Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 20°
    20 Ekim 2019 16:33
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Suriye, Türkiye için neden çok önemli?

06 Eylül 2016 21:28

Türkiye'nin Suriye'de gerçekleştirdiği "Fırat Kalkanı" ne anlama geliyor? Suriye operasyonu Türkiye için neden çok önemli? Haber1 yazarı, siyaset bilimci Prof. Dr. Bener Karakartal, Suriye operasyonunu analiz etti, muhtemel sonuçlarını ve öngörülerini kaleme aldı.

Bener Karakartal ile ilgili görsel sonucu

Türk ordusu Suriye’de: Bu bir test. Eğer ordunun Suriye operasyonu normal zamanlarda olsaydı yorumumuz çok farklı olacaktı.       Abdullah Öcalan’ın Suriye’de “misafir” olduğu günlere dönelim. Bir Türk Generali sınırda bir konuşma yapıyor. “Öcalan’ı çıkartın”. Suriye apar topar Öcalan’ı sınır dışı ediyor. O tarihlerde bir Fransız gazeteci bir Amerikalı Generale şaşkınlıkla soruyor  “bu nasıl oldu?” Amerikalı Generalin cevabı: “Türk ordusu öylesine güçlüdür ki Suriye’de ilerlemesi ancak Türk Generalleri çay molası verince durur.”

Bu durumu tarih ve istatistikler kanıtlıyor. Türk ordusu bin yıldır dünyada fırtına gibi esiyor. 1071’de Malazgirt’te o zaman dünyanın bir numarası olan Roma İmparatorluğunu dize getiriyor.  1453’te Türk ordusu ve Türk Komutanı Fatih Sultan Mehmet Roma İmparatorluğunu sahneden siliyor. Avrupa’nın en büyük şehri İstanbul’u ele geçiriyor. 16. Yüzyılda Türk ordusu Avrupa’nın kalbinde Viyana’yı kuşatıyor. Türk süvarileri Almanya içinde at koşturuyor. Kafkaslardan Fas’a kadar büyük coğrafya Türklerin denetimine geçiyor. 16. Yüzyılda Hristiyanlık Türklerin karşısında korkudan titriyor. O zamanki bilinen dünya Türklerden soruluyor.

1915: İmparatorluğun en zayıf zamanı. Dünyanın o dönemdeki en büyük iki ülkesi İngiltere ve Fransa dünyanın o güne kadar hiç görmediği büyüklükteki savaş gemileriyle Çanakkale’ye saldırıyor. Ve dünyanın en büyük iki devletinin orduları hala unutamadıkları bir büyük tokat yiyerek Çanakkale’yi terk ediyor.

1918: Fransa ve İngiltere 1. Dünya Savaşını kazanıyor. Almanya kayıtsız şartsız teslim oluyor. Almanya’nın müttefiki “ittihatçı” Osmanlı’da kayıtsız şartsız teslim oluyor. İstanbul işgal ediliyor.

Netice: bitmiş tükenmiş zannedilen Türk ordusu Dünya Savaşını kazanan dünyanın en büyük ordularını dize getiriyor ve onlara 1922’de unutamayacakları bir tokat daha atıyor. Vatan kurtuluyor.

1950 Kore, 1974 Kıbrıs. Türk ordusu dünyaya bir kez daha gücünü hatırlatıyor. Dünyanın beşinci büyük ordusu. NATO’nun ikinci büyük ordusu. Bunu biz değil istatistikler söylüyor. 

Evet: Silahlı Kuvvetlerin Suriye müdahalesi “normalde” Türk Ordusu için oldukça basit bir operasyondu. Ama araya “15 Temmuz” girdi. 15 Temmuz…

15 temmuz darbe girişimi ile ilgili görsel sonucu

15 TEMMUZ 2016: TÜRK TARİHİNDE EŞİ GÖRÜLMEMİŞ “BİR  FACİA”

Türkiye’de neler oluyor? İnanılmaz bir olay. Türk tarihinde rastlanmamış bir olay.

