Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 22°
    27 Mayıs 2019 06:00
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Başbakan Davutoğlu, bunları yaparsa Alevi sorunu kökten çözülür

12 Kasım 2014 00:24

"Türkiye, huzurdan huzursuzluk duyan bir ülke" 

Bu sözü daha önce değişik zamanlarda ve mekanlarda dile getirmiştim.

Niye böyle düşünüyorum?

Çünkü, ben kendimi bildim bileli Türkiye, sürekli siyasi çekişmeler, gerginlikler ve çatışmalarla geçiriyor zamanını. Türkiye, sürekli bu sorunlarla buoğuşuyor, enerjisini heba ediyor. Sanki bize mutluluk, huzur harammış gibi eğer ortada bir sorun, gerginlik yoksa, mutlaka yeni bir sorun çıkarıyoruz kendi kendimize. Sonra da yıllarca bunları çözmek için uğraşıyoruz.

Şöyle kısaca bir hatırlayalım…

1970’li yıllar, sağ-sol kavgalarının, daha da ötesinde cinayetlerin, katliamların yaşandığı bir dönemdi. Kardeş kardeşi öldürdü. 5 bine yakın gencimiz heba olup gitti. Ekonomi sürekli kriz halindeydi. Milyarlarca dolar uçup gitti…

Sonra 12 Eylül darbesi geldi. Her şerden bir hayır doğar misali, Turgut Özal, 4 eğilimi bir araya getirerek ANAP’ı kurdu. Daha önce bir araya asla gelmesi sözkonusu olamayan devrimciler, ülkücüler, muhafazakarlar, liberaller ANAP çatısı altında buluştu. Bu dönemde de elbetteki yanlışlıklar oldu, ama Türkiye dışa açıldı, kabuğunu kırdı, Anadolu insanı girişimciliğe başladı. Binlerce KOBİ, ekonomideki yerini aldı. Sonuçta toplumsal bir uzlaşma ile Türkiye, epey yol katetti.

Ama dedim ya Türkiye’ye yine huzur yoktu. 1980’li yılların ortasından itibaren bu sefer Türk-Kürt tartışmaları yoğunlaşmaya başladı, Kürt sorunu patlak verdi, devlet bunları akılcı yöntemlerle çözmek yerine, silahla halletmeye çalıştı. Sonuçta PKK terör örgütü Türkiye’nin başına bela oldu.  Terör, 40 bin insanımızın hayatına maloldu. 500 milyar dolar uçup gitti. Türkiye, gücünü ikiye katlayacakken kaynaklarımız heba oldu. Aradan 30 yıl geçti, Kürtçe serbestleştirildi, okullar açıldı, Kürtçe TV kanalı kuruldu, hatta devlet teröristbaşı ile masaya bile oturdu. Şimdi çözüm süreci ile Kürt sorunu kökünden halledilmeye çalışılıyor. Peki madem bu noktaya geldik, şimdi atılan adımlar, 30 yıl önce atılsaydı daha iyi olmaz mıydı?

1990’lı yıllarda türban sorunu baş gösterdi. Laik-antilaik tartışmaları hız kazandı. Bu sorun o kadar derinleşti ki, Türkiye çok gerginleşti, kamplaştı. O kadar gerginlik, o kadar tartışmadan sonra türban sorunu kökünden çözüldü, laik-antilaik tartışmaları önemli ölçüde azaldı. Ama bunların bedeli ağır oldu. Peki türban sorunu o kadar derinleşmeden çözülseydi, toplum kamplara bölünmeseydi daha iyi olmaz mıydı?

Ve Alevi sorunu… Türkiye’nin en canyakıcı sorunlarından biri. Bu sorun çözülmeyecek bir sorun değil… Kesinlikle değil. Ama siyasilerin oy kaygısıyla bu konuda talihsiz açıklama yapmaları, gerginliği tırmandırmaları, iktidarın ayırımcılık yapması Alevi sorununu epeyce derinleştirdi. Hükümet, Alevi açılımı yaptı, kurultaylar düzenledi. Bu adımların sonrasında din derslerine Alevi İslam konusu da girdi, başka bazı küçük adımlar da atıldı, ama bir yandan da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu şahsında söylediği talihsiz sözler, bu konuda yeni gerginlikleri beraberinde getirdi.

Ve gelelim bugüne… Muharrem orucu nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı Alevi dedelerini Ak Saray’a davet etti, bu sorunu çözeceği mesajını verdi. Ben konunun başka boyutlarına girmiyorum, bazı tartışmalara neden olsa da bu, çok önemli bir adımdı. 

