Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 21°
    18 Ağustos 2019 12:50
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Ekonomide altın yıllar ve 4 risk

01 Aralık 2014 10:41

Ekonomi, istikrarı sever. Türkiye tarihinin en parlak sayfalarını şimdi açabilir. Top Türkiye’de. Neredeyse tek kale oynayabilir. Batıyı tarihinin en zayıf liderleri yönetiyor.Türkiye’de ise siyasal sistem, güçlü bir iktidar için tüm imkanları bünyesinde barındırıyor.İktidarda siyasal tarihimizde ilk kez halkın doğrudan oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı var. Anayasa Cumhurbaşkanına çok geniş imkanlar tanıyor. Bu imkanların en önemlisi Başbakanı göreve getirmek ve görevden alma yetkisi. Bu yetki Başbakanı, çok güçlü bağlarla Cumhurbaşkanına bağlıyor. Başbakan “Yeni Türkiye’de” Cumhurbaşkanlığı ekibi içinde Cumhurbaşkanının belirlediği “hükümetin başı”. Cumhurbaşkanı Türk tarihinde ilk kez halkın oyuyla iktidara geldi. Halkın önünde tek sorumlu O... İcraatlardan halk onu sorumlu tutacak. Başbakanı değil! Sonunda Başbakanı göreve getiren O. Bu yeni Türkiye’nin mantığı. Bu mantık çok güçlü bir iktidarın iş başında olmasına imkan sağlıyor. Yani çok güçlü icraat yapmasına fırsat veriyor. Ama ufukta dört risk var.

1. RİSK: MUHALEFETİN MALZEMESİ 19. YÜZYILDAN KALMA

Demokrasi 19. Yüzyılda batıda keşfedildi. Batı demokrasileri yüz yıl boyunca önce kendi aralarında savaştılar. Bu savaşların en ünlüleri Birinci ve İkinci Dünya Savaşı. Bu dış savaşların yanında içerde de iktidarlar ve muhalefetler birbirlerini vahşice ısırıyorlardı. Bu batı demokrasisinin çıraklık dönemiydi. Artık bu dönem geride kaldı.Bugün batıda muhalefet seçimlerde sıranın kendisine gelmesini bekleyen “yedek iktidar partisi” gibi. Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, Almanya’da Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar, İngiltere’de İşçi Partililer ve Muhafazakarlar, Fransa’da Sosyalistler ve Milliyetçiler seçimlerde mücadele ediyorlar ve bazen iktidar oluyorlar. Bu bir mekik hareketi. Bu açıdan olgun davranışlara sahip olmak bir dahaki seçimlerde iktidar olmak için muhalefet partilerine puan sağlıyor.

Türkiye’de durum böyle değil. Seçim aralarında da muhalefet savaşa devam ediyor. Eline ne geçerse iktidara fırlatıyor. Şimdiki malzemesi Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Cumhurbaşkanlığı uçağı. Busavaşlar ona puan kazandırmıyor. Geniş halk yığınları icraat bekliyor. İktidar icraat yaptığı için devamlı seçimleri kazanıyor.Muhalefet bir türlü iktidara gelemiyor. Ama bu durumun faturası var. Türkiye lüzumsuz yere yoruluyor. Enerjisi bu lüzumsuz kavgalarda harcanıyor. Türkiye’nin altın yıllar sayfasını boylu boyunca açmasının önündeki birinci risk bu 19. Yüzyıldan kalma iktidar muhalefet kavgası ve lüzumsuz enerji erozyonu. 

2. RİSK: ÇÖZÜM SÜRECİNDE YANLIŞ MODEL SEÇİLDİ

Dünyada, Ulus Devletler kurulduğundan bu yana tek etnik kökenli, aynı dini gruptan ve ırk kökeninden gelen tek bir ülke kalmadı. Tam tersine tüm ulus devletler bir aşure gibi her dinden, her ırktan, her renkten, her kökenden insanların yan yana yaşadığı bir yapı içinde buluştular. Ama bu sosyal realite ülkeden ülkeye barışçı veya çatışmacı bir ortamda gerçeklik kazandı. Bazı ülkeler bütünleştirici bir yapı inşa ettiler. Diğerleri de tam tersi bir ortama sürüklendiler. 

Bütünleştiren ülkeler: İki büyük model var. Birincisi ABD, ikincisi Fransa. Bu iki ülkede de her dinden, kökenden,renkten insan aynı bayrak altında, aynı milli marşı söyleyerek bir arada barış içinde yaşıyorlar. Ayrılmayı hayal eden bile yok. Fransa’daki bir avuç ayrılıkçı Korsika’lı hiçbir tehlike oluşturmadı ve sönüp gitti. Bunun tam tersine ayrılmaya yönünü çevirmiş ülkelerin bunalımları derinleşiyor. İspanya, İrlanda, İngiltere, Belçika’da yan yana gelmek istemeyen gruplar, farklılıklarını birlikten ayrılmak yönünde seferber ediyorlar. Ne yazıktır ki AK Parti üzerinde iktidara geldiğinden bu yana belirleyici etki kurmuş sol kökenli akademisyenler, iktidarı bu ikinci modele yönlendirdiler. Netice hiçte iyi olmadı. Fatura her zaman iktidara çıkar. 2014 sonunda çözüme yaklaşıyor muyuz, yoksa tamamen uzaklaşıyor muyuz? sorusu sorulabilir. Hata, yanlış model seçiminde. Ne yazık ki “akil adamlar” da iktidarı bu model seçimi konusunda uyaramadı. 

