Lütfen bekleyin..
Avatar

Tarkan Kadooğlu

Kredi derecelendirme şirketlerini eleştirme hakkı

5 Ekim 2014

Kredi Derecelendirme Kuruluşları “standart” ve “tarafsız” görüş belirten, ya da “standart” ve “tarafsız” görüş sunması beklenen kuruluşlardır. Kredi derecelendirme kuruluşlarının analiz süreçlerinin önemli bir kısmı açık bir matematiksel denkleme dayanmakla beraber puanlamanın belirli bir kısmını subjektif değerlendirmeler içermekte. Subjektif değerlendirme kısımlarında da yapılan analizler zaman zaman derecelendirme kuruluşlarının; iş süreçleri, iç kontrol mekanizmalarının azaldığı dönemlerde analistlerin ve/veya komite üyelerinin risk duygusallığı, veri toplama gevşekliği, analiz zayıflığı ve zamanlama aceleciliği gibi hususlar öne çıkabiliyor.

Böyle durumlarda rating kuruluşlarının kalite, objektiflik ve tutarlılık yapıları zayıflatabiliyor. Özellikle Asya krizinden itibaren 2008 yılına kadar derecelendirme kuruluşları zaman zaman bu türlü zafiyetlere düşmüşlerdir. İşte bu dönemdeki faaliyetlerinden dolayı derecelendirme kuruluşlarının ulusal ekonomilere zararları ve küresel krizlerin derinleşmesine katkıları tartışma konusu yapıldı. Özellikle 2000-2008 dönemine ilişkin yapılmış derecelendirmelerindeki tutarsızlıkları ve zamansızlıkları yüzünden birçok siyasi otorite ve yatırımcı tarafından tartışılır ve sorgulanır oldular. Ancak bu kurumların güvenilirliği ve denetimi üzerine özellikle ABD ve Avrupa Birliği’nde 2008 yılının son çeyreğinde yoğun revizyon çalışmaları yapıldı. Son 6—7 yıldan bu yana ve şu anda ciddi olarak denetlenen ve düzenlenen bir sektör. Kaliteleri ve itibarları arttı. Ancak sektörünün oligopolcü yapısı öne çıkartılarak rating kuruluşlarının siyasal ve politik amaçlara hizmet ettiğine yönelik görüşler dile getirilse de, bu gibi iddiaları destekleyecek her hangi bir somut bulguya hiç rastlanmıyor.

Sağladıkları faydalarla birlikte kredi derecelendirme kuruluşları yüz elli yılı aşan bir süreden bu yana finansal piyasaların içerisinde bir realitedir ve ekonomik birimlerin ayrılmaz parçasıdır. Kredi derecelendirme kuruluşları finansal piyasalar içinde karar alma, düzenleme, denetim ve yatırım aktivitelerinin gerçekleşmesi konularında önemli bir role bir sahiptirler. Özellikle 1980’lerden başlayan küreselleşmenin etkisiyle kredi derecelendirme kuruluşlarının finans piyasalarındaki rolü önem kazandı. Şirketler ve ülkeler, bu kuruluşların verdiği notlara göre borç alıyor ya da veriyor.

Kredi derecelendirme sektörüne giriş oldukça yüksek maliyetlidir. Kredi risk ölçümünün ciddi profesyonellik isteyen bir iştir. Yüksek kalitede insan kaynakları bulunuyor. Sektörün en büyük dayanağı itibarı ve piyasa kabulüdür. İşte tüm bu nedenlerle sektör sadece belirli kuruluşlar üzerinden gerçekleşmekte ve oligopolcü bir yapı ortaya çıkmakta. Yeni kurulan ve sektörde geçmişi uzun olmayan derecelendirme kuruluşlarının gerekli itibar kazanması oldukça zor gözüküyor.

Kredi notu; yatırımcıların kayba uğrama olasılığıdır. Bu açıdan Kredi derecelendirme kuruluşları, şirketlerin ve ülkelerin geleceği bakımından da önem taşıyan kurumlardır. Kredi derecelendirme kuruluşlarını anlamak gerekir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının piyasayı geriden takip ettikleri yönündeki temel eleştiri esasen doğru ama bu da anlamsız bir tespittir. Zira istatistik, veri ve hikâye oluşmadan piyasanın önüne geçerek bir takım öngörülerde bulunmak falcılıktan başka bir şey olamaz. Kredi derecelendirme kuruluşları falcı değildir. Kaldı ki kredi derecelendirme kuruluşlarının proaktif davranarak önden piyasaları etkilemelerini beklemek de doğru değildir. Esas tehlike budur!

Rating esasen bağımsız bir dış denetim faaliyeti olduğu için, rating alanlar, kredi derecelendirme kuruluşlarından pek hoşlanmazlar ancak yatırımcılar da, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerini yatırım kararlarında temel girdi olarak kullanırlar. Rating kuruluşlarının önemi de bu noktada ortaya çıkıyor. Uluslararası ekonomik entegrasyonun önemine inanılıyor ise rating kuruluşlarına gerekli itibarı vermek gerekir. Bir rating kuruluşu pozisyon almamış ise uyarıları daha çok objektif oluyor. Diğer taraftan, “kredi derecelendirme kuruluşlarının yatırımcılar nezdinde önemi azalmıştır” şeklindeki iddialar çok net olarak yanlıştır. Zira kredi derecelendirme kuruluşlarının en büyük geliri hala yatırımcılardan geliyor. Oysa yatırımcıların kredi derecelendirme kuruluşlarına verdikleri önemde bir azalma olsaydı, kredi derecelendirme kuruluşlarının bu alandan elde ettikleri gelirleri düşmeye başlardı. Hâlbuki gelirler giderek artıyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarını eleştirmek, eksikliklerine işaret etmek gayet doğal. Ancak onları reddetmek, rollerini küçümsemek anlamsızdır. Türkiye’nin uluslararası piyasalardan fon temin eden ve borçlanan bir ülke olması nedeniyle kredi derecelendirme kuruluşlarının görüş ve değerlendirmelerine itibar etmemesi yararsızdır. Cari açığı bu kadar yüksek olan ve tasarruf eksikliği had safhada bulunan bir ülkenin ve hele hele küresel para rejimlerinin kötüleşeceği günlere girilen bu dönemde kredi derecelendirme kuruluşlarına ve değerlendirmelerini dikkate alması daha çok önem arz ediyor. Türkiye’nin dış şoklara karşı dayanıklılığı elbette içsel sebeplere ve kendi dinamiklerine göre şekillenmiştir. Ancak bu dönemde Türkiye’nin yatırım yapılabilir kategoride tutulması da kırılganlıkların yönetilmesinde, piyasaların istikrarında önemli bir kalkan görevi görüyor. O nedenle kredi derecelendirme kuruluşlarını umursamamak, uyarılarını dikkate almamak hiçbir yarar getirmez.

Makro Analiz

Orhan Ökmen

JCR Eurasia Rating Başkanı

okmen@turcomoney.com

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=