Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 24°
    17 Haziran 2019 11:54
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

"7 Haziran'da başarısız olan Cumhurbaşkanı değildi"

20 Temmuz 2015 09:03

Türk kamuoyu şaşkınlık içinde: 2014 Ağustosunda Recep Tayyip Erdoğan muhteşem bir başarı kazanmış ve Türk siyasi tarihinde doğrudan halkoyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olma onurunu yaşamıştı. 10 ay sonra tam tersi bir tablo söz konusu. Çok geniş bir koalisyon onu hedef alıyor ve neredeyse non-stop onu hırpalıyor.

7 Haziran seçimlerinde başarısız olan kimdi? 12 puan oyu kim kaybetti? Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? Yoksa Ak Parti mi? Erdoğan Ağustos’ta yapılan seçimi yüzde 52 gibi muhteşem bir skorla kapatmıştı. 7 Haziran bir Cumhurbaşkanı seçimi değildi. Partiler yarışıyordu. Bu yarışta Ak Parti 10 ay öncesine göre yüzde 12 gibi bir puan kaybetti. Kurulduğu günden beri hep tek başına iktidar olmuştu. 7 Haziran’da bu muhteşem imkanı kaybetti.

Siyaset Bilimi açısından 2015 yazında Türkiye’nin yaşadığı durum işte bu açıdan çok şaşırtıcı. Bir fırtına süratinde rüzgarlar esiyor. Ve bu rüzgarlar Ak Parti’ye yönelik değil. Cumhurbaşkanı’nı hedef alıyor. Kimse ne Ak Parti’yi ne de Parti Genel Başkanını Başbakan Davutoğlu’nu eleştirmiyor. Varsa yoksa Erdoğan. Tüm muhalifler Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uğraşıyor.

ANTİ-ERDOĞAN CEPHESİ ÇOK GENİŞ

7 Haziran’da fırsatı yakalayıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan cephe gerçekten şaşırtan ölçüde geniş. Bu cephede önce muhalefet partileri var. Ak Parti ile koalisyon yapmak için Cumhurbaşkanı ile ilgili taleplerini başa koyuyorlar. Fiili olarak Cumhurbaşkanı’nı siyaset dışına itmek istiyorlar. 17-25 Aralık sürecini başlatmak istiyorlar. Pusuda bekleyen Paralel yargıya göz kırpıyorlar. Onur kırıcı bir şekilde Cumhurbaşkanı’nın Cumhurbaşkanlığı sarayını terk etmesini istiyorlar. Bir karşı ihtilal havası içinde.

Bu cephe çok geniş. Muhalefet partileri dışında ucu nerede başlayıp nerede bittiği bilinmeyen yazılı ve görsel medya var. Şaşırtan bir diğer nokta: düne kadar Erdoğan’a güçlü bir şekilde destek olan bir kısım aydın ve gazetecinin artık taraf değiştirmiş olması. Erdoğan zamanında şan ve şöhrete kavuşmuş, maddi manevi çıkar sağlamış, gazete ve televizyonlarda zirveye tırmanmış, devletin büyük kurumlarında yönetici olmuş bir çok kişinin bu kervana katılması hüzün veriyor. Memleketimin bu “insan manzaralarından” ben şahsen üzüntü duyuyorum.

CUMHURBAŞKANI’NA BİLİM ADINA YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR BİLİM DIŞI

Cumhurbaşkanı’nı eleştiren “Siyaset Bilimi” akademik ünvanlı kişilerin eleştirileri Dünya Siyaset Bilimi literatürüne komedi olarak girecek türden cahilce yorumlar. Örnek mi? Türk seçmeni 2014’te yanlış yapmış. Bu iddiaya ev sahibi gazeteci tepki gösteriyor. Nasıl olur diyor? Cevap: Hitler Almanya’sında olduğu gibi. Ama aynı Siyaset Bilimci 2014’te yerin dibine batırdığı Türk seçmenini 2015’te yere göğe sığdıramıyor. Ak Parti’ye tek başına iktidarı vermediği için. Bu bilim falan değil. Düpedüz ortaçağ kilise yargısı. Gene başka bir yorum: Erdoğan bir beşinci parti gibi davranıyor suçlaması. Bu “bilim adamı” dünyadan habersiz. Anayasada Cumhurbaşkanıyla ilgili maddeleri okumuş mu? Okuyup ta saklıyorsa bu bilim adına ayıp. Ayrıca Cumhurbaşkanı seçmenlerin yüzde 52’sinin oyuyla seçilmiş. Suya sabuna dokunmayıp evinde mi oturacak. Cumhurbaşkanının ne yapacağına bu beyefendi mi karar verecek?

