Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 11°
    18 Nisan 2019 23:22
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Cumhurbaşkanı, ekonomi ve yargı

01 Ocak 2015 12:42

Cumhurbaşkanı yargı konusunda sıkıntılı ve bu konuda çok haklı. Belediye Başkanlığı da sayılırsa yirmi yıldır iktidarda. Türkiye tanınmayacak derecede değişti. Ekonomi pırıl pırıl. Mega projeler dudak uçuklatıyor. Süper havaalanları, hızlı trenler, köprüler, tüneller, savunma sanayi, nükleer enerji, uzay çalışmaları, havacılık, otoyollar… Liste uzayıp gidiyor. Dış politika da Rusya’dan Amerika’ya, Amerika’dan Fransa’ya, Afrika’dan Asya’ya Türkiye desteği aranan bir güç oldu. G-20’lerin dönem başkanıyız. Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyanın en tanınan bir iki duayen devlet adamından biri oldu. Ama yargı değişmedi. Bu hüzün veriyor.

Cumhurbaşkanının yargı konusundaki sıkıntısı neden yerinde? Çünkü o yargının linçine uğramış gerçek bir mağdur. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken ünlü bir şairden bir mısra okudu diye koltuğundan alınıp hapse tıkılmış. Böyle bir uygulamaya ne New York’ta, ne Londra’da, ne de Paris’te rastlayamazsınız. Bu Ortaçağ karanlıklarında rastlanan türde bir linç olayıydı. O zamanlar yargıçlar fiili olarak birer cellattı. İnsanları yargılayıp ateşte yakarlardı.

Modern olduğunu iddia eden bir Türkiye’de yargıç olduğunu iddia eden hukuk cellatları cinayetlerine devam ettiler. Başbakan Menderes koltuğundan alındı, vahşi bir şekilde yargılandı ve darağacında can verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘’17 Aralık, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. 17 Aralık komplosu, hazırlama şekli, uygulama aşaması diğer tüm darbe girişimlerini geride bırakmış, millete devlete yönelik ihanet hareketi olarak kayıtlara geçmiştir’’ diyor. Eğer 17 Aralık ve daha sonraki günlerde gelişen olaylar başarılı olsaydı bu durum Türkiye’de 27 Mayıs’a benzer bir sonuçla noktalanabilirdi.

Ekonominin temeli hukuktur. Hukukun ayaklar altına alınması ekonomiyi mahveder. Geçmişte bu çok yaşandı. Türkiye ve Türk halkı fakir kaldı. 2015 seçimlerine giderken Ak Parti iktidarından beklenen hukuku bir hesaplaşma ve rakibi yok etme, linç etme uygulamasından çıkarmaktır.

HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNA SORULAR

Türkiye’de adalet iyi çalışıyor mu? Bu konuda derin şüpheler var. Bunun bir göstergesi Yargıtay’a olan başvuruların sayısı. Yüz binlerce dosya Yargıtay’da beklemede. Demek ki vatandaşlar mahkemelerin verdikleri kararlardan şikâyetçi ve mağdur durumdalar. Yargı korkutan değil, adalet dağıtan bir müessese olmak zorunda. Yargıç ise yeminine rağmen sonuçta bir insan. İki dudağı arasına kamu ona müthiş bir güç vermiş. Ama bu güç onun bir enkisizyon mahkemesi başkanına dönüştürürse genç Cumhuriyetimiz orta çağ karanlığına sürüklenmez mi?

Cumhuriyetimiz daha genç. Yargımız batı yargılarının çok gerisinde. Yoksa Yargıtay’da bu kadar mağduriyet dosyası yığılır mıydı? Yargı bağımsız ama yüz binlerce mağdur bu bağımsızlığın varlığına inanmıyor.

Avrupa Birliği’ne girmeye çabaladığımız bir ortamda yargıya güvensizlik korkunç bir olay. Yargıyı tarafsız ve bağımsız bir duruma nasıl getireceğiz?

