Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 22°
    27 Mayıs 2019 07:16
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Bu nasıl milli irade?

05 Temmuz 2011 09:32

  Türkiye’de son günlerde yaşanan gelişmelere bakıp da üzülmemek mümkün değil. İktidarın ve muhalefet partilerinin tutarsız politikalarına ve ikiyüzlü, hırçın yaklaşımlarına, gerginliği artıran sözlerine bakıp da geleceğimizden kaygı duymamak mümkün değil…

  Seçim sürecinde liderlerin birbirlerine sarf ettiği sözler başlıbaşına bir rezaletti. Sonra 12 Haziran gecesinde sonuçların belli olmasının ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “geleneksel balkon konuşması”nda verdiği barışçı ve uzlaşmacı mesajlar, herkes gibi beni de bir yandan umutlandırdı bir yandan da  “acaba” diye derin bir düşünceye sevk etti.

  Umutlandırdı, çünkü Başbakan Erdoğan, harika bir konuşma yaparken, demokrasi, özgürlük, uzlaşma ve çağdaş bir anayasa yapma sözünü verdi. Bu sözler beni heyecanlandırdı, fakat aynı zamanda “ama” diye başlayan umutsuz bir durumla karşıkarşıya getirdi. Çünkü Başbakan Erdoğan, daha önceki seçim sonucunda da yine muhteşem bir balkon konuşması yapmış, ama sonra bu sözlerini unutmuş, unutmak bir yana tam tersi bir tablo sergilemişti. Endişem, acaba yine öyle mi olacaktı noktasında düğümlendi.

  Nitekim bu sözlerinden daha birkaç gün geçmemişti ki Başbakan Erdoğan tahrik edici bir söylemle ortamı gerdi. Denilebilir ki, “İyi de CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, CHP’lilerin Meclis’te yemin etmemeleri, BDP’lilerin parlamentoyu protesto etmeleri, Başbakan Erdoğan’ı sinirlendirdiği için bu sözleri sarfetti."

  Doğru…

  Başbakan Erdoğan’ın “dediğim dedik” tavrını sergilemesinde CHP’nin de BDP’nin de büyük payı var.

  O zaman ben de tam bu noktada “milli irade” meselesine girmek isterim…

  Türk Dil Kurumu, “milli irade”yi, “Ulusça kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet” olarak tanımlıyor.

  Ne kadar güzel, ne kadar kutsal bir kavram değil mi?

  Milli irade sözünü Başbakan Erdoğan sıkça kullanıyor. Önemine sıkça vurgu yapıyor. Gerçekten de milli irade kavramı, parlamenter demokrasinin “olmazsa olmaz” unsurlarından biri. Ama bu kavram Türkiye’de genellikle yanlış kullanılıyor. Çoğunluğun Meclis’teki yansıması olarak anlatılıyor.

  Bu yanlış…

  Niye yanlış?

  Çünkü, “milli irade” dediğimiz şey, çoğunluğun değil, “tüm”ün iradesini yansıtan bir kavram. Yani milli iradenin içinde, çoğunluk da var, azınlık da. O yüzden AK Parti’nin “Yüzde 50 oy aldım, milli iradeyi ben temsil ediyorum” yaklaşımı yanlış. Dolayısıyla milli iradenin içinde AKP’nin aldığı oyların yanı sıra, CHP’nin, MHP’nin ve BDP’lilerin oyları da var. Yani herkesin aldığı oy değerli, herkesin oyu kutsal.

  İşte bu noktada hem CHP’nin hem BDP’lilerin hem de AKP’nin sergilediği tavır, ikiyüzlü, tutarsız bir nitelik taşıyor.

  Niçin?

  Çünkü CHP, sorunu Meclis içinde çözmeye çalışmalı, mücadele etmeliydi. Ama Meclis’e girip de yemin etmemek suretiyle “milli irade”ye saygısızlık yaptı. BDP de hakkını Meclis içinde aramalı, kargaşa ortamından uzak durmalıydı. Ama protesto ederek “milli irade”yi hiçe saydı. AKP ise muhalefetle uzlaşma içine girmeli, sorunun çözümü için yasal düzenleme yapılacağı güvencesini vererek milli iradenin önündeki engelleri kaldırmalıydı. Ama “dediğim dedik” tavrı sergileyerek “milli irade”yi yerlebir etti.

  Madem “milli irade” diye atıp tutuyorlar. O halde halkın seçtiği vekiller, niçin hapishaneden Meclis’e giremiyor? AKP madem milli iradeye bu kadar önem veriyor, o halde niçin halkın seçtiği vekillere yol açmıyor? Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’lilerin “bu yargının işi, bizim işimiz değil. Yargıya müdahale olmaz, karar yargının” sözleri ise kusura bakmasınlar hiç inandırıcı değil.

  Geçmişte “kişiye özel” düzenlemelerle Başbakan Tayyip Erdoğan’a Meclis ve Başbakanlık yolu açıldı. AKP, “kişiye özel” düzenlemelerle “kayıp trilyon” davasında hapis cezası alan Necmettin Erbakan’ı hapisten ve cezadan kurtardı. Peki o zaman niye bu yargının işi denilmedi?

  Bu nedenle söylenen sözler hiç mi hiç inandırıcı değil.

  Bu tutarsız yaklaşımlara bakınca kimse kusura bakmasın,  milli irade sözü bir palavradan öteye gitmiyor.

  O yüzden başta iktidar partisi AKP olmak üzere hemen herkes bu kavramın içini doldurmalı ve kutsal mahiyetine  halel getirmemelidir. Yok eğer bunu yapmayacaklarsa gözümüzün içine bakarak Türk halkının iradesini hiçe saydıkları milli iradeyi, içi boş bir söze, palavra bir kavrama dönüştürürürler. 

  Çünkü Türk halkı, kendi iradesine saygı bekliyor. Çünkü Türk halkı gerginlik ve kavga değil, barış ve huzur istiyor, uzlaşma istiyor, sorunlarına çözüm istiyor, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi istiyor.

  Bakalım iktidar partisi AKP ile anamuhalefet partisi CHP ve BDP, halkın istediğini yapacak mı?



kakilinc@haber1.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Nedim Saygılı
9yıl önce
Sayın Kılınç, yargı böyle bir karara varmışsa Hükümet ve sayın başbakan ne yapabilir ki? Yani yargıya müdahale mi etsinler?
davutdemir
9yıl önce
koşe yazarımızı şahsen kutluyorum güzel bi konuşma
Nazmi Sarıkaya
9yıl önce
Kazım bey kaleminize sağlık, ''milli İrade'' kavramını ne güzel açıklamış ve vurgulamışsınız.
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:3705:3013:0617:0420:3222:17
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=