AK PARTİ TEK BAŞINA İKTİDARI KENDİ HATASINDAN KAYBETTİ: BU HATA ANAYASANIN YANLIŞ YORUMLANMASINDAN KAYNAKLANDI.

Gerçek Siyaset Bilimi 7 Haziran’da Ak Parti’nin tek başına iktidarı kaybetmesinin sebebi olarak anayasa yorumu konusundaki “teknik hatasını” gösterecek. Bu teknik hata nedir? Cevap 1982 Anayasa’sının incelenmesinde bulunuyor.

1982 ANAYASASI DEFOLUYDU AMA BU DEFO 2014 AĞUSTOSUNA GELİNDİĞİNDE DÜZELTİLMİŞTİ

1982 Anayasası bir “kopya” anayasadır. Üçüncü Selim’den bu yana model olarak Fransa’yı almak kolaycılığı 1982 Anayasasını yazan İstanbul Üniversitesi anayasa profesörlerinin kafasında da vardı.

Yalnız tercümede bir büyük hata yaptılar. Bu hata 25 yıl boyunca Türk Siyasi hayatını zehirledi. Bu hata neydi?

    1958 Fransız Beşinci Cumhuriyet Anayasası bir siyaset mühendisliği şaheseridir. İcra ile ilgili maddelerini bizzat de Gaulle dikte etmiştir. Bu anayasa ile Fransa’daki 200 yıllık siyasi kaos son bulmuştur. Fransa’ya istikrar gelmiş ve istikrarlı Fransa Avrupa Birliğini kurmuştur.

Fransa’ da bu anayasa ile iktidar yer değiştirmiştir. Partiler rejiminden güçlü ve güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı rejimine geçilmiştir. Beşinci Cumhuriyet’te Fransa’da ülkenin temel direği Cumhurbaşkanıdır. Başbakanı göreve getirmekte ve görevden alabilmektedir. Meclisi feshedebilmekte ve ülkeyi tekrar seçimlere götürebilmektedir. Bakanlar kurulu her hafta Başkanlık Sarayında Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılmaktadır. Klasik manada parti yoktur. Beşinci Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanını destekleyenler hareketi vardır. Bu hareketi koordine etmek görevi değiştirilebilir Başbakana verilmiştir. Ama onun da sıfatı değiştirilmiştir. Fransa’da Başbakan yoktur. Bakanların “birincisi” yani “Birinci Bakan” vardır.

1982 Anayasası neden “defo”luydu? De Gaulle Meclisi boş vererek Fransa’yı Referandumlarla yönetiyordu. Halka giderken iki soruyu birleştirerek soruyordu: “… reformumu destekliyor musunuz ve ben iktidarda kalmaya devam edeyim mi?” gibi. Bu uygulama 1982’de Türkiye’de de kopyalandı. 1982 Referandumunda seçmenlere “1982 Anayasasını onaylıyor musunuz ve Kenan Evren Cumhurbaşkanı olsun mu?” diye soruldu. Cevap yüzde 92 oranında evet oldu.

Büyük “defo” sonrası için geçerli oldu. Bu “defo” neydi? Anayasanın merkezine Fransa’da olduğu gibi Cumhurbaşkanı konmuştu ama onun seçimi Başbakana bırakılmıştı. Kim patron sorusu karmakarışık bir hal almıştı. Cumhurbaşkanı’nı Fransa olduğu gibi halk değil Meclis’teki çoğunluk grubu yani fiili olarak Başbakan seçiyordu. Kenan Evren’den sonraki tüm Cumhurbaşkanları Başbakanlar ile bir iktidar mücadelesine giriştiler. Türkiye’de kaos zirveye yerleşti.

Hatırlatalım. Özal Cumhurbaşkanı seçilince Anayasanın defosunun farkında olduğundan kendisiyle uyumlu çalışacak bir Başbakan aradı. Bu kişi Yıldırım Akbulut oldu. Akbulut gerçek bir Anadolu beyefendisiydi. Uyumlu olmanın ötesinde gerek Dış Politikada gerek ekonomide başarılı oldu. Ama Özal’ı devirmek isteyenler Özal’ın adamı olarak gördükleri Başbakan Akbulut’u hedef aldılar. Merkez medya her gün uyduruk fıkralarla Akbulut’u bir alay konusu yaptı. Akbulut’un sonunu bir parti darbesi getirdi. Anavatan Partisinde genel başkanlıktan düşürüldü. Mesut Yılmaz Genel Başkan ve Başbakan oldu. Ama ilk girdiği seçimleri kaybetti. Anap iktidardan düştü. Demirel bir koalisyon hükümeti kurarak iktidara geldi. Özal’ı “Çankaya’nın mahpusu” yaptı.

