Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 20°
    16 Ekim 2019 12:09
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Merkel’le Kıbrıs’ta kriz: Hata nerede?

14 Ocak 2011 10:17

Avrupa ile ilişkiler iyi gitmiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Türkiye’nin yıldızı bir türlü barışmıyor.

Bu “hadi canım” deyip geçiştirilecek türden basit bir olay değil. Türkiye’nin bin yıldır sürdürdüğü ana çizgi batıya yönelik. Almanya ve Fransa ise dünyanın en büyük beş ekonomik gücü arasında yer alıyor. Bu iki ülke Avrupa Birliğinin ana kurucuları ve fiili olarak esas yöneticileri.

Almanya ve Fransa’nın Türkiye’ye mesafeli duruşlarını “nasıl olsa İngiltere ile ilişkilerimiz iyi” diyerek küçümseyemeyiz.

İngiltere’nin Avrupa'da çok özel bir durumu var. Tarihi olarak “otuz yıl” ve “yüz yıl” savaşlarından bu yana Fransa ile ilişkileri sorunlu. İkinci dünya savaşında Fransa Hitler Almanya’sı tarafından işgal edilince General de Gaulle İngiltere’ye kaçmış ve “hür Fransız ordusunu” İngiltere’de kurmuştu. Ama savaştan sonra İngiltere’ye teşekkür yerine kin dolu bir davranış içine girdi.

De Gaulle yaşadığı sürece İngiltere’yi Avrupa Birliği'ne almadı. De Gaulle ölünce İngiltere Avrupa Birliği'ne üye oldu ama bir Fransız projesi olarak baktığı Avrupa para birimi Euro’ya geçmeyi bugün bile kabul etmedi. Milli parası hala sterlin.

Özet olarak birinin ak dediğine öteki kara diyor. Otomobilin icat edildiği Fransa’da direksiyon soldadır ve arabalar yolun sağından gider. İngiltere’de ise otomobillerde direksiyon sağdadır ve arabalar yolun solundan gider.

Özet olarak İngiltere, Türkiye’nin üyeliğine biraz da Fransa soğuk olduğu için sıcak.



Sarkozy ve Merkel’le ilişkilerimiz buz gibi.

Hata kimde? Onlarda mı bizde mi?

Merkel’in Kıbrıs Rum Kesiminde Türk’lere mesafeli olan yanlış açıklamaları gösteriyor ki Rum diplomasisi baskın çıkmış. Biz Türk tarafı olarak Merkel’i ikna etmekte başarılı olamamışız.

Diplomasinin futbol maçından hiçbir farkı yoktur. Gol yenince yenmiştir. Bağırıp çağırıp karşı tarafı suçlamak maçı kazandırmaz.

Kıbrıs olayında da Rum tarafı Merkel’i kendi tarafına çekerken neden başarılı oldu? Bunu anlamak ve açıklamak gerekir.



AVRUPA İLE İLİŞKİLER ZORDUR.


Avrupa yaşlı bir kıtadır. Kıskançtır ve komplekslidir. Orada bana “paranın eskisi makbuldür” diye öğrettiler. Avrupa’da görgü esastır. Ama bu görgü çok kez aysbergin görünen yüzündedir. Görünmeyen yüz ise menfaatlerdir.

Yaşlı Avrupa’nın bu özelliklerinden dolayı sırf lisan bilerek ona ulaşmak imkansızdır. Avrupa’nın görünmeyen saklı yüzüne de vakıf olmak gerekir. Avrupa’nın saklı yüzü adeta bir cemaat, bir tarikattır. Bunları anlamak benim elli yılımı aldı. 

Galatasaray Lisesi’ne girdiğim 1954 yılından beri Avrupa’lılarla ilişki içinde oldum. Galatasaray’ı birincilikle bitirince Fransız Cumhurbaşkanı de Gaulle’ün bursuyla Paris’e gittim ve onların neredeyse tüm Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlarının mezun olduğu minicik bir sokaktaki minik bir binadaki “Paris Siyasal Bilgiler” okulundan mezun oldum.

Paris Siyasal Bilgiler sıradan bir okul değildir. Dünyayı yönetenlerin bir kısmının buradan mezun olduğunu söylemek yanlış olmaz. “Washington’un kralı” denen İMF Başkanı sosyalist Dominique Strauss-kahn ve Euro’nun patronu Avrupa Merkez Bankası Başkanı liberal Jean-Claude Trichet benimde mezun olduğum Paris Siyasal Bilgilerde okumuşlardır. Keza Nicolas Sarkozy‘de.

