Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 23°
    22 Ağustos 2019 02:00
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Orhan ÖKMEN

FED, ECB, BOJ kararları, enerji fiyatları ve Türkiye

01 Aralık 2014 13:45

FED’in son kararları esasen yıllardır devam eden anormal durumun normalleştirilmesidir. Ancak,FED nicel genişleme sürecini sonlandırırken politika faizi artırımının zamanlamasına ve büyüklüğüne dair belirsizliklerini sürdürüyor.Diğer taraftan Avrupa Merkez Bankası (ECB)bu dönemde ekonomik yavaşlama ve deflasyon risklerine karşı politika faizlerinde indirime gitmiş ve menkul alımları yoluyla bir çeşit nicel genişleme programı açıkladı. Japonya’da da parasal genişleme süreci devam ediyor. 

ABD ekonomisi toparlandıkça dolar diğer ülke paralarına göre değer kazanmaya, Euro ise değer kaybetmeye devam ediyor. Aslında düzeltme olan bu durum FED’in faiz artırım kararlarının erteleneceğinin bir başka gerekçesi olacak. FED, alacağı kararların gelişmekte olan ülkelere yönelik olumsuz etkilerini azaltacak mekanizmalar henüz üretemediği için (FED) beklenen faiz artırımını ertelemek zorunda kalıyor. Bu durum aslında gelişmekte olan ülkelere ve dolayısıyla Türkiye’ye politika manevraları ve reform süreçleri için yeterli fırsatı vermeye devam edecek. 

Türkiye’nin politika faizlerini kısa ve orta vadede düşürmemesi gerekiyor. Mevcut konjonktür, büyüme, enflasyon görünümleri, para politikaları açılarından küresel düzeyde ve daha çok gelişmekte olan ülkeler arasında bir ayrışma beklentisi doğurmakta, faiz ve getiri farkı düşük olan ülkeler açısından sermaye akımlarını artık çekemeyeceği bir dönem olacak. Buradan çıkarılacak en önemli sonuç Türkiye’nin, politika faizlerini kısa ve orta vadede düşürme gereksinimidir. Büyüme, enflasyon görünümleri, para politikaları açılarından küresel düzeyde ve daha çok gelişmekte olan ülkeler arasında bir ayrışma bekleniyor. Bu beklenti, faiz ve getiri farkı düşük olan ülkeler açısından sermaye akımlarını artık çekemeyecekleri anlamındadır. Dolayısıyla Brezilya ve Rusya’daki faiz artırımlarının temel gerekçesi küresel likiditenin zayıflamasının sermaye akımlarında doğuracağı geri çekilme sürecini önlemek amaçlıdır. Bu beklenti paralelinde Türkiye’nin de kısa ve orta vadede politika faizlerini düşürmemesi gerekiyor. 

FED ve ECB kararlarının yeni bir krizin ön koşullarını yaratması olasılığı da sözkonusu. FED kararları, Dünya ekonomilerinin parasal teşviklere bağımlılığının ve anormal durumun devam etmesine neden olması, krizin bu 3. aşamanın en önemli zorluğunu oluşturuyor.

Avrupa, Çin ve Japonya’nın parasal genişlemelerinin Türkiye açısından üreteceği olumlu etkileri tamamen yadsımıyoruz ancak sonuçta FED kararları belirleyici olacak.

Japonya, Avrupa ve FED üçgeninde oluşan küresel para rejimlerinin senkronize olamaması gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye için olumlu olmasına rağmen nihai durumu FED kararları belirleyecek. ABD’nin aksine, AB’nin ekonomisindeki durgunluğun canlandırılması amacıyla para arzının artırılması ve faizlerin düşürülmesi ayrıca Çin ve Japonya’nın da, parasal genişleme politikalarına gitmeleri, ABD’nin parasal daralmasını kompanse edecek güçte ve etkide olamayacak. Ancak Avrupa, Çin ve Japonya’nın parasal genişlemelerinin Türkiye açısından üreteceği olumlu etkileri de tamamen yadsımıyoruz. 

Para rejimlerindeki bu değişikliklerin net sonucu küresel likidite zayıflamasını getirecek. Küresel likiditedeki zayıflama Türkiye’nin kredi profili ve kredi notu üzerinde sert negatif baskılar yaratacak. Ancak buradan çıkacak risklere karşı esas belirleyici faktör Türkiye’nin politika dayanıklılığı olacak. Bu kapsamda, reel sektörün yüksek borç dolarizasyonu ise ekonomi politikalarının direnç gücünü azaltacak en önemli kırılganlık unsurlarından biri olacağı unutulmamalı. 

Japon piyasaları Türkiye için en önemli alternatif olmakla birlikte Türkiye piyasaları, Japonya piyasalarını yeterince tanımamaktadır. Haziran 2014 itibariyle Japonya’nın dünyadaki direkt yatırımları 1,2 trilyon dolar, portföy yatırımları ise 3,6 trilyon dolardır. Yani toplam yatırımları 4,8 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu muazzam tutarın Türkiye’ye gelmesinin ön koşulu bizzat JCR’ın Türkiye’yi yatırım yapılabilir ülke kategorisine almasıyla yaratılmış durumdadır. Bu aşamadan sonra Japonya’dan, Türkiye’ye yönelecek sermaye akımlarının hacmini Türkiye’nin Japon para ve sermaye piyasalarıyla kuracağı ilişki ve ilgi yoğunluğu belirleyici olacak. Ancak şu ana kadar Türkiye’nin Japonya piyasalarını, Türkiye’ye yönlendirecek olan ilgi düzeyi ve girişim gayretleri yetersizdir. Esasen Türkiye piyasaları, Japonya piyasalarını yeterince tanımıyor.