Bu dönemin şahidiyim. Özal’ın üzüntüden adım adım ölüme yaklaştığının şahidiyim. Çankaya’daki sağlık hizmetlerinin bile nasıl zayıflatıldığını bütün Türkiye biliyor. Merkez medya Özal’ın yüce divana gitmesi için müthiş bir kampanya başlatmıştı. 1991 ve 1992 yıllarında Özal’la Senegal’e gittim. Uçak içinde merkez medyadan ve devlet bürokrasisinden çok üst düzey kişiler baskı yapıyorlar “Özal’la konuşma” diyorlardı.

Dakar’dayız. Özal’ın davetlisi olarak Senegal’e gelen Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Alia İzzetbegoviç ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ile beraberiz. Yanımızda ev sahibi İslam Konferansı Başkanı ve Senegal Cumhurbaşkanı Abdou Diouf var. Özal uçağımızda beraberimizde gelen TRT’ye bir demeç vermek istiyor. “TRT gelsin” diyor. Uzunca bir süre bekliyoruz. Gelen giden yok. “TRT yolu bulamamış” diyorlar. Ufacık Dakar’da bunlar olabiliyor. Üzüntümü Cumhurbaşkanı Özal’a bildiriyorum. Özal elini omuzuma koyuyor. “Hocam doğrular yakın da anlaşılacak” diyor. Bu görüşmeyi 16 Ocak 1993 günü Türkiye gazetesinde sürmanşetten yayınlıyorum. Başbakan istediği zaman bu defolu anayasa sayesinde Cumhurbaşkanını adeta üzüntüden kahredebiliyordu. Bu görüşmemizden üç ay sonra Özal ölüyor.

Defolu anayasa daha sonra göreve gelen Cumhurbaşkanları içinde bir dev sorun oldu. Demirel Çiller’le, Ahmet Necdet Sezer’le Ecevit büyük kriz yaşadılar.

Zirvedeki kriz ekonomide kriz ve kaosa dönüşüyor. Demirel kendisinin partiye aldığı Çiller’i devirebilmek için merkez medya ve askerlerle iş birliği yapıyor. Erbakan-Çiller ikilisi devriliyor. Sezer kendisini göreve getiren Ecevit’le kavga ediyor. Türk ekonomisi ve Türk siyaseti bir cehenneme dönüşüyor. Enerjiler kavganın emrine veriliyor.

Özal 1983’de iktidara geldiği zaman “tarlada izler çok derin” demiş ve “ dört eğilim partisini” kurmuştu. Daha sonra iktidara gelen Mesut Yılmaz döneminde bu siyasal toplayıcı görüş tek eğilim dar görüşüne yerini bıraktı. Netice: Anap tek başına iktidardı. Koalisyonlara mecbur kaldı. Koalisyonlar içinde eridi gitti ve yok oldu.

AĞUSTOS 2014: “DEFO”SUZ ORTAMDA CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ YAPILDI.

1982 Anayasasının büyük defosu 2014 seçimlerinde artık geçerli değildi. Cumhurbaşkanının konumu yerini bulmuştu. Doğrudan halk oyuyla seçilen Cumhurbaşkanı artık siyasetin gerçek patronuydu. Başbakanı göreve getirmek, meclisi feshetmek, bakanlar kurulunu başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda toplamak anayasal hakkıydı. Yüzde 52’yle seçilen Cumhurbaşkanı artık Cumhuriyet’in temel direğini oluşturuyordu. Bu konum Ak Parti kurucusu karizmatik Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği ile de tam bir uyum gösteriyordu. “Farklı bir Cumhurbaşkanı olacağım”. Bu cümleyi de Erdoğan telaffuz etti.

7 HAZİRAN: AK PARTİDE “TEKNİK HATA”

Şimdi temel sorumuzu sorabiliriz: nasıl oluyor da Ağustos 2014’te yüzde 52 oyla muhteşem bir başarı yakalayan ve halkın oyuyla Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın partisi Ak Parti on ay sonra tek başına iktidarı elinden kaçırdı. 12 yıldır Ak Parti tek başına iktidardaydı. Şimdi mecburen koalisyon arayışı içinde. Nasıl oldu da Ak Parti 10 ayda yüzde 12 oy kaybetti? Nasıl oldu da Ak Parti’nin “hep tek başına iktidarda” efsanesi son buldu?

