Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 17°
    23 Eylül 2019 10:08
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

AB Bakanı Volkan Bozkır'dan Turcomoney'e çok çarpıcı açıklamalar

02 Şubat 2016 14:15

Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır, Turcomoney’e girişimcileri çok yakından ilgilendiren açıklamalar yaptı: Avrupa Birliği, yenilikçi firmalara 80 milyar Euro’luk destek verecek. Bu büyük desteğin detayları Turcomoney’de…

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, yarın asırlık bir tarihe dayanıyor. Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye, 31 Temmuz 1959'da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulundu. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Başbakanı Adnan Menderes yaptı. başvuru ile Türkiye, Avrupa'ya ilk adımı attı. Bu girişim, 12 Eylül 1963 yılında yapılan Ankara Anlaşması ile çok önemli bir sürece girdi ve ortaklık anlaşmasına dönüştü. 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturuyor. Anlaşma'ya imza atan dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Avrupa Birliği'ni, "Beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur eser" olarak tanımladı.

Ankara Anlaşması'nın 28. maddesi ise Türkiye'nin üyeliğini düzenliyor: "Anlaşma'nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma'dan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye'ce üstlenilebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler."

Görüldüğü üzere bu anlaşma temel amaç, "Türkiye-AET ortaklık ilişkisinin nihai hedefi Türkiye'nin Topluluğa tam üyeliğidir."

AET’ye yapılan ilk başvurudan bu yana 57 yıl geçti. Fakat, Türkiye hala Avrupa Birliği üyesi değil. Bir açılan bir kapanan Avrupa Birliği kapısı, geçen yıl patlak veren göçmen krizi ile yeniden aralandı. Görünen o ki, bu sefer kapı sonuna kadar olmasa da iyice açılmış durumda.

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Turcomoney’e Türkiye-AB ilişkilerindeki son durumu ve önümüzdeki döneme ilişkin hedefleri açıkladı.

 

Sayın Bakanım Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu 50 yılı geçti. Bir ileri bir geri devam eden bu ilişki, zaman zaman çok üst düzeyde bir noktaya ulaştı, zaman zaman deyim yerindeyse rafa kaldırıldı. Türk halkı da bu ilişkiden soğumuş olmalı ki, bir ara yüzde 70’leri aşan destek, ciddi şekilde azaldı. Şimdi Avrupa Birliği kapısı yeniden aralanmış gözüküyor. Son olarak 14 Aralık’ta Brüksel'de gerçekleştirilen Hükümetlerarası Katılım Konferansının 11. toplantısında 17 No'lu Ekonomik ve Parasal Politika faslı müzakerelere açıldı. Bu gelişme ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Bu faslın açılması ne anlama geliyor?

Öncelikle belirtmek isterim ki, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde zaman zaman meydana gelen aksaklıklara rağmen Türk kamuoyu, genel olarak Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemektedir. AB sürecine duyulan ilgide yaşanan değişimler, çoğunlukla yapısal nedenlerden değil konjonktürel olarak yükselen endişelerden kaynaklanmaktadır. Son dönemde ilişkilerde yakaladığımız olumlu ivme neticesinde, AB üyeliğine verilen desteğin yakın zamanda daha da yükseleceği inancındayım.

Son dönemde bölgemizde ve küresel boyutta yaşanan göç krizi, terör ve ekonomik kriz gibi gelişmeler AB’nin Türkiye’nin önemini daha iyi anlamasına yolaçmış ve Türkiye- AB ilişkilerinde bir paradigma değişikliğine yol açmıştır.

Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla 29 Kasım 2015 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen Türkiye-AB Zirvesi, Türkiye-AB ilişkilerindeki bu yeni dönemin başlangıcı olmuştur. Zirvede, katılım müzakerelerinin yeniden canlandırılması, terörle mücadelede işbirliği, Vize Serbestisi Diyaloğu sürecinin hızlandırılması, göç yönetiminde yük paylaşımı, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve kritik önemi haiz alanlarda Türkiye-AB üst düzey diyaloğun artırılması dahil somut kararlar alınmıştır. Zirve’nin hemen sonrasında, 14 Aralık 2015 tarihinde iki yıl aradan sonra Türkiye-AB Hükümetlerarası Katılım Konferansının toplanması ve 17 No’lu Ekonomik ve Parasal Politika Faslının müzakerelere açılması, tarihi nitelikteki Türkiye-AB Zirvesi ile yakalanan ivmenin somut bir göstergesi olmuştur.

Ekonomik ve Parasal Politika Faslının açılması Türkiye ile AB arasında hâlihazırda ileri olan ekonomik ilişkileri daha da güçlendirecektir. Türkiye ile AB arasında oldukça sıkı ekonomik ve ticari bağlar bulunmaktadır. Zira AB mal ve hizmetleri için önemli bir pazar (7. büyük ticaret ortağı) teşkil eden ve pek çok doğrudan yabancı yatırıma ev sahipliği yapan Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyon bir kazan-kazan durumu yaratmaktadır. Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan AB, doğrudan yabancı yatırımların da bir numaralı kaynağı durumundadır. Avrupa’nın en büyük 6. ekonomisi olan Türkiye iktisadi açıdan diğer aday ülkelerden oldukça farklı bir yapı sergilemektedir. Ülkemizin Gümrük Birliği dolayısıyla hâlihazırda AB ile ileri ticari bütünleşmeye sahip olması, işgücünün niteliği, demografik dinamizmi, ekonomik yapısı ve güçlü bankacılık sistemi Türkiye’yi diğer aday ülkelerden olumlu anlamda ayrıştırmaktadır.

Sürecin canlanması Türkiye’nin risk priminin azalması ve yabancı yatırımcıların ülkemize olan ilgisi açısından da olumlu yansımalar yaratacaktır. Ayrıca Fasıl istihdam, yatırımlar ve kalıcı refah artışı açısından önemli bir çıpa görevi görecektir. Fasıl kapsamında AB’ye yakınsama süreci devam edecek ve üyelikten sonra Maastricht Kriterlerinin karşılanmasının ardından avroya geçiş için gerekli düzenlemelerin yapılması gündeme gelecektir. Pek çok AB ülkesi kamu maliyesine ilişkin Maastricht Kriterlerini karşılayamazken Türkiye bu kriterleri rahatlıkla karşılamaktadır. Türkiye’nin gösterdiği bu performansın önümüzdeki dönemde de sürdürülebilmesi için gerekli çalışmalara devam edilecektir.

TÜRK VATANDAŞLARI, AB ÜLKELERİNE VİZESİZ SEYAHAT EDEBİLECEK

Kasım ayının sonunda Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ile AB Konseyi Başkanı Donald Tusk Brüksel’de gerçekleştirdiği zirvede, Türkiye'nin yol haritasına uyması şartıyla Ekim 2016 itibariyle Türk vatandaşlarından Schengen vizesi istenmesine son verilebileceği vurgulandı. Siz de vize serbestisi konusunu açıkladınız ama halkın kafası karıştı. Türk vatandaşları, 2016 yılının Ekim ayından itibaren Avrupa Birliği ülkelerine serbestçe, yani vizesiz olarak girip dolaşabilecekler mi?

Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıç noktasını oluşturan 29 Kasım 2015 tarihli Türkiye- AB Zirvesi’nde son derece önemli ve somut kararlar alınmıştır. Bunlardan biri de Türk vatandaşlarına uygulanan Schengen vizesinin kaldırılması sürecinin hızlandırılması konusunda alınan karardır. Buna göre, Türkiye ile AB arasında başlatılan Vize Serbestisi Diyaloğu kapsamında, Türk vatandaşlarına uygulanan Schengen vizesinin Ekim 2016’da kaldırılmasını temin edecek şekilde, Geri Kabul Anlaşması’nın Haziran 2016’dan itibaren tam olarak uygulanması konusunda mutabakata varılmıştır. Bir başka ifadeyle, Geri Kabul Anlaşması’nın üçüncü ülke vatandaşları bakımından da uygulanmaya başlaması dahil olmak üzere Vize Serbestisi Yol Haritası’nda yer alan yükümlülüklerimizin yerine getirilmesini takiben AB ile vize serbestisi gerçekleşecektir.

Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin Vize Serbestisi Yol Haritası’nı uygulamasına ilişkin ikinci raporunu Mart 2016’da açıklayacaktır. Üçüncü ve son raporunu ise 2016 sonbaharında yayımlayacaktır. Bunun üzerine ilgili AB tüzüğünde gerekli değişikliğin yapılarak Türk vatandaşlarına uygulanan Schengen vizesinin Ekim 2016 itibarıyla kaldırılması hedeflenmektedir. Bu hedefe ulaşmak için üzerimize düşen yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla ilgili Bakanlıklarımızla birlikte yoğun bir çalışma içindeyiz. Schengen vizesi, Birleşik Krallık ve İrlanda hariç tüm AB üyesi ülkeler için geçerlidir. Vize serbestisi gerçekleştiğinde, biyometrik pasaport hamili tüm Türk vatandaşları Birleşik Krallık ve İrlanda hariç tüm AB üyesi ülkelere üç aya kadar vizesiz seyahat edebilecektir. Ayrıca, AB üyesi olmamakla birlikte İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn da Schengen sistemine dahildir.

Suriye krizi nedeniyle büyük bir göç dalgası yaşanıyor. Bu dalganın en ağır yükünü ise Tür­kiye çekiyor, çekmeye devam ediyor. Avrupa Birliği, bu göçü durdur­mak için Türkiye’ye 3 milyar Avro ödeyecek. Ancak son gelen açıklamalar, bu konuda tereddütler doğurdu. Son durum nedir?

Avrupa Birliği, Suriye krizinden etkilenen ülkemize yardımcı olmak ve oluşan mali yükü paylaşmak üzere 3 milyar avro tutarında mali destek sağlayacağını açıklamıştır. Bu destek, Türkiye’nin ihtiyaçları için değil, Türkiye’de geçici korumadan yararlanan Suriyeliler için harcana­cak bir fondur. Avrupa Komisyonu, 3 milyar avro tutarındaki bu fonun Sığınmacı Mali İmkânı adı altındaki bir me­kanizma ile sağlanacağını belirtmiştir. Bu karar Kasım ayında düzenlenen Türkiye-AB Zirvesi’nde de teyit edilmiştir. Dolayısıyla bu yardımın sağlanması noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. AB içinde tartışılan husus yardımın yapılması değil, ne kadarının AB bütçesin­den, ne kadarının AB üyesi ülkelerce karşılanacağıdır. Aynı şekilde, mali yardımın nerede ve hangi projelerde kullanılacağına yönelik istişare süreci devam etmektedir.

 

KUZEY KIBRIS OLMADAN  ADA’DA ÇÖZÜM OLMAZ

En çok tartışılan konulardan biri de Kuzey Kıbrıs’ın AB üyeliği. Güney Kıbrıs. 1 Mayıs 2004 tarihinde adanın güneyi Avrupa Birliği üyesi olmuş Kuzey Kıbrıs ise bu üyeliğin dışında kalmıştı. Tekrar başlayan Kıbrıs müzakereleri ise hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Kıbrıs’ta bir anlaşma sağlanması halinde Avrupa Birliği’nin dışında kalan ve izolasyonlar altında sıkışmış olan Kıbrıslı Türkler de Avrupa Birliği üyesi sayılacak. Siz Kuzey Kıbrıs’ın AB’ye üyeliği ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Kıbrıs sorununda bugün, sorunun 50 yıllık mazisi göz önünde bulundurulduğunda, çözüme çok yakın bir noktada bulunuyoruz. Geçtiğimiz 10 yılı aşkın süredir, çözüme en çok yaklaşılan 2004 yılında Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinin ve AB’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) göz ardı ederek, tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni üyeliğe kabul etmesinin sıkıntılarını hep birlikte yaşadık. Son 10 yıl tüm taraflara çözümsüzlüğün hiçbir fayda sağlamayacağını göstermiştir.

