Din, bilim ve ahlak
İkincisi, toplumsal yaşamdaki ahlak kurallarını, insan ilişkilerini düzenler. Cinsel yaşam, aile bağları, davranış kuralları, uyulması gereken normlar...
Üçüncüsü, insan yaşamına anlam katar.
‘İyi’ ve ‘kötü’ olmanın bedelleri vardır. Bu dünyada olmasa bile öldükten sonra yaptığımız iyiliğin mükâfatını, kötülüğün cezasını mutlaka çekeceğiz, bundan kaçış yoktur.
Kapsadığı bu alanlar nedeniyle din pek çok açıdan bilimle çatışma içindedir. Modern bilimdeki gelişmeler, evrenin yaratılışı konusunda dinin ileri sürdüğü görüşlere karşı çıkıyor. Fizikteki ‘büyük patlama’ kuramı da, biyolojideki evrim kuramı da dinlerle bilim arasında sürtüşmeye yol açtı.
Fakat bu sürtüşme sadece ontolojik alanda olmuyor. Çağdaş ahlak kuralları da bilimsel gelişmelerden etkilenmektedir. Bilimin ve teknolojinin bu kadar egemen olduğu bir dünyada, davranış normlarının bilimsel gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil. Organ nakli bir örnek. Bir gün baş (ya da gövde) nakli gerçekleşirse ne diyeceğiz? Örneğin, yeni başı (veya gövdesi) olan bir kişinin eski eşi ile ilişkisi ve mülkiyet ilişkileri nasıl düzenlenecek?
Geçenlerde Vatikan ‘Uzayda başka canlılar olabileceğini, bunu kabul etmenin dini inancı zedelemeyeceğini’ açıkladı. Bir zamanlar dünya yuvarlak ve dönüyor diyen bilim adamlarını cezalandıran Vatikan için olumlu bir adım olduğuna kuşku yok. Bir gün uzaylılar çıkıp gelecek olurlarsa, Vatikan mahcup olmayacak demektir.
Belki de en iyisi din adamlarının ontoloji sorunlarını bilim adamlarına bırakmalarıdır. Ama sorun sadece yaratılış tartışmalarından kaynaklanmıyor ki. Aynı zamanda ahlak da tartışma konusu.
Dinin ahlak düzenlemesinden (normatif düzenlemeden) vazgeçmesi pek mümkün gözükmüyor.
Örneğin geçenlerde çok ilginç bir buluş gerçekleşti. Domuzların sidik torbasından elde edilen bir ilacın kopmuş bir parmağı yenilediği, parmağın büyüyerek eski biçimini aldığı görüldü. Böyle bir tedavi yöntemi kabul edilir ve yaygınlaşırsa, domuzu ‘mekruh’ olarak kabul eden Museviler ve Müslümanlar ne yapacak? Büyük bir ihtimalle tedaviyi kabul edeceklerdir. Kutsal kitaplarda yer alan domuzla ilgili metinleri de yeni bir yoruma tabii tutacaklardır. Ama sonuç olarak bazı alanlardaki davranış normunu belirleyen güç, uzun dönemde din değil, bilim olmaktadır. Bununla birlikte ahlak normlarını gelecekte tümüyle bilimin belirleyeceğini, dinin hiçbir etkinsinin kalmayacağını ileri sürmenin yanlış olacağını düşünüyorum. ‘Yalan söylemeyin, öldürmeyin, size yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın..’ türü ahlak kuralları hep olacaktır. Bilimsel gelişme nereye varırsa varsın.
Ama bir alan var ki, geçmişte tümüyle ve hep dinin etkisi ve denetimi altında kalmıştır, gelecekte de öyle olmaya devam edecektir:
Hayatın anlamı, ölüm ve sonrası. O alan, bilimin soluğunun kesildiği yerdir.
Yorum Yaz