1918’de Osmanlı İmparatorluğu  Dünya Savaşını kazanan ülkelere kayıtsız şartsız teslim oldu. Fransız ve İngiliz donanmaları Boğaz’a demir attılar. Müttefik orduları İstanbul’u işgal etti. Ama ne İstanbul ne Meclis bombalandı. Ne toplar halka ateş açtı.

15 Temmuz 2016.  Türk askeri üniformasını giymiş katiller kasaplıklarına başlıyorlar. Türk milletinin paraları ile satın alınmış F16’lar TBMM’ni bombalıyor. Helikopterler makinalı tüfek ateşiyle Türk polisini, Türk halkını şehit ediyor. Tanklar kadın, erkek, genç, yaşlı demeden kendi vatandaşlarını paletlerin altına alarak parçalıyor. Türk halkının paralarıyla eğitilmiş komando subaylar Cumhurbaşkanını öldürmek için harekete geçiyor. Türkiye’ye ne oluyor? Neden böyle oluyor? Türk ordusu nasıl bu hale düşürülmüş?  Bu nasıl olabiliyor?

TÜRKİYE'NİN SURİYE OPERASYONU ile ilgili görsel sonucu

SURİYE OPERASYONUNU ÇOK ÖNEMLİ KILAN “15 TEMMUZ SENDROMU”

Ordu Suriye’de. Daha 15 Temmuz faciasının dumanı tütüyor. 21 Ağustos’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “ordudan da, polisten de tüm FETÖ’cülerin temizlendiği kanaatinde değilim” diyor. Bende Türk halkı gibi aynı kanaatteyim. FETÖ metastaz yapmış bir kanser. Kanserli hücrelerin azı temizlendi çoğu sinsice saklanıyor. Çünkü “FETÖ”nün özelliği “sinsilik” : onlar hem sağcı hem solcu, hem dindar hem değil. Asker üniformasıyla silah taşıyor, yargıç üniformasıyla “Türk Milleti adına” karar veriyor. Tümü zehirli yılan, öldüren  akrepler , acımasız katiller. Ama çok tehlikeliler. Özellikleri “sinsilik”. Özellikleri müthiş bir kamuflaj gücü. Çok iyi saklanıyorlar. Deliklerine girip çıkmakta çok mahirler. Çok acımasızlar. Vicdansızlar ,duygusuzlar. Öldürme hırsıyla programlanmış robotlar.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN CESARETİNİ KUTLAMAK GEREK

Bu ortamda Başkomutan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan orduya Suriye’ye girme emrini veriyor. Bu müthiş bir kendine güven operasyonu. Cumhurbaşkanı Erdoğan  bütün dünyaya 15 Temmuz’un geride kaldığını göstermek istiyor. Hem de Çin’deki G.20 liderler toplantısından tam önce.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “aranızdaki FETÖ’cü elemanları ihbar edin” diyor. Türk ordusu tekrar tarihteki asil çizgisine aralarındaki kanserli hücreleri bünyesinden atarak sağlığına tekrar kavuşmak zorundadır diyor. Bu çağrı FETÖ’cü elemanların en sinsilerinin yuvalandığı Yargı içinde geçerli.

BU GERÇEKLEŞECEK Mİ?

Benim bazı şüphelerim var. Bu şüphelerim hayal mahsulü değil. Kendi gözlemlerime dayanıyor. 15 Temmuz öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan yüksek sesle konuşuyordu. “Paralel bir kanser. Tek başıma kalsam bile paralelle mücadeleye devam edeceğim” diyordu. O tarihte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne kadar yalnız bırakıldığını görmemek için Siyaset Bilimi Profesörü olmaya lüzum yoktu. Her şey apaçık ortadaydı. Cumhurbaşkanı yapayalnız bırakılmıştı.

Son iki yılda bu konuda sayısız yazı yazdım. “Ana entrika Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tuzak” :Bakınız “ Prof. Dr. Bener Karakartal: Ana entrika ; "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tuzak." HABER1.COM 19 Ağustos 2015 13:42. “Türkiye’de siyasette bir süredir büyük bir tiyatro oynanıyor. Shakespeare’e layık bir türden. Ana entrika : Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tuzak.”