Bugün, çözüm olmadan Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye yapılmasının büyük bir hata olduğu, birçok kesim tarafından da paylaşılan bir düşüncedir. AB, KKTC’ye verdiği sözleri tutmamış ve onlara adil davranmamıştır. Çözüm neticesinde KKTC’nin AB’ye üyeliği ile yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar da kalkmış olacaktır. Ayrıca, AB’nin Güney Kıbrıs’ın tek taraflı kabulünün yarattığı problemleri çözme yönünde gerçek kapasitesini bugüne kadar göstermediğini görüyoruz. Bu çerçevede, yeniden başlatılan müzakereler, AB’nin kendinden beklenen şekilde çözümün bir parçası olması için önemli bir fırsattır. Kıbrıs konusunun çözülmesi sonucunda ortaya çıkacak yeni durumun hukuki açıdan kesin ve güvende olabilmesi için AB’nin birincil hukukunun bir parçası olması gerekmektedir. AB’nin Kıbrıs konusunun çözümü için yapacağı en önemli katkı bu olacaktır. Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının, Doğu Akdeniz’de işbirliği için pozitif bir atmosfer yaratacağını ve dünyada mevcut başka sorunların çözümü için de bir örnek teşkil edeceğini düşünüyorum.

AB İLE GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENECEK

Türkiye, 78 milyonluk nüfusu ile dev bir pazar. Nüfusunun büyük bölümü genç, üretken. Tüketim eğilimi yüksek. Aynı zamanda artık girişimcileri ile, büyük yatırımcıları ile Türkiye, çok farklı bir ülke. Avrupa ise nüfusu giderek yaşlanan, genç işgücüne, yatırıma ihtiyaç duyan bir bölge. Türk girişimciler, büyük Türk yatırımcıları için Avrupa Birliği ülkelerinde ne gibi fırsatlar var?

Avrupa Birliği ekonomisinde önemli bir sorun olarak ortaya çıkan yaşlanma ve buna bağlı olarak istihdamın olumsuz yönde etkilenmesi artık ciddi şekilde alarm vermektedir. Bugün AB’de yaş ortalaması 42,2 iken ülkemiz ortalaması 30’un altındadır. AB, Japonya’dan sonra en hızlı yaşlanan nüfusa sahiptir. Bir müddettir bu sorunun göçmen işçiler yoluyla çözümlenmesi gibi bir bakış açısı mevcut ise de, halen artmakta olan yabancı düşmanlığı ve milliyetçi eğilimler farklı bir sorun odağı oluşturmaktadır. Buna karşın, yaklaşık 10 yıl önce yılda %3’ün üzerinde büyüme eğilimi gösteren AB ekonomisi, finansal kriz nedeniyle 2009 yılında ciddi bir daralma yaşamış ve 2014 yılı itibarıyla ancak %1,4 oranında büyüme sağlayabilmiştir.

