Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 22°
    27 Mayıs 2019 06:03
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Çağırırlarsa gitmeyek, çağırmazlarsa küsek!

19 Eylül 2011 09:05

  Teröre kurban giden şehit haberleri, kazalar, cinayetler, siyasi kavgalar derken sürekli canımızı sıkan, üzen haberlerle yeterince kötü bir dönem geçirdiğimiz şu günlerde güzel şeyler de oluyor. Ancak ne yazıkki Türkiye’de gerek medya, gerekse siyaset cephesi, olaylara hep siyah-beyaz pencereden bakıyor.

  Örneğin Hükümet’in icraatlarını medyanın bir bölümü sürekli vuruyor, bir bölümü sürekli okşuyor…

  Hükümet, herhangi bir konuda ne kadar doğru bir girişimde bulunursa bulunsun, muhalif cephe hemen bir kulp buluyor. Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan ağzıyla kuş tutsa yine olmuyor, olmuyor… Sürekli eleştiri, sürekli negatif bir yaklaşım… Açıkçası bu yaklaşım hem hem vicdani değil, hem adil adil değil, hem de etik değil…

  Yine diyelim ki hükümet herhangi bir konuda yanlışın yanlışını yaptı… Medyanın bir bölümü, bunu hiç mi hiç umursamıyor… Sürekli yalakalık yapıyor, sürekli alkışlıyor… Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan yanlış bir uygulamaya imza attı, hiç fark etmiyor, bir bölüm medya “padişahım çok yaşa” sloganları atıyor… E tabii bu yaklaşım da hem vicdani değil, hem adil değil, hem de etik değil…

  Sadede gelirsek, dünya kadar olumsuzluğun yaşandığı dünyamızda ve ülkemizde, son iki hafta içinde Başbakan Tayyip Erdoğan yönetimindeki iktidar, güzel işlere imza attı,  söylemleriyle içimizi ferahlatırken Türkiye ve bölge için de önemli bir mesajlar verdi…

  Takdir edilmesi gereken bu gelişmelere sondan başlayalım…

  Başbakan Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiği Mısır’da laiklik mesajı ile birçok kesimi şaşırttı… Son derece doğru olduğuna inandığım bu mesajında Başbakan Erdoğan, Mısır’da laik bir rejim kurulması, laik bir anayasa yapılması çağrısında bulundu, “Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın, umarım ki Mısır’da yeni rejim laik olur.

  Bir defa hemen belirteyim ki, Arap halkları tarafından çok sevilen Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri çok önemli, çok doğru ve çok isabetlidir.
  Gerçekten de laiklik, özellikle dincilerin sürekli pompaladığı gibi dinsizlik, ateistlik değildir. Devletin dine müdahale etmemesi, dinin de devlete karışmamasıdır. Devletin, tüm dinler, mezhepler, tarikatlar, yani inanç grupları karşısında tarafsız, nötr olmasıdır. Laiklik, devletin, hem inananlara hem de inanmayanlara güvence sağlamasıdır.

  Laik devlette hem inananlar hem de inanmayanlar özgürdür, güvence içindedir. İşte bu mesajların Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından verilmesi son derecede önemlidir. Dileriz ve umarız ki Libya’da, Mısır’da, Tunus’ta ve diğer ülkelerde laik, demokratik, hukuk sistemleri inşa edilir…
 

Diyeceksiniz ki Türkiye, çok mu laik de bu tavsiyeyi yapıyor?

  Evet, ülkemizde dört başı mamur bir laiklik yok… Devlet uzun yıllar dindarlara, türbanlı genç kızlarımıza baskı yaptı, taleplerini görmezden geldi. Yine devlet çok uzun yıllar İslam'ın sadece Sünni yorumunu esas aldı, alıyor. İslam'ın diğer yorumlarını görmezden geldi, geliyor. Bu eksiklerine, ciddi yanlışlarına rağmen yine de Türkiye, laikliğin nimetlerinden faydalanıyor. Laiklik sebebiyle inanç ve inançsızlık özgürlüğü tam anlamıyla yaşanmasa da var.

  İşte Arap halklarına laiklik tavsiyeyinde bulunduğu için medyanın bir bölümü, yine topa tuttu Erdoğan’ı… Efendim şöyle olmuş, böyle olmuş… Laiklikle ilgili başka türlü konuşsa, aksini söylese yine eleştirecekti bu kesim… Halbuki güzel mesajlar verdiği için, doğru sözler dile getirdiği için, bu tavsiyesi ile bölge barışına katkıda bulunan Başbakan Erdoğan’ı kutlamak, takdir etmek gerekir…

   Gelelim ikinci önemli ve güzel gelişmeye…
  Laiklikle de yakından ilgisi bulunan Alevi İslam’la ilgili çok önemli bir adım atıldı. Bugüne kadar ders kitaplarında, imam hatip liselerinde, ilahiyat fakültelerinde sadece Sünni İslam anlayışı ve fıkhı öğretiliyor, anlatılıyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı da sadece Sünni İslam’a göre yapılanmıştı. Alevi İslam’ın yanısıra İslam’ın diğer farklı yorumları, başka dinler ve inançlar verilmiyordu.