Bakınız: “paralele karşı çok konuşuluyor, hiç bir şey yapılmıyor. Paralelciler göstermelik bir şekilde tayin ediliyor. Çanakkale’ye, Diyarbakır’a, Gaziantep’e gönderiliyor. Bu operasyonlar tehlikeyi daha da büyütüyor. Kanser metastaz yapıyor. Paralelciler Türkiye çapında kumpaslarını genişletiyor. Erdoğan yanlısı insanlara kumpas yapılıyor. Entrikalarla polis, savcı, hakim üçgeni yalan ve uyduruk delillerle komedi gerekçeli kararlarla insanlar zindanlara atılıyor, öldürülüyor, suikastlara kurban gidiyor, kanser ediliyor. Cumhurbaşkanı yapayalnız bırakılıyor. Paralel dimdik ayakta”.

Bu yazılarımı internette bulabilirsiniz. Paralelle mücadele eden vatansever, namuslu hakimlerin ve savcıların yayınladığı “Adalet Gündemi”  sitesinin bu yazılarımdan manşetten alıntı yaptıklarını görebilirsiniz. Lütfen “adalet gündemi-paralel” yazısına bakınız. Ama bu yazıların kaç tanesinin Cumhurbaşkanına ulaştığını bilemiyorum. Aynı günlerde bu konuda sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki genç gazetecinin, birkaç AK Partili Milletvekilinin yazılı ve görsel medyada aynı çizgide ikazlarda bulunduklarını görebilirsiniz. Yargıda paralel, orduda paralel. “Durum facia” dediklerini hatırlayabilirsiniz. Aynı benim gibi “yazıyoruz, konuşuyoruz, bu mesajlar Cumhurbaşkanına iletiliyor mu?” dediklerini anımsayabilirsiniz. Ben yazılarımda Yargıdaki metastaz yapmış kansere dikkat çekiyorum. Genç gazeteciler ise   Orduda hatta Generaller düzeyinde hatta F16 pilotları düzeyinde çok sayıda paralel olduğunu  cesurca yazıyorlar ve görsel medyada söylüyorlar.  Darbeye daha bir yıl vardı. Hükümet cephesinde paralele karşı önemli bir hareket gözlemlenmiyordu.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN ile ilgili görsel sonucu

15 TEMMUZ ÖNCESİNDE CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GERÇEKTEN YALNIZ BIRAKILDI MI?

Evet. Hem de nasıl. Darbenin olduğunu devlet örgütünde duymayan kalmamış. Paralelin siyasi bacağı haberdar olmuş. Ama bu koca devlet örgütü ne Başbakan’a ne Cumhurbaşkanına tek kelime fısıldamamış. Bu en azından ayıp değil mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan darbenin başladığını darbe başladıktan sonra akrabalarından öğrenmiş. Türk Devlet Örgütünün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en azından bir özür borcu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’te ölümden kıl payı dönmüş. Allah Erdoğan’ı Türk milletine bağışlamış.

Türk siyasetinin de,  Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir özür borcu var. O “profesyonel siyaset” muhalefetiyle iktidarıyla, partilileriyle basınıyla Erdoğan’ı hapse girdiği zamanda,  Gezi olaylarında da,  17-25 Aralık’ta da Erdoğan’ı hep yalnız bıraktı. Erdoğan’a sokağa inen  millet sahip çıktı. Lider Erdoğan  kendisi sayesinde şan, şöhret, para pul sahibi olmuş kişiler tarafından ihanete mi uğruyor? Tarihte böyle örnekler var. Sezar Senato’da Senatörler tarafından sırtından hançerlenerek öldürülmüştü. Bu Senatörler arasında manevi evladı Brütüs’te vardı.  Erdoğan derecesinde memleketine aşık, çalışkan  bir liderin yirmi yıldır karşısına çıkanlar arasında onun sayesinde şöhret olmuş, kurumların başına tayin edilmiş kişilerin var olması insana Sezar’ın başına gelenleri ister istemez hatırlatıyor.