Türkiye ekonomisi son yıllarda göz dolduran bir performans sergilemiş ve 2008- 2009 yıllarında ortaya çıkan küresel finansal krizin etkilerini en hızlı atlatan ülkelerden birisi olmuştur. Türkiye ekonomisinin yakaladığı bu başarıda, 2001 yılında yaşanan bankacılık krizinin ardından AB sürecinin de katkısı ve itici gücüyle gerçekleştirilen kapsamlı reformlar önemli bir rol oynamıştır. Küresel finansal kriz sonrasında yakalanan yüksek büyüme oranlarına istihdam artışı da eşlik etmiştir. Böylece, Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2002 yılında yaklaşık 230 milyar dolarken 2014 yılında 800 milyar dolar seviyesine gelmiştir. Bu dönemde ihracat 36 milyar dolardan 158 milyar dolara çıkmış, toplam ticaret hacmi 88 milyar dolarken 400 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye halen dünyanın en büyük 18. ekonomisidir. 2023 yılı hedefimiz ise ilk 10 ekonomi arasına girmek ve ihracatımızı 500 milyar dolar seviyesine çıkarmaktır.

Elbette, özellikle AB ile ekonomik ilişkilerimiz bakımından bu tablonun detaylarına indiğimizde dikkat çeken bazı hususlar da mevcuttur. AB’nin çektiği doğrudan yabancı sermaye yatırımı rakamları ve sektörleri kadar, aynı zamanda son dönemde gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmekte olduğu yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının rolü de yadsınamayacak bir gerçektir. Artık tüm dünyada klasik anlamda gümrük vergilerinin indirildiği ve mal ticaretini kapsayan ekonomik ortaklıkların ötesine geçilmektedir. AB ise bu gelişmenin en önde gelen aktörlerinden biridir. Söz konusu yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarında hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi, kamu alımları pazarlarının karşılıklı olarak açılması ve yatırımların kolaylaştırılmasına dair hükümler yer almakta, böylece ekonomik entegrasyon daha üst bir boyuta taşınmaktadır. Ülkemiz de bu gelişmenin dışında kalmamıştır. Hâlihazırda farklı ülkelerle kapsamlı serbest ticaret anlaşmaları imzalanmakta olup, Gümrük Birliğinin güncellenmesi için de çalışmalara başlanmıştır.

 

Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyon, bir “kazan-kazan”durumu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan AB ile ilişkilerimiz güçlenerek devam edecek.

 

İş dünyasında, özellikle de KOBİ ölçeğinde Avrupa Birliği fonlarından nasıl yararlanılabileceği tartışmaları yapılıyor. Bu fonlardan yararlanmak için işadamları, girişimciler ne yapmalı?

Avrupa Birliği tarafından ülkemize sağlanan yardımlar Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) adını taşıyan bir finansal enstrüman aracılığıyla farklı programlar ve öncelikler altında sunulan projeler vasıtasıyla kullanılmaktadır. Bu enstrümanın beş bileşeninden biri olan Bölgesel Rekabet Edebilirlik Operasyonel Programı (BROP) ülkemiz ekonomisinin rekabet gücünün artırılmasını ve bölgesel sosyo-ekonomik farklılıkların azaltılmasını amaçlamaktadır. Program kapsamında iş ortamının iyileştirilmesi, işletme kapasitelerinin artırılması, girişimciliğin teşvik edilmesi gibi konularda destek sağlanmaktadır.

IPA fonlarına ilave olarak, AB üye ülkeleri ve aday ülkeler arasında işbirliğini teşvik etmek üzere tesis edilmiş Birlik Programları aracılığıyla da destek sağlanması mümkündür. Bu programlar kamu kurumlarının yanı sıra işletmelerin de katılımına açıktır. Örneğin, KOBİ’lerin dış pazarlara ulaşma becerilerinin geliştirilmesini amaçlayan AB’nin İşletmelerin ve KOBİ’lerin Rekabet Edebilirliği Programı bulunmaktadır. Aday ülke olarak biz de bu Program içerisinde yer almaktayız

 

Girişimcilerimizin faydalanabileceği bir diğer Birlik Programı olan Horizon 2020 kapsamında ise 2014- 2020 döneminde araştırma ve yenilikçilik alanında AB ülkeleri ve diğer üye ülkelerdeki işletmelere 80 milyar avro değerinde finansman sağlanması planlanmaktadır.