İkinci önemli adım, Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan geldi. 4. Uluslararası Hacıbektaş Aşure Günü'nde Davutoğlu, öyle kucaklayıcı, öyle uzlaştırıcı, öyle barışçı bir konuşma yaptı ki, tek kelime ile muhteşemdi. Deyim yerindeyse Başbakan Davutoğlu’nu izlerken içimden “Derviş Yunus” gibi konuştu dedim. Sanki “Derviş Ahmet”ti konuşan… Çok önemli bulduğum için o konuşmanın özetini bir kez daha vermek ihtiyacını hissediyorum. Satırbaşları ile şunları söyledi Başbakan Davutoğlu:

“Hiçbir gelenek diğerine bir şey empoze etmez. Her gelenek kendi içinde güzeldir. Alevi Bektaşi geleneğinin temel ilkelerine baktığımızda, her birimiz bu geleneğin parçasıyız.

Alevi Sünni ayrımı olabilir mi? Nasıl olur ki Hazreti Hasan ve Hüseyin'e hürmet etmekle birlikte İslama aykırı olarak düşünülebilsin. Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin rehberdir, 12 imam rehberdir ve Hazreti Peygamberin ruhunu taşırlar, emanetini taşırlar. Kim ki ehlibeyt'e hürmetsizlik eder bizden değildir.

Bizim meselemiz bütün bu geleneğe sahip çıkmaktır. İhtilaflar acılar yaşanmışsa bunu tümü ile kökten halletmenin, bütün vatandaşların eşit olduğu bir ülke inşa etmenin yolunda omuz omuza çalışmamız lazım. Biz aşık olmaya geldik, biz bu geleneğin tümüne aşık olduk. Bu irfanı anlamakla bu yolu bir şekilde 21. yüzyıla taşımakla yükümlüyüz. 21. yüzyılın Hacıbektaş-ı Veli'ye çok ihtiyacı var.

Farklı inançlara sahip olan herkese saygı duymamız gerekir. Ben başbakanlık görevini alırken, köken itibari ile pirlerden gelen bir Sünni bir aileden geliyorum. Ama başbakanlık yaparken Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanıyım. Tüm vatandaşlarımıza ayrım yapmadan hareket etmek zorundayım. Politika belirlerken, hükmederken, konuşurken kendi etnik kimliğini ve mezhebini unutarak hareket etmeli.
 

Beraber çözeceğimiz sorunlar varsa beraber çözeceğiz. Hiçbir problemin üstünü örtmeyeceğiz. Alevi dostlarımıza bütün alevi geleneklerini yazılı kültürü arttırıp yeni nesile tanıtmak lazım. Alevilik bu toprağın asli unsurudur. Tanıtmak lazım ki başkaları bu geleneğin üzerinden Ali'siz, Hüseyin'siz bazı çizgilere kaymasınlar.

Eğer herhangi bir din bu derslerle tahkir ediliyorsa, kötüleniyorsa bu dersleri kaldıralım. O anda nefret kültürü doğar. Ben istiyorum ki her Sünni Alevi Bektaşı okusun. Bunu da açık yüreklilikle tartışalım. Tabuları yıkalım zihnimizde. Aleviliğin bütün temel kavramlarını anlamaya gayret ettim. O kavramlar hepimizin kavramları. Ama bir tahkir varsa öteleme varsa önce ben bundan sorumlu kardeşiniz olarak söylüyorum. Önce ben müdahale edeceğim.

AİHM'in aldığı kararlar olmasa da herhangi bir kurum, başka bir mezhebi tahkir ediyorsa büyük bir cürüm işlemiştir. Bizim AİHM'den karar almaya ihtiyacımız yok. Burada bunları konuşmaya hazırız. Din Kültürü dersine 103 sayfalık Alevi konusu eklendi. Yanlışsa değiştirelim. Eksikse tamamlayalım.

O acı hatıralar yüreğimizi yakıyor. Onun için Madımak otelini kamulaştırdık. Daha da yaşayan bir müze haline getirebiliriz. Ne alevi ne Sünni asırlarca bir arada yaşadılar. Acıları yaşatan bir şey olmaksızın neler yapmamız gerektiğini konuşalım.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu sözlerini daha sonra farklı zeminlerde, son olarak Meclis Grup Toplantısı’nda net bir şekilde tekrarladı.

Görünen o ki, Hükümet yeni bir Alevi açılımı yaparak, bu sorunu çözmek istiyor. Eğer Başbakan Davutoğlu, AK Parti Hükümeti, bu söylemi, bu üslubu, bu yaklaşımı samimiyetle sürdürür ve söylenenleri icraata dökerse, uygularsa sadece Alevi sorunu değil, Türkiye'nin gelişimine engel olan tüm sorunlar çözülür, tüm engeller aşılır. Ve iç sorunlarını çözmüş bir Türkiye, 2023'te 500 milyar dolarlık ihracat hedefini yakalar, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girer. Buna kesinlikle inanıyorum. 