Bir bakıyorsunuz çok ünlü bir kurumun başına getirilmiş ve bu sayede şöhrete kavuşmuş bir Profesör “ askerler darbe yapabilir” diye “fetva” veriyor. Bakıyorsunuz Gezi olayları sırasında  hem de Erdoğan yurt dışındayken sarışın bir hanım Profesör Gezinin ihtilal kokan tozlu ortamında televizyonlarda “Ak Parti kalsın , Erdoğan gitsin” diyor. Bu kişiler şöhretlerini Erdoğan’a borçlular. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ihanetleri görünce acaba nasıl duygusal bir ortama sürükleniyor.

Ya ünlü “Abant toplantıları.” O tarihlerde Başbakan Erdoğan “Türkiye için Başkanlık sistemini” savunuyordu. Abant’ta gene Erdoğan sayesinde şöhret olmuş bazı Profesörler Erdoğan’ın bu projesini yerden yere vuruyorlardı. “Fetö” avına çıkanların kısa yoldan Abant toplantılarına katılanların listesini bir bakmalarında fayda var.

Eğer “Marmaris” bazılarının arzuladığı gibi bir “facia” ile bitseydi bu kişiler hemen ertesi sabah televizyon kanallarında acaba ne tür yorumlar yapacaklardı?

 

binali yıldırım ile ilgili görsel sonucu

15 TEMMUZ’DAN BUGÜNE DURUM NE KADAR DEĞİŞTİ: BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM FAKTÖRÜ

Binali Yıldırım’ın Başbakan olarak tercih edilmesi fevkalade isabetli bir karar. Bunu bugün değil 4 yıldır tekrarladım. İnternete bakalım. 2012’de neler söyledim? “2014’ te kim Başbakan olacak? (Haber1.com 13 Temmuz 2012)”  “Bu kişi kim olabilir? Geveze olmayan, vaktini konuşmaya ayırmayan, medyaya esir olmayan, medyayı takmayan, icraatçı ama büyük icraatçı olan, bir amele, bir karınca olan, Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardır mesai arkadaşı olan, kamu oyunca icraatları taktirle karşılanan bir iş kolik, çalışkanlık abidesi olan bir kişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2014’deki Başbakanı olabilir.”

Binali Yıldırım’ın Başbakan olarak atanması doğru ama gecikmiş bir karar. Türkiye iki yıl kaybetti. Paralelle mücadelede Türkiye çok ama çok önemli iki yıl kaybetti. Eski hükümetin vurdumduymazlığının faturası çok ağır biçimde Türkiye’ye çıktı. Yüzlerce şehit, binlerce yaralı. Cumhurbaşkanı Marmaris’te ölümden döndü.

Bugün Binali Yıldırım Başbakan. Çok isabetli, yerinde bir tercih. Müthiş bir icraatçı olmasının ötesinde bugünün konjonktüründe Yıldırım’ın Başbakan olması iki açıdan çok önemli.

BİRİNCİ AÇI: BİNALİ YILDIRIM ANAYASANIN RUHUNA UYGUN DAVRANIYOR.

Bugün anayasal açıdan durum çok net: tarihi açıdan Türkiye’de ilk defa halk oyuyla doğrudan seçilmiş bir Cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde elli iki oyla Devletin başında. Başbakan Binali Yıldırım Cumhurbaşkanı tarafından atanmış bir Başbakan. Bu basit anayasal gerçek Yıldırım öncesinde yok farz ediliyordu. Lüzumsuz bir “hazımsızlık”, yersiz bir “rekabet”, ”yarışma”, kamuoyunu rahatsız eden “ben daha iyiyim” , “ben daha bilgiliyim” , “ben daha ünvanlıyım” ve kibir ve kendini beğenmişlik, “ben merkezli” bitmeyen tükenmeyen konuşmalar ve Türk televizyon ekranlarının fiilen esir alınması ortamı. Bari işe yarasaydı! Netice: 15 Temmuz ve Marmaris oldu.