Mezunlar arasında sıcak ilişkiler hayat boyu sürer. Bunlar fonksiyonel ilişkilerdir. Avrupa’nın sırrı bu ilişkilerin görünmeyen yüzünde saklıdır. Avrupa Birliğini ve Euro’yu bu okulda okuyan kişiler kurmuşlardır.

Bu grubun gücüne defalarca şahit oldum.

1980’de Türkiye’de askeri darbe oldu.

1981’de de Fransa’da sosyalistler iktidara geldi. Cumhurbaşkanı Francois Mitterand ve görevlendirdiği Başbakanlarda Paris Siyasal Bilgiler mezunuydu.

Mitterand hükümetinde dört koltuğu Fransız Komünist Partisi'ne bıraktı.

Aynı tarihlerde Avrupa’nın bir çok ülkesinde sol ve sosyalist partiler iktidara geldiler.

Türkiye Nato’nun ikinci büyük ordusuna sahipti. Ama Avrupa’da gerçekleşen ve sosyalist ve işci partilerinin başarı kazandığı seçimler sonucu Nato’nun meclisi Kuzey Atlantik Asamble’si solcuların eline geçti. Solcu milletvekilleri “demokrasiyi ortadan kaldıran bir ülkenin Nato’da ne işi var” diye Türkiye’ye karşı ayaklandılar.

Uluslararası ilişkiler doçenti olarak çalıştığım İstanbul Üniversitesi'nde Brüksel’den bir telefon geldi. Arayan Brüksel’den Nato Kuzey Atlantik Asamble’sinden üst düzey bir yönetici, Paris Siyasal Bilgilerden mezun bir arkadaşımdı.

 

Yardım etmen gerek. Durum kötü” dedi. Çok şaşırdığımı itiraf edeyim. “Ben bir doçent olarak ne yapabilirim ki!” Cevap: “Eğer kabul edersen biz Ankara’da ki Danışma Meclisiyle temas kuracağız. Buradan yirmi beş kişilik bir milletvekili heyeti gelecek. Ankara’dan bu heyeti karşılamak için senin görevlendirmeni talep edeceğiz.

Bu aynen böyle oldu. İstanbul Üniversitesi'nde “Uluslar Arası İlişkiler Müdürlüğü” kuruldu. Bu Müdürlüğe getirildim. Kurulmakta olan YÖK Başkanı İhsan Doğramacı ile tanıştım. Gelen Avrupa’lı milletvekillerine Türkiye’nin tekrar demokrasiye geçeceği konusunda teminat verildi. Kuzey Atlantik Asamble’si ile kriz sona erdi.


ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERDE LOBİCİLİK HER ŞEYDİR.



Özal iktidara geldikten sonra Avrupa ile ilişkiler aynı düzeyde devam etti. İstanbul Üniversitesi Uluslar Arası İlişkiler Müdürlüğü Türkiye’ye gönül vermiş ünlü iş adamlarının desteği ile Avrupa ile ilişkilerin düzeltilmesinde tarihi bir görev başardı.

İstanbul Üniversitesi Uluslar Arası İlişkiler Müdürü olarak benim davetimle çok sayıda Avrupa’lı lideri Türkiye’de ağırladık. Bunlar arasında görevde olan Alman Cumhurbaşkanı Richard von Weizsäcker’i,  Federal Almanya Başbakanı Helmut Kohl’ü, Fransa başbakanları Raymond Barre’ı, Maurice Couve De Murville’i, görevde olan NATO Genel sekreterleri Lord Carrington’u ve Manfred Worner’i sayabiliriz. Faaliyetlerin sponsoru Sakıp Sabancı ve Nejat F. Eczacıbaşı oldular. Bu sponsorlar evlerini bu misafirlere açtılar. Sakıp Sabancı özel helikopter, özel uçak tutarak faaliyetlere büyük katkıda bulundu. Öğle yemeklerinde Ankara’da konutunda Başbakan Turgut Özal bizi ağırlıyordu.