  Dolayısıyla bu yapı, laiklik ilkesi ile kesinlikle bağdaşmıyordu. İşte Hükümet’in 2 yıl önce Alevi Çalıştayı adıyla başlattığı, ancak uzun zaman geçmesine rağmen ciddi bir adım atmadığı için kamuoyu, hayal kırıklığına uğramıştı. İşte tam bu noktada, iki hafta önce dikkate değer bir gelişme oldu. Hükümet, Alevi İslam’ı yeni öğretim yılında ders kitaplarına koydu.

  Buna göre 2011-2012 eğitim öğretim yılından itibaren ilköğretim 4'üncü sınıftan lise son sınıfa kadar Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında Alevi İslam konusu işlenecek. Alevilik ayrıca imam hatip liselerinde ve ilahiyat fakültelerinde de ders olarak işlenecek…

  İlköğretim kitaplarından bazılarını ben de gördüm, okudum. Bu konuda bazı hatalar, eksikler, metodoloji yanlışları var. Ancak bunlar zamanla giderilir, daha iyi noktalara taşınır. Fakat Alevi İslam’ın ve İslam’ın diğer farklı yorumlarının da ders kitaplarına girmesi, Türkiye’nin birliği, barışı ve huzuru yolunda atılan çok önemli bir adım olmuştur. Böylece ilkokuldan başlayarak çocuklarımız yanlış bilgilerden arınacak, kaynaşacak, birbirlerini daha iyi tanıyacaktır.

  Bu adım, aynı zamanda Alevi vatandaşlarımızın devletimize bağlılığını daha da artıracak, aidiyet duygusunu daha da pekiştirecektir.

  İşte bu güzel haberle birlikte bir bakıyorsunuz, Alevi kesimden bazı isimler, Başbakan Erdoğan’ı ve Hükümet’i eleştiri yağmuruna tutuyor. “Alevilik, Sünnileştiriliyor”, “Aleviler, asimile ediliyor” şeklinde özetlenebilecek eleştirilerle yaklaşılıyor. Halbuki   bu konuda Hükümet’i, Başbakan Erdoğan’ı önce kutlamak, takdir etmek gerekiyor. Ardından eksikler, yanlışlar, hatalar ve Alevi vatandaşlara kamuda yapılan ayırımcılıklar elbette belirtilebilir. Ama atılan adımın devamını sağlamak için cesaretlendirmek, motive etmek gerekir diye düşünüyorum. Hükümet, bu konuda bir şey yapmasaydı, adım atmasaydı, bazı Alevi dernekleri, “Bakın Hükümet söz verdi, ama Aleviliği ders kitaplarına koymadı” diyecekti haklı olarak. E madem öyle Alevilik şimdi ders kitaplarına girmiş durumda. O halde Cumhuriyet tarihinin en önemli adımı olarak görülmesi gereken bu icraata olumlu yaklaşmak lazım diye düşünüyorum….

 

  Diğer güzel gelişme ise ekonomi cephesine yaşandı. TÜİK'in verilerine göre GSYH, ilk çeyrekte yüzde 11 artış kaydetmesinin ardından ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 8.8 büyüdü. Türkiye ekonomisi 2. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 6.9 büyüme kaydetti. Halbuki beklenti, gayrisafi yurtiçi hasılanın 2. çeyrekte yüzde 6.3 büyüyeceği yönündeydi. Ekonominin beklentinin üzerinde büyümesi üzerine gösterge faiz yüzde 8.01'e yükseldi.

  TÜİK’in verilerine göre 2. çeyrekte özel sektör yüzde 33.5; kamu sektörü ise yüzde 6.6 büyüdü. Takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla GSYH 2011 yılı ikinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3'lük artış gösterirken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH değeri bir önceki döneme göre yüzde 1,3 arttı. Türkiye ekonomisinde tüm sektörlerde büyüme gözlendi.

  En fazla büyüyen sektörlerin başında dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetleri (yüzde 18,5), mali aracı kuruluşların faaliyetleri (yüzde 14,3), inşaat (yüzde 13,2), toptan ve perakende ticaret (yüzde 13) geldi. Ticaret sektörünün cari fiyatlarla büyüklüğü 71 milyar 949 milyon 955 bin lira oldu.
 