Başbakan Binali Yıldırım anayasanın ruhuna uygun davranıyor. Eski dönemden ne kadar farklı? Seçilmiş liderin Cumhurbaşkanı olduğunu ve kendisinin atanmış bir Başbakan olduğunu her konuşmasında tekrarlıyor. Lider iki tane olmaz. Tek olur. Bu Rusya’da da böyledir, Amerika’da da böyledir, Fransa’da da böyledir. Çift başlılık olursa netice 15 Temmuz olur.

erdoğan ve yıldırım ile ilgili görsel sonucu

İKİNCİ AÇI: BAŞBAKAN YILDIRIM’IN SİYASETTE ETİK VE VEFA ANLAYIŞI.

Başbakan Yıldırım anayasanın ruhuna uygun davranıyor. Ama siyasetin etiğine de uygun davranıyor. Evet kendisi müthiş bir icraatçı ama kendisini siyasete, bu makamlara kazandıran Erdoğan. Hem de yirmi yıldır. Hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından beri. Bu durumu Yıldırım kompleksiz bir şekilde içselleştirmiş. Başbakanlık koltuğuna oturduktan sonrada Erdoğan’a saygı ve vefada hiç kusur etmiyor. Bu bağlılık kamuoyunda onun değerini azaltmıyor tam tersine arttırıyor.

İcraata yeni geldi. Kucağında 15 Temmuz’u buldu. Her zamanki olağanüstü halka yakın üslubuyla “başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi” dedi. Ne kadar gerçek: Cumhurbaşkanı Marmaris’te ölümden döndü ama Yıldırım’da 15 Temmuz gecesi İstanbul Ankara yolunda aynı tehlikeyi atlattı. Maazallah darbeciler onu yakalasaydı kim bilir neler olurdu? Yıldırım’ın 15 Temmuz gecesi İstanbul Ankara yolundaki tehlikeli yolculuğu belki yüz yıl sonra bile siyaset bilimi literatüründe hatırlanacak.

BAŞBAKANIM “DARBE” DEVAM EDİYOR. ÖZELLİKLE “YARGIYA” DİKKAT!

Başbakan Yıldırım mega icraatlar da artık dev bir tecrübe sahibi. Ama düz siyasette “hin oğlu hinlerin” tuzakları konusunda ne kadar tecrübeli?

Darbe sonrası “temizlik” aşaması. Cumhurbaşkanının direktifleri kesin: “metastaz yapmış kanserin tümünün kökünün kazınması”. Tecrübeli cerrahlar bilirler. Tek bir kanser hücresi bile envazif bir şekilde kanseri yayar. Bu nedenle tecrübeli cerrahlar kanser ameliyatı sonrasında patoloji raporlarına dört elle sarılırlar. Kanserli hücrelerinden tamamen temizlendiğini teyit eden “temiz” raporuna fevkalade önem verirler.

Başbakan Yıldırım bir cerrah değil. Bir mühendis. Onun mega inşaatlarda ne kadar titiz olduğunu bilmeyen yok. Bir asma köprüdeki betonun, çeliğin, işçiliğin ne kadar önemli olduğunun farkındadır. Köprü inşaatları bittikten sonra mühendislerin geçişler başlayınca köprünün altına gönderilmeleri boş bir gelenek değildir. “Köprünün inşaatında bir hata yaptıysanız faturayı önce siz ödeyin” mesajı bu geleneğin temelini oluşturur. Ama siyasette de böyle: metastaz yapmış kanserin kökünü tam kazımazsanız fatura ölümcül olur. Sezar senatörler tarafından senatoda sırtından bıçaklandı. Terörist komandolar Marmaris’i helikopterlerle bastı. Cumhurbaşkanı orada dakika farkıyla değildi. Ama iki yakın koruması acımasızca öldürüldü. 