Ben de bu noktada bir vatandaş olarak Türkiye’nin artık Alevi sorununu kökünden çözmesi gerektiğini düşünüyorum. Hükümet’in atacağı adımlara bir katkı olur düşüncesiyle önerilerimi sıralamak istiyorum. Eğer samimiyetle bu adımlar atılır, bu açılım gerçekleştirilirse inanıyorum ki Alevi sorunu kökünden çözülür, Türkiye ve Türk halkı çok rahat eder.

Peki neler yapılmalı?

Alevi vatandaşlarımızın çok uzun bir süredir Cemevi konusunda talep ettiği ettiği doğrultuda adım atılmalı ve yasal düzenleme yapılarak Cemevlerine “ibadethane statüsü” verilmelidir. Hemen belirtelim ki, "Müslümanların ibadethanesi camidir" denilerek bu adıma karşı çıkılması yanlıştır. Zira, cemevi caminin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Kaldıki bu noktada MHP lideri Devlet Bahçeli de son derece olumlu yaklaştı, keza CHP de bu konuda teklif verdi. Dolayısıyla Hükümet, bu adımı çok kolaylıkla atabilir. Özetle, camilere tanınan haklar, cemevlerine de verilmelidir.

İlk ve ortaöğretimde din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı ve seçmeli hale getirilmelidir. Din dersi kitaplarına konulan Caferilik ve Alevi İslam ile ilgili bilgiler, yeniden gözden geçirilerek Alevi-Caferi kanaat önderleri ile mutabık olunmalıdır.

Tıpkı İmam Hatip okulları gibi, Ehl-i Beyt okulları açılmalıdır. Bu okullarda Ehl-i Beyt, yani Alevi-Caferi fıkhına göre eğitim almak isteyen ailelerin çocuklarına imkan sağlanmalıdır.

Aynı şekilde İlahiyat Fakülteleri gibi, Ehl-i Beyt Fakülteleri açılmalı, Alevi-Caferi din adamlarının yetiştirilmeleri sağlanmalıdır.

Toplumdaki önyargıları kırmak, toplumsal barışı sağlamak, halkı bilgilendirmek, bu konuda bilimsel araştırmalar yapmak üzere, üniversiteler bünyesinde Alevi-Caferi Enstitüleri kurulmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden yapılandırılmalıdır. Diyanet, Sünni İslam’ın yanısıra, Alevi İslam da dahil tüm inanç gruplarına hizmet edecek çoğulcu bir yapıya dönüştürülmelidir. Diyanet’in bütçesi, Türkiye’deki tüm inanç gruplarına adil bir şekilde dağıtılmalıdır.

Kanlı Sivas katliamını lanetlemek, bu olaydan ibret çıkarmak, toplumsal barışı sağlamak adına Sivas’taki Madımak Oteli, Utanç Müzesi haline getirilmeli ve devlet, her yıl düzenlenecek törenle, bu katliamı lanetlemelidir.

Üçüncü Boğaz Köprüsü’ne Yavuz sultan Selim adı verilmesi, Alevi vatandaşları çok kırdı, üzdü. Şimdi tam sırasıdır. Ya Boğaz Köprüsü’ne ya da Üçüncü Havalimanı’na Şah İsmail Hatayi adı verilmelidir. Böylelikle halka, “Yavuz da bizim, Şah İsmail de bizim” mesajı çok güçlü bir şekilde verilerek kırgınlıklar, ayrıştırmalar sona erdirilecektir.

Alevi inancında özel önem taşıyan Hızır Orucu için her yıl Şubat ayının ikinci haftası Perşembe günü tatil ilan edilmelidir.

Alevilerin kutsal bayramı olan Gadir Hum bayramı, "resmi bayramlar" arasına dahil edilmelidir.

Tıpkı Ramazan ayında olduğu gibi, TRT ve devlet kurumları, Muharrem ayında da benzer yayınlar ve çalışmaları yapmalıdır.

Hükümet, işe alırken, atamaları yaparken ayırımcı uygulamalardan sakınmalı ve Alevi vatandaşlar içinden vali, emniyet müdürü, bürokrat atamaları yapmalı, milletvekili yaparak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dediği gibi “her kesimin partisi” ve “her kesimin hükümeti” olduğunu göstermelidir.

Hükümet’in bu adımları atması, mevcut ortamda çok rahatlıkla mümkün. Zira, CHP de, MHP de HDP de bu konuda çok sıcak mesajlar veriyor.

Hükümet, madem Alevi açılımını yapmak istiyor, yukarıda sıraladığım çözümleri harekete geçirmeli. İnanıyorum ki bunlar yapılırsa Alevi sorunu kökünden çözülecek, Türkiye ve Türk halkı çok rahat edecektir.

Özetle devlet, tüm inanç gruplarına eşit ve adil bir anlayışla yaklaşmalıdır. 

kakilinc@haber1.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:3705:3013:0617:0420:3222:17
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=