Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 25°
    19 Temmuz 2019 17:55
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Adaletin bu mu dünya?

14 Ekim 2011 09:02

 

   Hayat bazen çok tuhaf, bazen çok acımasız, bazen de derin acılarla çekilmez oluyor. Geçen hafta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın annesi 88 yaşındaki Tenzile Erdoğan’ın vefatı beni bambaşka bir duygu alemine götürdü. Yaşı bir hayli ileri de olsa bir annenin vefatıyla başbakan da olsa bir evladın yüreğinde hissettiği derin acıyı gördük hepimiz. O kadarki Erdoğan, başbakanlığını o an unuttu, bir evlat olarak acıyı yüreğinde hisseti, gözyaşı döktü. Gazetelerin manşetlerine, TV kanallarının ekranlarına yansıyan o görüntüler beni de bir hayli sarstı.

   dilara_sarikaya_karanfillerle_anildi_1.jpgİşte geçen hafta beni çok sarsan bir başka olay da, can dostum Nazmi Sarıkaya’nın biricik kızı ve elbetteki benim de kızım Dilara’nın birinci ölüm yıldönümüydü. Her ölüm erkendir, her ölüm acı verir. Fakat Dilara gibi daha 19’undaki gencecik bir kızın vefatı çok daha elem ve çok daha acı verir insana. Hele o ölüm, bir kamyon şoförünün umarsızlığı, aymazlığı, rezilliği sebebiyle meydana gelmişse acı bin kez daha katlanır, elem bin kez daha katmerli olur.

   Geçen yıl 7 Ekim’de kaybettik Diloş’umuzu. Sabah erkenden arayan Nazmican’ın yüreğimi titreten o feci kaza haberi aklımı başımdan alıp götürdü. Sadece “hastaneye gel” dediğini hatırlıyorum. Koşarak, müthiş bir acı içinde ve de “İnşallah yaşıyor” diye dua ederek hastaneye koştum. Hastanede o mel’un haberi öğrendiğimde ise yıkıldım, Nazmican’ımla birbirimize sarıldığımızı, hıçkırıklara boğulduğumuzu hatırlarken içim daralıyor, ruhum darmadağın oluyor.

   Diloş’a ismini veren bir insan olarak gerçekten çok sarsıldım. Uzun süre kendime gelemedim. Bir türlü kabullenemedim vefatını. Sanki uzak bir ülkeye gitmiş de gelecek duygusuna kapıldım. Kabullenemedim, çünkü vefat biçimi çok acıydı, çok kötüydü. Esenyurt’taki mıcır döküm çalışmalarının yapıldığı bir yolda, duran damperli bir kamyon, Dilara kavşaktan karşı tarafa geçmeye çalışırken, o acımasız, o vahşi, o duyarsız şoförün aniden gaza basmasıyla hayattan kopup gitti.

   Nazmi’nin çok uzun mücadelesi ve bizim de küçük bir katkımızla o feci kazanın perde arkasındaki kirli yapılanmalar ortaya çıktı birbir.

   Bu tabloda neler mi var?

   Hiçbirşey yokki?

   Yol yapım çalışmalarının gerektirdiği işaretlerin zerresi yok!

   Belediye’nin ihale verirken göstermesi gereken usul ve esasların zerresi yok!

   O vahşi şoförün göstermesi gereken duyarlılığın, dikkatin zerresi yok!

   O feci kazayla birlikte yerel yönetimlerin acılı aileye göstermesi özenin zerresi yok!

   Bir üzüntü ifadesi, bir özür dilemesi, bir şefkat yaklaşımının zerresi yok!

   Ve çok daha büyük acı olanı, aradan geçen zamanda tecelli etmesi gereken ADALETİN ZERRESİ yok!

   Bir canavar kamyon şoförü dikkatsizliğin, özensizliğin, umarsızlığın faturasını gencecik bir kıza ödetiyor: Onu hayattan koparıp götürüyor!

    Ve fakat adalet mekanizması, yargı sistemi, o dikkatsizliğin, o umarsızlığın, o canavarlığın faturasını o canavara ödetmiyor!

   Medyada sıkça atılıp tutulur! Filanca kişi filanca kişiyi bıçakladı, filanca kişiyi öldürdü, kendi adaletini kendi uyguladı diye!

Kan davaları nedeniyle ailelerin biribirilerini katletmesi, telef etmesi barbarlık, çağdışılık olarak nitelendirilir…

    Hiç kuşku yokki yapılan bu eleştiriler doğrudur, isabetlidir. Ve elbette eleştirilmelidir…

    Çünkü çağdaş bir ülkede, yani adil bir ülkede, yani bir hukuk devletinde mağdur olan vatandaşlar, kendi adaletlerini kendileri uygulamazlar… 

   Ya ne yaparlar?