Siyaset biliminde bunun açıklaması var. Ak Parti iki nedenle on ayda bu duruma geldi. Birinci sebep: seçmenin kafası karıştı. Ak Parti kurulduğundan bu yana bir liderin partisiydi. Bu lider karizmasıyla kitlelere elektrik aşılayan sıra dışı bir tarihi şahsiyetti. Ak Parti demek Recep Tayyip Erdoğan demekti. 

1982 Anayasa’sının defosunu düzeltilmesiyle artık Türkiye’de Cumhurbaşkanı-Başbakan çatışması da sona ermişti.” Patron” halk oyuyla seçilen Cumhurbaşkanıydı. Eskisi gibi Meclis’te Başbakan’ın onayıyla Cumhurbaşkanının seçildiği dönem artık tarih olmuştu. Cumhurbaşkanının Başbakan’a hiçbir borcu yoktu. Tam tersine Başbakan’ı Cumhurbaşkanı atıyordu.

Model olarak benimsenen Fransız beşinci Cumhuriyet’ine bir bakalım. “Patron” bir tanedir: Cumhurbaşkanı. Tüm Bakanlar Kurulu toplantıları Cumhurbaşkanının Başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Saray’ında yapılır. Başbakan lider değildir. Cumhurbaşkanının atadığı “birinci” Bakandır. Özerk bir liderlik durumu yoktur. Meşrutiyetini Cumhurbaşkanının kişiliğinden, ideolojisinden alır. Seçilen bir Cumhurbaşkanı iktidarda kaldığı sürede bir çok kez Başbakan’ını değiştirmektedir.

7 Haziran seçimlerinde bu konuda seçmenin kafası karıştı. Sanki Ak Parti’de bir lider değişikliği olmuştu. Genel Başkanlıkla liderlik karıştırıldı. Davutoğlu türküleriyle, sloganlarıyla Ak Parti’nin yeni lideri olarak lanse edildi. Şüphesiz Ak Parti’nin müthiş örgütü verilen bu görevi eksiksiz yerine getirdi. Ama Erdoğan seçmeni bu durumu kabullenemedi. Mitinglere ilgisizlik gözle görülür oranda azaldı. Çünkü Davutoğlu tarihsel olarak bir karizma sahibi değildi. Yeni bir “Erdoğan” değildi. Her an Erdoğan’a atıfta bulunsaydı eminim seçmeninin ilgisi 10 Ağustos 2014 düzeyinde kalabilirdi. Tersi yapıldı. Seçmenin ilgisi azaldı.

7 Hazirandaki ikinci büyük teknik hata: bu durum bize biraz Özal-Mesut Yılmaz zıtlaşmasını hatırlatıyor. Özal milletin tamamına “dört eğilim” penceresinden bakmıştı. Mesut Yılmaz ise liberal tek eğilim çizgisine taraf oldu. Neticede seçimleri kaybetti. Koalisyonlara muhtaç oldu. Partisi yok oldu.

Ak Parti’de benzer bir durum söz konusu: bu durum üslup düzeyinde. Davutoğlu konuşmalarını dinsel-tarihi motiflerle bir dev fresk halinde kitlelere sundu. Dede Korkut, Kudüs, Selahattin Eyyubi… bu üslup seçmenin bir kısmının hoşuna gidebilir. Ama Erdoğan Büyük Şehir Belediye Başkanlığı sayılırsa 21 yıldır iktidardaydı. Basit, yalın, halkın yüreğine hitap eden bir üslubu vardı. Çok geniş kitlelerin taleplerine duyarlıydı. Mesajları doğrudandı. Süsten, hamasetten uzaktaydı. Bu nedenle 2014 de muhteşem bir zafer kazandı. 2015 de ise yukarda analiz ettiğimiz iki teknik hata sonucu Ak Parti 12 yıldır tek başına elinde tuttuğu iktidarı kaybetti. Koalisyonlara muhtaç oldu.

2015 seçimlerinde sorumlu Erdoğan değildi. Ama hasımları, düşmanları Ak Parti tek başına iktidarı kaybedince hücuma geçtiler. Hedef Ak Parti değil doğrudan Cumhurbaşkanı. Çünkü biliyorlar ki Erdoğan geriletilirse Ak Parti çöker. Biraz Anavatan’a döner. Çözüm: var. Nerede? Defosu düzeltilmiş olan Anayasa’da. Nasıl olacak? Onunda yolu gene Anayasa’da. 

PROF. DR. BENER KARAKARTAL

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:2405:2413:1017:1020:4522:37
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=