Girişimcilerimiz Bölgesel Rekabet Edebilirlik Operasyonel Programı hakkında bilgi almak için Programın yürütülmesinden sorumlu olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına, İşletmelerin ve KOBİ'lerin Rekabet Edebilirliği Programı için KOSGEB’e, Horizon 2020 için ise TÜBİTAK’a başvurabilirler.

Bunun yanı sıra, tarım, balıkçılık ve kırsal kalkınma alanlarında kullanılmak üzere AB tarafından Türkiye’ye tahsis edilen hibe destekleri, IPA’nın Kırsal Kalkınma Bileşeni olan IPARD altında verilmektedir.

2007 yılında kurulan ve sonrasında Avrupa Komisyonu tarafından akredite edilen Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), 2011 yılından bu yana ilan ettiği proje başvuru çağrıları aracılığıyla, IPARD hibelerini, Programın uygulanması için seçilen 42 ildeki yatırımcıların kullanımına sunmaktadır.

TİCARİ HACMİMİZ 150 MİLYAR $’DAN 300 MİLYAR $’A ÇIKACAK

AB ülkeleri, Türkiye’nin dış ticaretinde en önemli paya sahip ülkeler. Nitekim AB ülkelerine yaptığımız ihracat, toplam ihracatımızın yüzde 40’larının üzerinde. Keza Türk turizminde de AB üyesi ülkelerden gelenlerin büyük payı var. Şimdi patlak veren Rusya krizi sonrasında AB ülkeleri ile nasıl bir çalışma yapılacak?

Ülkemiz, sadece AB’ye tam üyelik sürecinde yer alan ve Gümrük Birliğine taraf bir ülke değil, aynı zamanda Dünya Ticaret Örgütü üyesi güçlü bir ekonomidir. Dolayısıyla küresel pazarların sunduğu imkanların tamamına erişime haizdir. Öncelikli hedefimiz, yatırım programımızın iyileştirilmesidir. Amaçlanan temel konu, yabancı yatırımcılar kadar yerli yatırımcılarımız için de cazip bir atmosferin oluşturulması olacaktır. Temel gayemiz özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi ve artırılması olacaktır.

Bu aşamada yine Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinin öneminden bahsetmek istiyorum. Hâlihazırda ticaretimizde en önemli yere sahip olan ve yakında ABD ile tamamlayacağı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ile dünya ekonomisindeki rolünü ciddi şekilde artıracak olan AB ile yeni işbirliği alanlarına yönelmek ekonomimiz için oldukça olumlu sonuçlar doğuracaktır. Gümrük Birliği sayesinde mal ticaretinde pazara giriş olanaklarına kavuştuğumuz ve ticaretteki teknik kurallarına kadar mevzuatına uyum sağladığımız, kısacası iş ortamı olarak yıllardır aşina olduğumuz AB pazarında açılacak yeni kapılar yatırımcılarımız için önemli imkanlar sunacaktır. Hizmet ticaretinin serbestleşmesi ve kamu alımları pazarlarının karşılıklı olarak açılması gibi değişikliklerle girişimcilerimiz geniş AB pazarının sunacağı fırsatlardan yararlanabilme şansına kavuşacaktır. Böyle bir süreçte kaçınılmaz olan konu pazarların karşılıklı açılması olgusudur. Bu ise AB firmaları tarafından gelecek yabancı sermayenin artmasına ve yerli firmalarımızla kurulacak ortaklıklar ve gelişecek istihdamla ekonomimize ilave katma değer sağlayacaktır. Bizim öngördüğümüz, 150 milyar doların biraz üzerinde seyreden ticaret hacmimizin 300 milyar dolar seviyesine ulaşmasıdır.