Yüz binleri bulan mağduriyetler HSYK’yı mutlaka yargının itibarına daha çok eğilmesini gerektiriyor. Hukuk devleti gereği yerine getiriliyor mu? Yargıçlar tarafsızlık yerine sübjektif mi davranıyorlar? Dosyaları tümüyle inceliyorlar mı? Delillerde yalanla, gerçeği ayırmak için çaba gösteriyorlar mı? Yargıç yemininin gerektirdiği tarafsızlık yerini, keyfiliğe mi bırakıyor? Mahkemelerde deliller üzerinde batı demokrasilerinde olduğu gibi hassas bir şekilde duruluyor mu? İftiralar, yalanlar, uydurma deliller basma kalıp sözlerle yargı kararları verilmesinde etkili oluyor mu? Somut delil, mutlak delil olmadan sübjektif davranışlarla insafa da, hukuka da, demokrasiye de aykırı kararlar verilip insanların hayatı karartılıyor mu?

Hukuk devleti son derece önemli bir kavram. Eğer yargıçlar yalan delillerle insanları mağdur ediyorsa, dosyaları bütünlükleri içinde tümüyle incelemeyip yalanları delil olarak kabul ediyor, gerçek delilleri aramıyorlarsa ülke bir paranoyaya sürüklenebilir ve sokaktaki vatandaş bile yargıçlardan ürkmeye başlayabilir. Yargıç işine geldiği gibi kanunu uygulayan bir kişi haline dönüşürse bu durum toplumu orta çağ karanlığına sürükler. Hukukta sübjektifliğe, keyfi harekete, keyfi kararlara yer yoktur. Bunun yolu da dosyaların objektif yorumundan geçer. Yalan ve iftira gerçek delil kabul edilirse hukuk çöker. Yargı tartışılır hale gelir. Yargıtay temyiz dosyalarıyla dolar taşar.

“Ben, seni tutuklarım, mahkûm ederim” gücü denetimsiz kalırsa ortaya hukuk devleti yerine despotizm çıkar.

Bu konularda HSYK’ya giden şikâyetlerin ve denetimlerin nasıl netice verdiğinin kamuoyu tarafından bilinmesi doğru karar veren yargıçların motivasyonların artmasına yola açacak. Sübjektif ve keyfi hareket edenler varsa onlarında cezalandırılmalarına yol açacak.

Sayın HSYK Başkanı ve üyeleri. Yargıda anket dönemini başlatın. Kötü verilmiş kararları yıllar sonra Yargıtay’dan dönmesini beklemeyin. Mağduriyetler tazeyken, mağdurlarla bir anket yapın. Son aylarda mahkemeler tarafından alınan kararları mercek altına alın. Bakın bu kararlar alınırken yargıçlar görevlerini tam yapmışlar mı? Dosyaları tam incelemişler mi? Tüm delilleri değerlendirmişler mi? Tarafsız ve objektif davranmışlar mı? Yoksa bazı apaçık yalan olan iftiraları delil diye kabul edip keyfi kararlar mı vermişler? Hukuku karartanlarla iyi çalışanları ayırmak bir kuruma şeref kazandırır. Mahkeme kararları konusunda anket başlatmak Türk yargısının itibarını yukarıya taşır.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı da tarihi bir fırsat bekliyor. Bugün yüzde yirmilere düşmüş adalete güven duygusunu yüzde seksen yüzde doksanlara çıkartabilir. Bir Adalet Bakanı olarak tarihe bunu yaparsa geçecek.

Recep Tayyip Erdoğan gibi devlet adamları, ülkelerinde tarih yazıyor. Ama dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken yolu kesildi ve hukuk ayaklar altına alınarak zindana atıldı. Ülkelerinin gururu bu abidelerin kaderini sıradan bir yargıcın iki dudağının arasından çıkacak bir karara terk etmek korkunç bir olay. Sanatçıları, bilim adamlarını, devlet adamlarını korumak da Adalet Bakanı’nın bir görevi. Çünkü ülkelerinin gururu bu insanlar kolay yetişmiyor.

Yorum

Prof. Dr. Bener Karakartal

karakartal@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:4006:1413:1116:5319:5521:21
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=