Euro bölgesinde sıfır faizle artırılan para miktarı özel kesim yatırım harcamalarını tetikleyemiyor. Euro Bölgesi’nde deflasyon riski küçümsenmeyecek kadar yüksek. Avrupa Merkez Bankası’nın yeni bir miktarsal gevşeme çabaları ekonominin toparlamasına yönelik beklenen başarıyı gösterme olasılığı düşük görünüyor. Zira Avrupa’daki Bankacılık sisteminin özkaynak sorunu çözülmeden ve aktarma mekanizmaları fonksiyon kazanmadan, Avrupa’nın ekonomik büyümeye geçmesi mümkün olamayacak. Zira Euro bölgesinde sıfır faizle artırılan veya artırılacak olan para miktarı özel kesim yatırım harcamalarını tetikleyemiyor. Dolayısıyla Türkiye ihracatının yukarı yönlü ivmelenmesi açısından Avrupa piyasaları kısa ve orta vadeli dönemler için uygun ve yeterli bir potansiyel taşıyacağını beklemiyoruz. 

ABD doları cinsinden enerji ve diğer ithalat ürünlerinin fiyatlarının gerilemesi Türkiye açısından her halükarda pozitif sonuçlar üretecek. Küresel büyüme görünümündeki ivme kaybına paralel olarak petrol ve uluslararası emtia fiyatlarında önemli düşüş yaşanıyor. Başlangıcında arz ve talep dengesinin arz artışı yönüyle speküle edilmesinden kaynaklanan ve arkasından reel olarak da doların güçlenmesiyle devam ettirilen petrol fiyatlarındaki düşme eğiliminin kalıcı olup olmayacağı önem arz ediyor. Ancak ABD doları cinsinden enerji ve diğer ithalat ürünlerinin fiyatlarının gerilemesi Türkiye açısından her halükarda pozitif sonuçlar üretecek. Petrol fiyatlarındaki düşüşün kalıcı hale gelmesine bağlı olarak Türkiye ödemeler dengesi ve fiyat istikrarı açılarından net pozitif etkileri kısa dönemde hissedilecek. Hatta üçüncü çeyrek enflasyon verilerinde enerji grubu mallarının geçmişteki yukarı yönlü itme sürecinin şimdiden durduğunu görüyoruz. Bundan sonraki dönemde de gerileyen emtia fiyatlarının mevcut seviyesini koruması kaydıyla tüketici enflasyonuna düşüş yönünde katkı yapacağını bekliyoruz. 

Küresel eğilim olarak piyasalar likiditenin zayıflayacağı bir konjonktür içindedir. Dolayısıyla sermaye akımlarının giriş yönünde devam etmesi göreceli olarak yüksek faiz farkı yaratılması ile mümkün olacak. O nedenle faiz indirimlerinin sermaye girişlerini durdurma olasılığı çok daha yüksek. Tüm gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye açısından da kısa ve orta dönemde sermaye girişlerinin devamlılığı yüksek faizlerle mümkün olacak. Ayrıca sermaye girişlerinin yanında faiz indirimlerinin sınırlayıcılarından bir diğer önemli etken de Türkiye fiyat istikrarındaki yüksek seviyeli katılıktır. 

TL’nin değer kaybı süreci henüz bitmedi. Dünya genelinde en önemli rezerv parası olan dolar, ABD ekonomisindeki toparlanmaya bağlı olarak diğer paralara ve dolayısıyla TL’na karşı bir artış sürecine girdi. Bu sürecin devam etmesini bekliyoruz. TL’nin şu andaki değeri reel sektör tarafından kanıksanmış olup makroekonomik dengeler açısından da rahatsız edici bir seviyede değildir. Bu seviyelerin önemli tutarlarda aşılması halinde de –ki bize göre TL’nin değer kaybı süreci henüz bitmemiştir- yeni faiz artırımları kaçınılmaz olacak.

Türkiye’deki düşük büyüme seviyesi istihdam sorunlarını ağırlaştırıyor. Türkiye ekonomisi, FED kararları sonrasında uluslararası piyasalardaki dalgalanmalar ve alınan makro-ihtiyati tedbirler nedeniyle yurtiçi talep yavaşlamış, Türkiye reel sektörü potansiyelinin altında olmakla beraber büyümeye devam etmiş, büyümede süreklilik sağlanmış ve tüm sektörler büyümeye katkısını sürdürmüştür. Bu düşük büyüme seviyesi istihdam sorunlarının artması ile neticeleniyor. Ekonomide yeniden dengelenme sürecinde büyümenin temel kaynağı ihracat olmakla beraber, dış talepteki zayıflama yılın geri kalan bölümünde büyümeye ihracatın vereceği katkıyı zayıflatacak.

Makro Analiz

Orhan Ökmen

JCR Eurasia Rating Başkanı

okmen@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:3806:1213:1216:5920:0321:31
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=