Bu vesileyle gerçekleştiğinde dünya ekonomisinin %50’sini ve ticaretinin ise %30’unu oluşturması beklenen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığına dahil olma hususuna da değinmek istiyorum. Ülkemiz uzun yıllardır NATO’nun üyesidir ve AB’ye tam üyelik yolunda kararlılıkla ilerlemektedir. Böylelikle sadece ekonomik nedenlerle değil, siyasi ve stratejik olarak da bu Ortaklığa dahil olunması önem taşımaktadır. Konunun ekonomik boyutu da yadsınamayacak seviyededir. Yapılan bazı bağımsız araştırmalara göre TTIP’e dahil olmamamız, GSYH’mizde %2,5 seviyesine varacak kayıplara yol açabilecektir. Dahil olmamız halinde ise önümüze yeni ticaret ve yatırım imkanları açılacaktır. Bu amaç çerçevesinde gerekli tüm hassasiyetin ve görüşmelerin sürdürüldüğünü belirtmek isterim.

 

TÜRKİYE İLE AB, “KAZAN-KAZAN” İLİŞKİSİ İÇİNDE

Sayın Bakanım şöyle değerlendirmeler yapılıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne değil, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Son on yıllık dönemde çoklu krizlerle mücadele eden ve krizlerden güçlü bir şekilde çıkarak küresel konumunu kuvvetlendirmeye çalışan AB ile jeostratejik konumu, çok yönlü dış politikası ve istikrarlı ekonomisi ile geçmişte olduğu gibi, bugün de AB için anahtar bir ülke olan Türkiye’nin hedefleri ve öncelikleri örtüşmektedir. AB’yi etkileyen olaylar Türkiye-AB ilişkilerini daha güçlü bir zemine kendiliğinden yerleştirmiş, söz konusu sınamaların ancak ortak değerler, ortak çıkarlar ve ortak hedefler çerçevesinde ve işbirliği içinde atılacak adımlarla üstesinden gelinebileceği her iki tarafın da mutabık kaldığı bir husus haline gelmiştir.

Çağımızın hızla değişen küresel dinamikleri, Türkiye-AB bütünleşmesini giderek daha önemli ve vazgeçilmez kılmaktadır ki bu durum hem Türkiye hem de AB için geçerlidir. Türkiye-AB ilişkileri her iki tarafın da yararına olan “kazan-kazan” ilişkisine dayanmaktadır. Bu gerçek bugün olduğu gibi önümüzdeki dönemde de ilişkilerimizi şekillendirecek en önemli husustur.

 

AVRUPA BİRLİĞİ DAĞILMAZ

Son zamanlarda Avrupa Birliği ile ilgili ülkelerde ciddi tartışmalar yapılıyor. Referandumla Birlik’ten çıkma tartışmaları yapılıyor. Birkaç yıla kadar Avrupa Birliği’nin dağılabileceğinden ya da etkisinin, gücünün azalacağından söz ediliyor. Böyle bir Avrupa Birliği’ne girmenin Türkiye için ciddi bir fayda sağlamayacağı değerlendirmeleri yapılıyor. Bu konudaki eleştirilere, değerlendirmelere ne diyorsunuz?

AB’nin mevcut kriz nedeniyle dağılacağını iddia etmenin gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Avrupa Birliği’nin fikir babalarından Jean Monnet “Avrupa krizlerden doğdu ve krizler sonucunda şekillenecektir” diyor. Avrupa bütünleşmesinin tarihini incelediğimiz zaman, Monnet’nin ne kadar haklı oluğunu görüyoruz. 1960’ların “boş sandalye” krizinden, 1970’lerin Avrupa hastalığına, 1980’lerin Tek Pazar sancılarından, 1990’ların para politikası tartışmalarına kadar pek çok krizle karşı karşıya kalan Avrupa bütünleşmesi, her krizi başarıyla fırsata dönüştürebilmiş ve evrimine devam etmiştir. Savaşlardan doğan, krizlerle güçlenen Avrupa bütünleşmesi, bu krizi de aşacak, geliştirdiği yeni politikalarla geçmişte olduğu gibi, bu krizden de “yeni bir Avrupa” olarak çıkacaktır. Dolayısıyla AB ülkelerinin birlikte hareket ederek krizin aşılması için gerekli adımları atacaklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Öte yandan, krize ve bunca soruna rağmen dünya genelinde kişi başına düşen refahın ki ben bunu sadece kişi başına düşen milli gelirle sınırlamıyorum, en yüksek olduğu bölgenin AB olduğunu unutmamalıyız. Dolayısıyla, halihazırda gerek siyasi gerek ekonomik açıdan dünyanın en gelişmiş coğrafyası olan AB’ye üyelik hedefi bizim için ulusal bir mesele, stratejik bir hedeftir ve öyle olmaya devam edecektir.

