Ertuğrul on the road |
|
| Serdar Turgut |
Ertuğrul on the road
Bir süredir Ertuğrul Özkök durmadan yollara düşeceğinden bahsediyor. Bir Sibirya'ya gideceğim diyor sonra da Yemen'den bahsediyor. Seyahat tasarılarını anlattığı yazılarını genellikle kendi içine yapacağı yolculuk gibi son derece romantik ve duygusal bir anlatımla bitiriyor. Yemen'e gitme niyetini açığa vurduğunda ben onun tamamen delirmiş olduğuna karar vermiştim. Şimdi kendi içinde bir yolculuğa çıkarsa umarım o da delirdiğini tespit edecektir. Bu arada, bizim gibi insanların bu dünyada yapabileceği en tehlikeli yolculuk kendi iç dünyamıza yapacağımız yolculuklardır. Ben bir keresinde denedim bunu ve iç yolculuğumda gördüğüm şeyler beni hiç memnun etmedi hatta bazıları korkuttu bile. Kendimi tahammülü çok zor bir yolculuk serüveni olarak gördüm. Aman kardeşim Ertuğrul sakın ha yapma iç yolculuğunu. Onun yerine sen Yemen'e git, çok daha iyi olur. Çünkü Yemen'in senin iç seyahatinde göreceğin her şeyden çok daha güzel olacağını düşünüyorum. Gel benim tavsiyemi tut. Bu arada, seni hala daha neden arkadaşım varsayıp tavsiyeler falan yapıyorum, bilemiyorum. Çünkü beni arkamdan bıçakladın sen. Yeni dönemin ilk arkadan bıçaklanması olayı olarak kabul ediyorum bunu. Yine bir seyahat yazısı yazdı (o da iç seyahatini anlatarak bitti tabi ki) ve Amerika'da Route 66'da seyahate çıkacakmış, bunun hayalini kurdu. Bunu anlatırken Allen Ginsberg, Timothy Lear, Hunter Thompson, Ralph Steadman gibi kült isimleri saymış. Ve yanına Kanat Atkaya'yı da alıp o efsane isimlerin izinden gideceğini söylemiş.
YUH OLSUN SANA YUH! Yuh olsun sana Ertuğrul. Tamam hayal kur ama o kült isimleri Türkiye'ye tanıttığı söylenebilecek ve seni Hunter Thompson ile tanıştıran arkadaşını bari bu konuda olsun unutma. Yuh ki yuh. Bari hayal kurarken beni de yanına almayı düşün, değil mi ama. Yola düşmek üzerine yazı yazılıyorsa bari kült isimlerin arasına Jack Kerouac'ı da koysana be adam, pes yani. Şimdi kızgınım, kızınca da böyle yazarım işte. Aslında bu unutkanlığa kızmama pek neden de yok. Çünkü dediği gibi ikisi birlikte bensiz giderlerse bu seyahate, onlar kesinlikle Route 66 üzerinde kaybolacaklardır. Veya kılavuzları ben olmazsam yolculuğun bir aşamasında mutlaka öleceklerdir. Sessizce köşeye çekilip onları yolculuğa teşvik etmek en iyi çözüm olabilirdi ama arkadan bıçaklamalarına rağmen yine de kıyamıyorum onlara. Evet Kanat'ın bilgisi vardır oralar hakkında ama onun Amerika bilgisi teoriktir, bu onları kurtarmaz. Ancak benim gibi New York'un vahşi sokaklarından yetişmiş bir adam onları sağ salim çıkarır o seyahatten. Çünkü Route 66 seyahati sadece arabayla gitmekten ibaret değildir. Yolda gelenek olsun diye (saydığın isimlere bir bak anlarsın ne demek istediğimi) arada bir kafayı da bulmak gerekecektir. Kim bulacak malları size ha; haydi cevap verin bakayım bana muhteşem ikili. 'Kafa bulduracak mal nasıl bulunur?' hakkında yazılmış seyahat kılavuzları da yok maalesef. Kanat da bilmez bu işleri. Onu bir tek ben bilirim. Bilmem anlatabildim mi masum çocuklar... Yolda yürürken 100 kişi arasında hali, tavrı, duruşuyla satıcıyı sadece ben görebilirim ve ona ne diyeceğimi de bir tek ben biliyorum. Tahmin ediyorum ki; Kanat o durumda sadece mal bulunduktan sonra kafayı bulmaya yarar. Ertuğrul onu da beceremez veya bunu denerse seyahatinin yolunu tam şaşırır ve Kaliforniya yerine Kanada'ya filan gider. İkisi de İngilizce biliyorlar ama Kanat'ın fazla pratiği yok, onun konuştuğu İngilizce'yi sadece Cambridge'deki İngilizler anlar. Teksas'ta bu lehçeyle konuşanları 'Bize galiba fena bir şey söylüyor bu' deyip ne olur ne olmaz diye anında öldürürler. Ertuğrul ise İngilizce'yi Fransız gibi konuşuyor. Route kelimesini Rout diye yazıyor ve o konuştuğunda ben gözlerimi kapadığımda aklıma Pembe Panter filmlerinin dedektif Clouseau'su geliyor. Onun İngilizce'si aynen Inspector Clouseau'nunki gibi. (Dedim ya kızgınım artık ben de yoldan çıktım, durduramazsınız beni) Anlayacağınız, onların yanına benim gibi Brooklyn lehçesi ile İngilizce konuşabilen bir adam mutlaka gerekiyor. O İngilizceleri ile onlar yolda su bile satın alamazlar. Bana inanmıyorlarsa bir Amerikalı'ya sadece bir kez olsun 'water' (su) desinler de bakalım Amerikalı anlayacak mı dediklerini?..
FATİH ALTAYLI DA OLMALI Açıkça söyleyeyim; bu tür seyahati hayal edeceksek benim kafamdaki grupta mutlaka Fatih Altaylı da bulunuyor. Ertuğrul hatırlar mı bilmiyorum da bizim masumiyet çağımızda Fatih ile ben Hürriyet'te aynı sayfayı paylaşarak yazdığımız günlerde onunla ikimiz Amerika'ya gidip Route 66'da seyahat edip bunu yazma planları yapmıştık. Foto muhabiri de gelecekti bizimle. Ertuğrul da çok beğenmişti bu projeyi. Ben çok istekliydim bunu yapmaya. Araba kullanmayı hiç öğrenmediğim için arabayı Fatih kullanacaktı. Onun kullanma hızıyla tüm yolculuk iki günde tamamlanırdı herhalde. Hem o aynı zamanda koruma görevini yapmaya da uygun vücut ölçülerine de sahip. Ben kavga çıkarmayı çok iyi bildiğim halde kavga edemem. Sadece iyi dayak yerim. Artık kavgayı da da bir zahmet Fatih yapıversin diye düşünmüştüm o dönemde. Ama yapamadık bu projeyi o günlerde. Masumiyet günlerimiz de maalesef sona erdi. Oramızdan, buramızdan yaraladı hayat bizleri. Şimdi yine aynı konu açıldığında eski projeyi de hatırladım. Benimkisi sadece nostaljiden ibaret. Yani, Ertuğrul'un yapacağını söylediği gibi bir 'Trans-Ertuğrul' seyahatine benzeyen bir 'Trans-Serdar' iç seyahati söz konusu değil katiyen burada...
|
|