     Hukuk devletinin, adaletin, yargının kendi haklarını korumasını, haksızı cezalandırmasını beklerler. Adalet, en kısa sürede suç işleyeni en ağır cezaya çarptırarak yürekleri azıcık da olsa rahatlatır, acıları azıcık da olsa hafifletir…

    Peki Diloş olayında aradan bir yıl geçmesine rağmen adalet tecelli etti mi?

   Hayır?

   Katil, elini kolunu sallayarak dolaşıyor otalıkta…

    İşte Diloş ve benzeri gencecik insanlarımızın dikkatsizlik, özensizlik, kepazelik sonucunda hayattan kopup gitmeleri, ama bunu yapanlara adaletin gereken cezayı vermemesi acıların acısını yaşatıyor insana, ailelere, yakınlara…

    Bu isyan duygusuyla, yine de çok medeni bir atmosferde geçen hafta bir araya geldik… Diloş’un o elim kazada hayatını kaybettiği cadde üzerinde bir araya geldik ailesi ve sevenleriyle… 

    O acı günü bir daha yaşayarak, o feci anı bir daha hissederek toplandık…

    Nazmi, bu işin peşini bırakmıyor, bırakmayacağını söylüyor… Biz de peşini bırakmayacağız…

    Ne zamana kadar?

    Adalet tecelli edene kadar…

    O canavar, hak ettiği cezayı alana kadar…

    Belediyeler, yerel yöneticiler, ülkeyi yönetenler “bir daha bu acılar yaşanmasın” diye gereğini yapana kadar…

    Nazmi, şimdi o caddeye "Dilara Sarıkaya" adının verilmesini istiyor…

    Duyarlılık gösterilsin diye…

Duygular paylaşılsın diye… 
   

Acılar hafiflesin diye…

    İbret olsun diye…

    Ders alınsın diye…

    Bir daha gencecik Dilara’lar hayattan kopup gitmesin diye…

    Ben de yargıya sesleniyorum! Davaya bakan o hakimlere sesleniyorum!

    Lütfen adalet terazisini iyi tartın!

    Lütfen gencecik bir kızın ölümüne sebep olan bu canavara hak ettiği cezayı verin!

    Lütfen acılarımızı hafifletin! Adalete güvenimizi tazeleyin! İnancımızı pekiştirin!

    Ben de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’a sesleniyorum!

    Lütfen o caddeye, “Dilara Sarıkaya” ismini verin!

    Lütfen ders alınsın diye, ibret olsun diye bu alicenaplığı gösterin!

    Bu jesti yapın ki, daha önce göstermeniz gereken, ama göstermediğiniz özen sebebiyle meydana gelen bu acı olayı birazcık da olsa mazur görelim... Bunu yapın ki yol çalışmalarındaki o özensizliği, esas ve usullere uymadığınız için hoyratlaşan bu canavarların içimizde yarattığı o öfkeyi biraz da olsa dindirelim, size olan kızgınlığımızı biraz da olsa yatıştıralım!

    Bu kızgınlık, bu acı ve bu öfke duyguları içinde Diloş’umuzun vefatının hemen ardından yüreğimin derinliklerinde gelen o sözleri siz okurlarımızla paylaşmak istiyorum…

    İŞTE DİLARA

    Tatlı bir dil ara

                        Gülen bir göz ara

    Candan bir yürek ara

                                 Temiz bir kalp ara

    Taşına bak Hakk’ı ara

                                   Yaşına bak ibret ara

    Uçan bir melek ara

                               İşte Dilara


    Allah rahmet eylesin! Mekanın cennet olsun Diloş’um…

 

 