 

Gözünü AB ülkelerine dikmiş, yatırım ve ihracat için imkan arayan, AB ülkelerinde iş yapmak isteyen girişimcilere, bu ülkeleri gezmek isteyen vatandaşlara ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?

Girişimcilerimiz, başta Gümrük Birliğinin güncellenmesi ve TTIP olmak üzere halen evrilmekte olan ve ehemmiyet arz eden süreçleri yakından takip etmeli. Hükümetimiz bu iki sürece dahil olma adına önemli adımlar atmakta ve firmalarımızın, dolayısıyla da insanımızın yeni imkanlara kavuşması için gerekli çalışmaları yapmaktadır.

Bir diğer konu da devam etmekte olan TTIP müzakerelerinde masada en öne çıkan hususlardan biri de budur- karşılıklı ticaret için gerekli teknik koşullara uyum sağlamak için şimdiden hazırlıklara başlanmasıdır. Gümrük Birliği sayesinde bu alanda çok önemli ilerlemeler kaydettik. Artık Türk malları herhangi bir engel olmadan AB pazarlarına doğrudan girebilmektedir. Çünkü AB ile aynı teknik koşulları esas alarak üretiliyorlar. Bunun sürdürülmesi ticarette teknik engellerin aşılması için önem arz ediyor.

Ayrıca, vatandaşlarımızın yıllardan bu yana muzdarip olduğu vize sorununu kaldırmak için üzerimize düşeni yerine getirmek üzere hızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şüphesiz vize sorununun aşılması hem Türkiye-AB ilişkilerini her yönüyle farklı bir boyuta taşıyacak, işadamlarımızın önünü açacak, hem de ülkemize ilişkin önyargıların aşılmasına önemli katkıda bulunacaktır.

Son olarak vurgulamak istediğiniz bir husus var mı?

Önümüzdeki dönemde AB ile üst düzey diyalog toplantılarımızı başlatıyoruz. Ocak ayında siyasi konular ve enerji alanlarında, Mart ayında ekonomi alanında Bakanlar ve AB Komiserleri düzeyinde yapacağımız diyalog toplantılarında ülkemizin stratejik çıkarlarını AB ile üst düzeyde ele alacağız. Ayrıca, 2016 yılında yeni fasılların müzakereye açılması için çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz.

Buna ilaveten, “Güçlü bir sivil toplum ve güçlü bir Türkiye” anlayışıyla şimdiye kadar İstanbul, İzmir, Konya, Adana, Bursa, Antalya, Samsun ve Eskişehir’de 8 adet sivil toplumla diyalog toplantıları düzenledik. Toplantılarımıza, yerel yönetimlerden iş dünyası kuruluşlarının temsilcilerine, üniversitelerden farklı inançgruplarına; gençlik ve kadın örgütlerinden engelli derneklerine kadar binlerce sivil toplum kuruluşunu temsilen 14000’den fazla kişi katıldı. Bu toplantıları, AB'ye üyelik sürecimizde gerçekleştirilen reformlara ilişkin toplumun tüm kesimlerinin nabzını tutmak anlamında çok önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz

 

  • Bu haberi paylaşın:
Yorum Yaz
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)




ÇOK OKUNANLAR
Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    05:1806:4513:0416:2619:1020:30
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=