'Özkök dayak yerse şaşırmam'
Özdil’in Hürriyet’te rahat durmasının mümkün olmadığını ve başını belaya sokacağını tahmin ediyorum. Çünkü o ortamı iyi tanırım. Bir yazarı hayli sinirlendiren bir ortam vardır orada
‘Meyve veren ağaç taşlanır’, bir yazarın gelişim sürecini en iyi anlatan sözlerden bir tanesidir.
Kendi yazarlık gelişimimde ben, bana saldırıların en fazla olduğu dönemde rahatlamıştım.
Ancak o zaman ‘Galiba bu iş oldu’ diye düşünmüştüm.
Bu, neredeyse bir kuraldır. Yazarlar arasında kıskançlık hayli fazladır. Bu da sağlıklıdır. Çünkü sağlıklı rekabeti teşvik eder ve sonunda toplam kalitenin yükselmesini sağlar. Gayet tabii ki arada bir belaltı vuruşlar da olur. Bu da mesleki bir cilvedir. Her yazarın bu konuda farklı yaklaşımı vardır. Bazısı belaltı vuruşa hiç cevap vermemeyi tercih eder. Ya kendine çok önem vermektedir ya da korkar cevap vermekten.
Ben, bana saldırı olmasına bayılırım. Bu, bana aynı tonda savaşma fırsatını verir. Durup dururken o tonda yazmak hoş olmayacağından, o tonu benimsemek için bir vesile olmasına ihtiyaç duyarım.
Neyse bunlar gayet tabii ki genel doğrular olarak kabul edilebilir. Bu yazının da gösterdiği gibi fazla uğraşılmaya başlanan Yılmaz Özdil son derece başarılı bir yazardır. Gerçi benim bu yazıyı yazma nedenim ancak sonuna kadar okunduğunda ortaya çıkacak ama olsun.
‘Büyük yazar’ olarak sunulmak her yazarın üzerinde anormal baskı yaratır, çünkü gazetede gündelik yazıda ‘büyüklük’ kriteri hem net koyulmamıştır hem de son derece subjektif bir değerlendirmedir. Bu yüzden içi zor doldurulabilecek bir taleptir.
Ben Yılmaz Özdil’in bu iddianın içini dolduracak performans sergileyeceğine emindim. İlk yazısında bunu gösterdi zaten. Ama hemen sonra Emin Çölaşan ile yaşanan tatsız olay ve o süreçte çıkan söylentiler Özdil’in performansını etkiledi mi nedir, bir süre çalkaladı ama sonunda kaçırılan uçakla ilgili yazısında mizah düzeyini güzel tutturarak, formunu tekrar yakaladı.
Bu yazı serüvenini yakından izliyorum ve Özdil’in Hürriyet’te rahat durmasının mümkün olmadığını ve başını belaya sokacağını tahmin ediyorum. Çünkü o ortamı iyi tanırım. Bir yazarı hayli sinirlendiren bir ortam vardır orada.
Özdil’in de pek sakin bir insan olmadığına eminim. Bu yüzden kavgalar mutlaka çıkacaktır. Özkök de bu tür şeylere yıllardır alıştı. Ama bu sefer durum biraz farklı. Eğer bana anlatılanlar doğruysa -ki doğrudur- mutlaka Özdil’in tartışmalarını hep kağıt üstünde tutmak diye bir âdeti pek yokmuş. Yani fazla üstelediği bir gün Özkök dayak yerse hiç şaşırmayın.
Özdil’in dayak atılması gereken ortamı provoke edeceğine de şüphem yok. Hatta daha dün yazısını okurken kendi kendime ‘Ha işte başladı’ dedim. Bakın neler yazmış:
‘Meclis başkanlığını da istiyorlar, başbakanlığı da, cumhurbaşkanlığını da belediyeleri de, muhtarlıkları da, bürokrasiyi de, medyayı da, futbolu da, futbol federasyonu başkanlığını da...
Hepsini...
Böyle bir hırs ilk defa.’
Ben bu yazıyı okur okumaz, ‘Adam beşinci yazısında hemen kendi patronunu hedef almış. İşte gördünüz mü olanları’ diye düşündüm. Çünkü adam tamamen Aydın Doğan’ın hırsını ve tavrını tarif ediyordu yazısında ama sonra anlaşıldı, bu satırlar Aydın Doğan ile alakalı değilmiş, AKP iktidarı ile ilgiliymiş...
Ben de Özdil’i doğruları yazdığı için açıp tebrik etmeye hazırlanmıştım halbuki. Neyse başka zaman artık...
Sardar Turgut / Akşam
Yorum Yaz