Başbakanlık koltuğu bu siyasi gerçeklerin her an hatırlanmasını şart koşuyor. 15 Temmuz darbesi korkunç boyutlarda dev bir darbeydi. Ahtapotun hangi kolunu kessen altından bir diğeri çıkıyor. Örnek mi? Silahlı Kuvvetler. İktidarın Silahlı Kuvvetlere ihtiyacı müthiş. Bir yanda Suriye operasyonu. Öte yandan PKK terörü. Silahlı Kuvvetlerde temizlik ama nereye kadar? Bir F16 pilotu altı yılda yetişiyor. Her biri süper bir mühendis. Atınca yerine kimi koyacaksın?

fetö ile ilgili görsel sonucu

Daha başka bir saha: FETÖ’nün siyasi ayağı. Geçmişte siyasi mecburiyetler AK Partili kadroların bir çoğunun Gülen’le yakın irtibata geçmelerine yol açmıştı. Ama yollar ayrıldıktan sonra, saflar belirleştikten sonra kim hangi tarafta kaldı? Kim Erdoğan’a sadık kaldı, kim sinsi bir şekilde, çıkarcı bir şekilde FETÖ’ye bağlı kaldı? Bu durumlar fazla araştırılırsa neticenin ne kadar yukarı gideceği ürkütücü olabiliyor. Bu konuda Başbakan Yıldırım’ın tereddütleri, ciddi endişeleri var.

Ne yapmalı? Cevap: siyaset biliminde.

DİKKAT DİKKAT!

Siyaset bilimi tıp gibi, mühendislik gibi önemli bir daldır. Rastgele konuşursanız, konuşursunuz ama bu rastgele bir ameliyat yapmak, rastgele bir asma köprü inşa etmek gibi olur. Bu yüzden batılı üniversitelerde “siyaset bilimi” en zor bilim dalıdır, inanılmaz bilgi ve birikim gerektirir. İyi siyaset bilimciler kırkından ellisinden sonra ortaya çıkar derler. İyi siyaset bilimci bakınca görür. Gördüğünün doğruluğu zaman içinde kanıtlanır.

“Darbe temizliği” konusunda görünen durum: “temizlik tam yapılmıyor”, “eksik yapılıyor”. Kimileri “daha fazla ileri gidersek devlet zayıflayacak”, “parti zayıflayacak” diyor. Ama kimileri de bu argümanları sinsice kullanarak yeni bir darbenin hazırlıklarını yapıyor.  

Sorular, sorular. Maalesef gene aynı çevreler aynı uyutma taktiklerine mi başvuruyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’te ölümden döndü. Bunun daha ötesi var mı? Artık paraleli temizleyin. FETÖ’cülerin kökünü kazıyın talimatı niye tam olarak yerine getirilmiyor? Niye hala ipe un seriliyor? Uyutma taktikleri hep aynı. Yaşla kuruyu ayırmak, kılı kırk yarmak, hukuka uygun davranmak. 15 Temmuz öncesinde de aynı uyutma taktikleri uygulanıyordu. Bu taktikleri uygulayanlar Cumhurbaşkanına ihanet ettiler. Onu neredeyse ölüme sürüklüyorlardı. 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanına bir tek halk sahip çıktı. Üst düzeydeki yöneticiler telaşla FETÖ’cüleri tasfiye hareketine geçtiler.  Ama ya sonra? Bazılarının klasik uyutma taktikleri sonucu yedinci vitesten birinci vitese mi geçildi? Hatta yavaş yavaş geri vitese mi geçiriliyor? Türkiye arabasının uçuruma yuvarlanması mı hesaplanıyor? Yapılan operasyonların yeterli olmadığını bizzat Cumhurbaşkanının kendisi 21 Ağustos’ta İstanbul Belediyesini ziyaretinde söyledi. Daha ne bekleniyor? Cumhurbaşkanının talimatları niçin harfiyen ve süratle yerine getirilmiyor? Arka planda kalan yeni karanlık hesaplar mı var?

FETÖ’cüler çok iyi gizleniyorlar. Çok sinsice hareket ediyorlar. Çok sahtekarca davranıyorlar. Ne olduklarını çok iyi saklıyorlar. Bukalemun gibi çok kolay renk değiştiriyorlar.