Amerikan ekonomisinin ve Avrupa’nın kriz dalgasıyla sarsıldığı, dünyanın hop oturup hop kalktığı bir dönemde gelen bu haber, bizim için tam anlamıyla ilaç gibi oldu.  Nasıl olmasın ki, dünyanın en gelişmiş ülkeleri, küçüldükçe küçülüyor, borç kriziyle adeta debeleniyor, ama Türkiye Çin'den sonra en hızlı büyüyen ülke olarak dikkat çekiyor. Buna sevinmemek mümkün mü?

  İkinci haber ise, işsizlikle ilgiliydi. Bu haber ise sevincimize sevinç katan, moralimize moral katan bir haber oldu. Nitekim TÜİK’in verilerine göre işsizlik 2010 yılının Haziran ayına kıyasla yüzde 1.3 oranında düşerek yüzde 9.2 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı ise 2 milyon 537 bin kişiye düştü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan verilere göre, tarım dışı işsizlik oranı aynı dönemde yüzde 13.4′ten yüzde 11.9′a gerilerken, Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı ise yüzde 50′den yüzde 51.2′ye yükseldi.

  Genç nüfusta işsizlik oranı ise Haziran 2010 dönemindeki yüzde 19.1′den yüzde 18′e geriledi. Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 214 bin kişi azalarak 2 milyon 537 bin kişiye düştü. İstihdam edilenlerin sayısı da 24 milyon 901 bin kişi oldu. Haziran döneminde mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısında bir önceki döneme göre 151,000 kişilik, işsiz sayısında ise 13 bin kişilik artış oldu.

  Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme göre 0.2 puanlık artış ile yüzde 50.1, istihdam oranı 0.2 puanlık artış ile yüzde 45, işsizlik oranı ise herhangi bir değişim göstermeyerek yüzde 10.3 seviyesinde gerçekleşti.

  E şimdi işsizlerin azalmasına, özellikle de genç işsiz sayısının düşmesine, yeni iş kapılarının açılmasına, insanlarımızın iş ve aş sahibi olmasına sevinmemek mümkün mü? Hükümet’i bu konuda takdir etmek gerekiyor. Ekonomide sağlanan büyümeye paralel olarak işsizliğin azalması, Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru için çok önemlidir.


Ekonomik büyümeye ve işsizlik oranının azalmasına rağmen bir bakıyorsunuz medyada bazı isimler, Hükümet’i yine eleştiriyor, yine vuruyor. Neymiş? İstatistikler yanlışmış. Hükümet, TÜİK rakamlarla oynuyormuş… İstatistikler, gerçeği yansıtmıyormuş… İyi de tersi yönde istatistikler açıklandığı zaman o istatistiki verileri doğru kabul edip Hükümet’i yerden yere vuruyorsunuz… Dolayısıyla Hükümet’in ekonomide sağladığı bu başarıyı görmezden gelip yine vurmak, yine eleştirmek hem doğru değil, hem vicdani değil hem de etik değil…

  Özetle, doğru yaptığı, güzel işlere imza attığında Hükümet’i takdir etmek, yanlış icraatlara girdiği zaman da eleştirmek lazım… Ama sürekli eleştiri, sürekli vurmak olmaz…

  Bu yaklaşım bana, Anadolu’daki bir sözü hatırlatıyor:


Çağırırlarsa gitmeyek, çağırmazlarsa küsek

 

Dr. KAZIM KILINÇ
kakilinc@haber1.com
 

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Müzahir sille
8yıl önce
elentrik keslirdi eskiden idare ederdik pilinen

hökümat durmuyor, bunu ölçemezsin metreyinen, milinen
Süleyman Bülo
8yıl önce
bilemiyorum her şey bu kadar sütlimanmı?piyasaların bu denli iyi olduğunu düşünemiyorum.şahsen büyük firmalar yönettim, finans, muhasebe mevzularında elemanlar yetiştirdim.Büyük krizler gördüm.özetle bilemiyorum, hafsalam almıyor dediklerinizi.diyorumki bunun arkası fena...
Cemal Gözübüyük
8yıl önce
Allah razı olsun başbakanımızdan. Gecesini gündüzüne katıyor. Tabii bununun neticesini de alıyor. Allah yolunu açık etsin
ahmet dağ
8yıl önce
ekonominin büyüdüğüne bende katılıyorum. Valizlerle para taşıma dönemi başladığına göre..İşsizliğin azaldığını hiç kafam almıyor.çevremde son iki aydır iş bulan biriyle karşılaşmadım. Galiba iş bulanlar birdaha sokağa çıkmıyorlar..
Nizamettin Abenebakayasın
8yıl önce
sain Kazım bey, bardagın doli kısımlarını görmekte ehemmiyetlitir.layiklik vurgulaması önemlitir. birde eşikiyalik, teror onlense inşallahu taala...
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:3705:3013:0617:0420:3222:17
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=