılara karşı durmaktan vazgeçti ve savaşla alınamayan Açe, kolay bir şekilde işgal edildi.

Ne yazık ki bu tür olayları saymakla bitiremeyiz. Tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak, aklımızı kullanmak zorundayız. Aksi takdirde bu oyunlar hep tezgahlanır ve biz “ah-vah” dediğimiz zaman iş işten geçmiş olur.

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=