Şahsen bazı olaylara vakıf olmasam bazı üst düzey yetkililerin FETÖ’cüleri  tasfiye ediyoruz sözüne itibar etmek saflığını gösterebilirdim. Ama öylesine tehlikeli durumlar var ki vatanı sevmek gerçekleri korkmadan söylemeye mecbur ediyor. Örnekler o kadar bol ki. 15 Temmuz öncesi bir kumpas harekatı. FETÖ tarafından ağ atılan ama ağa düşmeyen birisine ve sırf Erdoğan’a bağlı kaldığı için bir kumpas harekatı düzenleniyor. Senaryo klasik. Uyduruk bir suçlamayla FETÖ haydut üçgeni harekete geçiyor. Uyduruk ifadelerle FETÖ’cü polis belli adresteki savcıya dosyayı havale ediyor. Savcıda mahkemeye başvuruyor. 15 Temmuz sonrasındaki temizleme operasyonu: bu gruptan tek bir kişi mahkeme savcısı için FETÖ’cü olduğu suçlamasıyla gözaltı kararı çıkıyor. Diğerleri mi? Azgın bir FETÖ düşmanı kesiliyor ve “FETÖ’cüleri bize ihbar edin. Ama ihbar yanlış çıkarsa hakkınızda tahkikat açarız” diyorlar. Burada açık bir tehdit var. Bu söylenen sözleri herkes medyadan izleyebilir. Korkunç olan durum: dünün FETÖ’cüleri bugünün FETÖ avcıları maskesini takıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işi 15 Temmuz’dan önce zordu ve şimdi daha da zor.

TÜRKİYE'NİN SURİYE OPERASYONU ile ilgili görsel sonucu

SURİYE OPERASYONU

İşte bu tarihi trajik ve dramatik ortamda hala oldukça yalnız olduğuna inandığımız Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye operasyonunu başlatma emri veriyor. Orduda ve yargıda temizliğin tam yapılmadığını bilmesine rağmen risk alarak bu emri veriyor. Suriye namuslu vatansever Türk subayı için ordunun kaybolan prestijini millet düzeyinde düzeltmek için tarihi bir fırsat. Ama devletin askeri ve adli örgütleri içinde saklanan hain yılanlar bir harekete geçerse? Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Nazarbayev’i ağırlarken “yılanın başı küçükken ezilmeli” dedi ve hemen ilave etti. “Ama bu yılanın başı baya büyük” dedi. İşte bu ortamda orduya Suriye konusunda büyük bir operasyon emri veriliyor.

Cumhurbaşkanının talimatı orduda da yargıda da FETÖ’cü hücrelerin tamamen temizlenmesi. Türkiye’de tarih darbecilere karşı başarılı ve başarısız olan iktidar örnekleriyle dolu. Yeniçeriler Genç Osman’ı vahşice öldürdüler. Ama Sultan 2. Mahmut Yeniçeri kanserinin kökünü kazımayı başardı. Sultan 2. Abdülhamit kendi parasıyla eğittiği darbeci ittihatçıların tuzağına düştü. Kendisi iktidarı kaybettiği gibi koca imparatorlukta ittihatçıların avucunda toz olup gitti.

Türkiye’de şimdi olağanüstü icraatçı bir lider var. Erdoğan’ı halk çok seviyor ve tutuyor. Bunu 15 Temmuz gecesi canı pahasına ispat etti. Liderin kapasitesini kabul eden muhalefet partileri Yenikapı ruhunda buluştular. Ve düne kadar kaçak dedikleri saraya ve diktatör dedikleri Cumhurbaşkanına gittiler.

Ama işler bu kadar basit değil. FETÖ’nün gücü aynen devam ediyor. Hatta bugün daha tehlikeliler. Bukalemun gibi saklanıp renk değiştiriyorlar. Suriye operasyonu Cumhurbaşkanının diplomatik bir başarısıdır. Rusya’da, İran’da, Amerika’da, Avrupa’da Türkiye’nin Suriye operasyonunu destekliyorlar. Sorun mu? Cumhurbaşkanının FETÖ kanserinin “kökünü tamamen kazıyın” diye verdiği talimatı  15 Temmuz öncesinde olduğu gibi 15 Temmuz sonrasında da savsaklayanlar, yavaşlatanlar, ipe bilinçli olarak un serenler. Amaçları ne? Yeni bir Marmaris mi?

Prof. Dr. Bener Karakartal

karakartal@haber1.com

  • Bu haberi paylaşın:
Yorum Yaz
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    05:4907:1312:5415:5418:2519:44
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=