3. RİSK: DIŞ TEHDİT
Birinci ve ikinci dünya savaşını kazanan emperyalist batılı büyük ülkeler kendileri için vazgeçilmez olan Ortadoğu’yu o günün modeline uygun bir şekilde “bölüp, yönettiler”. Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, İsrail bu modelin ana parçaları oldu. Batılı ülkeler yarı doğrudan bir biçimde de İran’ı ve Mısır’ı etkileri altına aldılar. Şimdi bu model iflas etti. Yeni model aranıyor. Bu yeni modelde Türkiye için büyük risk var. Bu risk “denizle bağlantısı olan bir büyük Kürdistan”.Kürt hareketinin hem Amerika, hem Avrupa tarafından neden son yıllarda artan ölçüde desteklendiği şimdi anlaşılıyor. Yeni Ortadoğu’nun “böl ve yönet” politikasının gerçekleşmesi için batının Kürtlere ihtiyacı var. Bu durum ise Türkiye’nin bütünlüğü için büyük risk taşıyor. 

4. RİSK: AK PARTİ “DEFANSİF” OYNUYOR

Bütün bu riskler karşısında AK Parti defansif oynuyor. Muhalefet 19. Yüzyıl malzemesi ile mi motorunu doldurmuş? AK Parti ona cevap yetiştirmek için onun seviyesine iniyor. Sol kökenli akademisyenler “çözüm konusunda” AK Partiyi yanlış bir modele mi yönlendiriyorlar? AK Parti yanlış model yönünde adım atıyor. Batı dünyası “Denizle Bağlantılı Büyük Kürdistan” mı kurmak istiyor? AK Parti büyük şemaya uymayan günlük ve sınırlı tepkilerle mi hareket ediyor? Bütün bu soruların yanıtlarını irdelemek ve doğru çözümler bulmak gerekiyor. 

GERÇEK ÇÖZÜM: “OFANSİF” OYUN GEREKTİRİYOR
Bu “ofansif” oyun tamamen ekonomik platformda olmalı.AK Parti savaşı ekonomik sahaya taşımalı. Nasıl mı? Bölgesel büyük mega ataklarla. Birinci mücadele sahası: Batı Türkiye,“Çanakkale- Yeni İstanbul” projesi. Bölgenin yanı başında 17 trilyonluk geliriyle dünyanın en zengin birliği AB var. Beş
yüz milyonluk, yüksek gelirli ama yaşlanan bir kıta. ARGE’de zirvede olan Avrupa yanıbaşımızda. Şirketleri birer dev.Hemen süratle Çanakkale köprüsü ve otoyol, hızlı tren. 2015 savaşın yüzüncü yıl dönümüne mega projeler damga vurmalı.O zaman bütün dünya ayağımıza gelecek.
İkinci mücadele sahası tabii ki Doğu ve Güneydoğu olmalı.Bu bölge dünyanın en büyük organik tarım havzalarından biri olup, çevreyi doyurabilecek ciddi bir potansiyele sahip. Bol iş gücü ve geniş yüz ölçümü var. Üçüncü mücadele sahası ise Konya ve çevresinde bütün bir Orta Anadolu’dur. Türkiye neden bir uzay – havacılık – ve ARGE bölgesi olmasın. Konya ovasında füze rampalarını ve uçlarını uzaya çevirmiş füzeleri hayal edebiliyor musunuz?

Ve yeşil Karadeniz… Sisli dağları, karı, yeşil ormanları rüyalarında gören bütün bir Ortadoğu için vazgeçilmez bir turizm merkezi. Yeter ki konforlu süper lüks otel zincirleri Karadeniz kıyılarını doldursun.

Enerji sektöründen onlarca nükleer santral olmalı. Nüfusu bizden az olan Fransa’da 80 reaktör var. “Işıklar şehri Paris’i” nükleer santraller aydınlatıyor. Ya yenilebilir enerjiler: güzel ülkem Türkiye güneş ve rüzgar zengini. Buna benzer onlarca mega proje AK Parti iktidarını “ofansif” oyun için bekliyor.
Karar Türk tarihinde ilk defa seçimle iş başına gelmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da...

Yorum
Prof. Dr. Bener Karakartal
karakartal@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
kemal iskender
5yıl önce
hocam kaleminize saglik güzel yazmissiniz sayin basbakan haberi olurda ilgilenirse iyi olur tabi acilimdan firsat bulursa
Yazarın Diğer Yazıları
4yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:3306:0913:1317:0120:0721:36
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=