Fransa Başbakanı ve Cumhurbaşkanı adayı Raymond Barre Cumhurbaşkanlığı kampanyasını keserek 1986 ve 1987 yıllarında iki kez davetlim olarak Türkiye’ye geldi. Rahmi Koç bey bizi akşam yemeğinde Boğazdaki yalısında ağırladı. Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Raymond Barre 1986 Haziranın da benim de katıldığım öğle yemeğinde Ankara’da Başbakanlık konutunda Başbakan Özal’a “Avrupa Birliği eski yöneticisi olarak size Avrupa Birliği'ne tam üyelik için hemen müracaat edin derim. On yıl sonra üye kabul edilirsiniz.” dedi.

Özal kabul etti. Avrupa Birliğine tam üyelik için mektup hazırlanması talimatını verdi. Tarihi konuşmasında "Avrupa ile uzun ince yol başladı” dedi.

Lobicilik herşey. Sakıp bey ile başladığımız dostluk ve lobicilik faaliyetimiz on dokuz yıl boyunca o ölünceye kadar devam etti. 2001 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac Sakıp Sabancı’ya Fransa Başkanlık Sarayı Elysee’de Legion d’Honneur madalyası taktı. Bu törene tüm Sabancı ailesi, Güler Sabancı, şimdiki TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, Erdoğan Demirören ile beraberce katıldık.

1992 yılında bu faaliyetler çerçevesinde şu anda ki cirosu yıllık yüz elli milyar dolar olan Carrefour’un kurucu sahibi Jacques Defforey benim davetimle Türkiye’ye ilk seyahatini yaptı ve CarrefourSA kuruldu. Aynı şekilde Fransa’nın en büyük bankası BNP Türkiye’ye geldi ve BNP-Ak kuruldu.

Lobicilik bir bütün oluşturuyor. Bir yerde siyaset, ekonomi, kültür birleşiyor. Sakıp Sabancı ile Paris’e her gittiğimde bunu yaşıyordum. Sabancı’nın Fransa’nın Louvre müzesindeki sergisi bu faaliyetleri taçlandıran bir olay oldu. Geçen yıl ki “Fransa’da Türk mevsimi” bu faaliyetlerin doğrudan sonucudur.



AVRUPA İLE İLİŞKİLER ŞİMDİ NEDEN ÇIKMAZDA?



Ak Parti 2002 yılında iktidara geldikten sonra Avrupa Birliği ilişkilerine büyük önem verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 16-17 Aralık 2004 tarihinde büyük bir başarıyla Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini başlattı.

Şimdi ne oluyor? İlişkiler her gün niye geriye gidiyor? Fasıllar neden açılmıyor? Sarkozy tam üyelik talebimize neden karşı çıkıyor? Merkel neden benzer olumsuz bir görüş sergiliyor? Ve hatta bu hafta Kıbrıs Rum Kesimine yaptığı ziyarette tarihe ters düşecek şekilde Türkleri üzen açıklamalarda bulunuyor? Haklı olduğumuz yerde hakkımız neden yeniyor?

Fransa’da Türk mevsimi büyük bir fırsattı. Önemli paralar harcandı. Ama müzecilik faaliyetleri dışında göze çarpan bir netice elde edilemedi. Sivil toplum kuruluşlarının daire başkanlarının tercümanlar eşliğinde Fransa’ya gittiği bir kongre turizmine dönüştü.

Sivil toplum kuruluşlarının Paris ve Brüksel’de yaptıkları masraflar netice vermiyor. Avrupa Parlamentosunda ki marjinal grupların milletvekillerinin sesi Sarkozy’e, Merkel’e ulaşmıyor. Avrupa komisyonundaki yüksek düzey memurların gücü de göründüğü üzere Fransa ve Almanya’yı yöneticileri etkilemiyor.



NE YAPMALI?



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Körfez ülkelerine yaptığı çok başarılı seyahatten yeni döndü. Yolda Merkel’in Kıbrıs’da ki yaptığı açıklamaları duydu ve tepki gösterdi.

Avrupa vazgeçebileceğimiz alternatifi olan sıradan bir bölge değil. Bin yıldır Türklerin yöneldiği bir ana hedef. Dünyanın diğer bölgelerindeki prestijimizi büyük ölçüde Avrupa’da ki ağırlığımız sağlıyor.

Şimdi ne yapmalı?

Avrupa politikası her zaman liderlerinin çizdiği bir politika olmuştur.

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm yoğunluğuna rağmen Avrupa politikasına doğrudan ağırlığını koymasının şimdi tam zamanı. 

 


Prof. Dr. Bener Karakartal - Haber1

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
4yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    05:4507:0912:5515:5918:3119:50
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=