kakilinc@haber1.com


DİLARA KARANFİLLERLE ANILDI / HABERİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Emine Demirci
8yıl önce
Bu canavarlıklar ne zaman son bulacak?
Namık Tekdal
8yıl önce
Allah'ından bulur inşallah
Mahir Sancak
8yıl önce
Bu rezilliği yapanlara çok ağır cezalar verilmediği sürece bunlar devap edip gider
Zeki Erdinç
8yıl önce
Seni gidi canavar seni niye dikkat etmedin, niye o gencecik kızı hayattan alıp götürdün
mehtap aksu sarıkaya
8yıl önce
Sevgili Kazım, bir nev'i senin de kızın olan Diloş'umuzun deyim yerindeyse pisipisine yaşanan,yaşadığımız hatta halen içinden çıkamadığımız vahim olayı üzerine isyanlarını dile getirmiş ve isteklerini,beklentilerini; adeta kendi ve tek evladını yitirmiş bir baba gibi (Nazmi)isyan edercesine kaleme almışsın. Beni, bizi hatta bizim gibi evlatlarını, en yakın canlarını,can dostlarını yitiren her duyarlı can gibi isyan etmişsin. Ne yazık ki, ne acı ki yaşanan benzer durumların en vahimi tam da budur. Yani adaletin tecelli etmesini sağlamak adına yalvarmak veya isyanını duyurma çabası ve çaresizliği içinde verilmek zorunda bırakılan mücadelesidir.
Bu doğal olmayan ölümler karşısında biz Allah'ın adaletini sorgulama durumunda değiliz. Biz bu doğal olmayan ölüm veya ölümlerin suçlularını ancak sorgulayabiliriz. Bunu da bizler gibi mağdurlar adına yapacak tek mercii hukuk'tur ve onun kesin yaptırımlarıdır. Bizim davamızda ben hayatımda ilk kez bir mahkeme salonunda bulundum. Bu ana dek gördüğüm mahkeme olayları TV dizilerinden ibaretti. Bizim yaşadığımız bu acı kaybın üzerinden bir yıl geçti ve biz daha bir arpa boyu yol alamadık maalesef. Tam bir yılda 7 celse ve 3 değişen hakimle yolumuza devam ediyoruz. Daha yaşanan olayın detaylarına inebildiklerine dair de en ufak bir emare de alamadık. Eğer hukuk denen olgu böyle ise Allah'a sizleri bununla yüzyüze yaşatmasın, dizilerde gördüklerinizle kalın inşaallah diye dua etmekten başka birşey benim gibi bir insanın elinden gelmez.
Amma velakin hukukun gereğinin yapılmasını, hantallığının ortadan kaldırılması adına bir çalışma talep etmek; artık bizim için geri küllenmesi veya unutulması mümkün olmayacak yaraları açmış olsa bile, bu yaraların açılması muhtemel olan insanlar adına doğru olacaktır.
Biz bu genç,bu zamansız ve bu denli Yaradan'ın planlarıyla adeta oynanarak kaybettiğimiz tek evladımızın yerine artık hiçbir şey koyamayız. Bizim tek yapabileceğimiz O'nun ruhunu rahatlatmak adına ve O'nun gibi gençlerin ve tabii ki ailelerinin de bu kadar haksızca yaşamdan koparılmama adına; ne acı ki hukuk savaşını bireysel olarak verme çabasıdır..
Benim bilmek ve güvenmek istediğim hukuk tanımı bu değil. Eğer evladımızı doğal yollarla yitirmiş olsaydık acımızı hafifletmek için Yaradan'a sığınırdık. Ama öyle olmadı. Biz neye sığınıp, nereden destek alıp yaralarımızı saralım..
Nazmi Sarıkaya
8yıl önce
Değerli dostum, kardeşim Kazımcan, yüreğimde taşıdığım duyguları usta kaleminle yansıtmışsın cümlelerine...Sen, kızım Diloş'un isim babası oldun.Benim için kirvelikten de ötedir bu durum.Gerek Yaşamında, gerekse O'nu melek olarak uğurladıktan sonra bu sorumluluğun gereklerini hep ifa ettin. O'na ''gönül alan, gönül okşayan'' anlamındaki ismini verdin.Bilirsin-gerçi kuzguna yavrusu anka görünürmüş- amma Diloş aynen de senin verdiğin ismin mana ve ehemmiyetini hep taşıdı hayatında...Öğrenim hayatında başarılı oldu, gerek büyükleri, gerekse arkadaşlarıyla iletişim ve dostluğu bambaşka idi.

O, senin gibi bir ikinci babası olduğu için mutludur eminim.

Kızımın davası, artık sadece benim,biz ebeveynlerinin davası olmaktan çıkmıştır.Bu dava sadece adaletin tecellisi bağlamında değil, aynı zamanda ''klasik şarklı'' yönetici anlayışının değişip-değişmeyeceğinin de sınanacağı bir davadır.O'nu kaybettiğimiz andan bugüne geçen 1 sene içinde, beni, bizi tek bir kamu kurum yetkilisi aramadı.Bırakın özrü, başsağlığı bile dilemedi.

Malum elim olay Başkanlığını Sn.Kadir Topbaş'ın yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğundaki bir ana arterde ve üstelik bu belediyenin NAS_EZE isimli 2 inşaat firmasından oluşan konsorsiyuma verdikleri eski parayla 175 trilyon TL'lik ihalenin icrası sırasında oldu. Elini vicdanına koyup da '' ya bu gencecik yaşam bizim verdiğimiz ihalede sonlanmış, şu işi inceleyelim''diyen ''TEK BİR YÜREKLİ,VİCDANLI,İNANÇLI'' insan, bir görevli çıkmadı.Bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı umarsız olduk.Acaba Allah korkusundan başka korkuların esiri mi olmaya başladık?

Acım büyük sevgili Kazımcan, gerçekten büyük,karıncayı ezmeyen, inançları, fikirleri ne olursa olsun saygıyı, sevgiyi şiar edinen bir insanın başına gelen ve sonrasında yaşadıkları, pansuman dahi kabul etmeyen bir yara açtı sinemde...İyi ki sen ve senin gibi dostlar, duyarlı insanlar var da,bir nebze hafifliyor acımız...
Kerem Taşçı
8yıl önce
Burası Türkiye diye bir söz var ya. Böyle ülkeler herhalde sadece Türkiye'de oluyor. Acılı aileye ve size başsağlığı diliyorum
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:4905:4113:1517:1320:4022:24
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=