Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 11°
    19 Nisan 2019 00:09
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

İstikrar mı, büyüme mi?

09 Aralık 2011 09:56

 

Türkiye’nin aşması gereken geçmişten gelen sorunları var. 1000 yıldır tarihini paylaştığımız Avrupa ise türbülans içinde. Sorun ekonomi biliminin klasik bir ikileminden kaynaklanıyor: İstikrar mı? Büyüme mi?

   Düne kadar Avrupa’da paranın patronu Jean Claude Trichet’idi. Ona göre önceliklerin öncesi paranın istikrarıydı. Neden? Eğer para istikrarlı değilse, yani değerini kaybediyorsa kısaca enflasyon varsa tasarruf sahipleri ülkeler, paralarını bankalara emanet etmezlerdi. Enflasyon oranları çok zayıf olacak, bunun sonucunda da Euro’nun değeri rakip Dolar karşısında hem değerli hem istikrarlı kalacaktı. 

   Trichet bu amacına erişti. Avrupa Komisyonu da benzer biçimde bütçe açıkları konusunda sıkı davrandı. Hükümetler tasarruf yapmaya, gelirlerinden fazla para harcamamaya davet edildi. Netice: bankalar paraya doydu. Ama Avrupa’da büyüme de aynı oranda durma noktasına geldi. Zaten ücretler çok yüksekti. Gelişmekte olan ülkeler çok ucuza üretiyorlar ve Avrupa fabrikalarını dayanılmaz ölçüde zorluyorlardı. Avrupa da sanayi bu durumdan çıkmak için yoğun bir şekilde modernize olmalıydı ve ağırlık Arge yatırımlarına verilmeliydi. Bu yapılmadı.

   Avrupalı sanayici çözümü “delokalizasyon” da buldu: Yani fabrikasını söktü. İşçiliğin ucuz olduğu ülkelere taşıdı. Üretim biraz daha gelişmekte olan ekonomilere kaydı. Öte yandan bankaların zenginliği bazı Avrupa ülkelerini ekonomik çarçura sürükledi. Düşük faizle bankalara borçlanıldı. Krediler ya geri dönüşü zor olan hesapsız yatırımlara, ya da tüketime harcandı. İtalya, İspanya, Portekiz bu grup ülkelere giriyor. Yunanistan’ın durumu daha da vahimdi: Bankalardan çok para çekebilmek için durumunu iyi gösteren hileli istatistik ve bilançolara başvurdu.

   AVRUPA’YI EKONOMİNİN TILSIMLI REÇETESİ KURTARACAK

   2500 yıllık Avrupa uygarlığı geçmişte dev tayfun ve fırtınalara göğüs gerdi. Bugünkü türbülansı aşmak için engin bir birikimi, zekası ve mücadele gücü var. Bu nasıl olacak? Avrupa acı çekmeyi kabul edecek, küçülecek, kemerleri sıkacak. Şimdiden işsizliğin artması sonucunda fiili olarak ücretler düşüyor. Öte yandan Avrupa aşırı tüketimden kaçacak ve bu paraları Arge ve ileri teknoloji ağırlıklı yatırımlara yönlendirecek. Bunu yaparken de kendisini bu duruma getiren siyasi liderleri tasfiye edecek. İngiltere, İrlanda, Yunanistan, İspanya, İtalya’da liderler değişti ve değişmekte. Sırada kamu oylarında keskin bir düşüş yaşayan Fransız Sarkozy ve Alman Merkel var.

   TÜRKİYE NEDEN TÜRBÜLANSIN DIŞINDA?

   Türkiye’nin bugün türbülansın dışında olmasının temel nedeni son otuz yıllık tecrübesi. Türkiye önce ilerici ve modern olduğunu iddia eden ama esasında köhne olan bir ilkel solculuktan kurtuldu. Bu görüş köhne bir devletçilik anlayışıyla, kapitalizme ve serbest piyasa ekonomisine karşı çıkıyor ve düşmanca bir tutumla her konuda “istemezük” sloganları atıyordu: “Köprü istemem, otoyol istemem, ilerlemek, gelişmek, zenginleşmek istemem istemem istemem.” 

   Turgut Özal bu ilkel ve çağ dışı düşünceleri beyinlerden söktü ve çöpe attı. Ama yerine gelenler, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller bu modern liberalizmi oryantalist bir tutumla bir çarçur ekonomisine dönüştürdüler. 2000 yılına gelindiğinde Türk tarihinin en büyük yozlaşma tablosu ortaya çıktı. Bankaların bir kısmı soyulmuştu ve sahipleri hapse girdi. Koalisyonun başındaki liderler, Başbakan Mesut Yılmaz, Başbakan yardımcıları Cumhur Ersümer, Hüsamettin Özkan kendilerini yüce divanda buldular. Koca iktidar partileri fiilen yok oldular. 

   TÜRKİYE BU YENİ DÖNEMDE HEM İSTİKRARI HEM BÜYÜMEYİ YAKALADI. NASIL? 

   Türk ekonomisini düzlüğe çıkartan, uçuşa geçiren AK Parti oldu. İnançlı kesimin icraatçılığı, modernliği, çalışkanlığı, üretkenliği, çağı okuma becerisi dünyayı şaşırtıyor. İnançlı kesim bünyesinden büyük vizyon sahibi güçlü bir lideri çıkartmayı başardı. Türk tarihinin bu dönemi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mührünü taşıyor. Erdoğan’ın kurduğu ekip çok güvendiği sağlam Bakanlardan oluşuyor. Hükümetin istikrar ve büyüme başarısı bu ekibin kompozisyonu ile sağlanıyor. İstikrar ekip içinde Ali Babacan’a emanet edilmiş. Babacan biraz yaşının ötesinde ciddi bir görüş sergiliyor. Biraz Jean Claude Trichet’yi hatırlatıyor. Babacan için paranın istikrarı ve tasarruf çok önemli. Bankaların sağlamlığı çok önemli. Savurganlıktan kaçmak, ayağını yorganına göre uzatmak, tasarrufçuyu ve Türk lirasını istikrarını korumak çok önemli. Dünyada değerli bir Türk lirası, Türk ekonomisinin itibarı açısından büyük önem taşıyor. 

   Ya büyüme? Başbakan Erdoğan arabanın gaz pedalını yine çok güvendiği bir bakana, Binali Yıldırım’a emanet ediyor. Gençlerin iş bulması için büyümenin sürmesi gerekiyor. Türkiye’nin alt yapısının modernleşmesi, duble yollar, oto yollar, köprüler, tüneller, hava alanları, internet ve iletişim büyüme için vazgeçilmez. Bu temel üzerinde enerji politikası, sıçrama yapan ve gökdelenleriyle göz kamaştıran bir inşaat sektörü, dünyanın en güzel alışveriş merkezleri ve yat limanları, oteller yükseliyor. AK Partinin ne kadar modern ve çağdaş olduğunu anlamak için gidip yeni İstanbul Adliye Sarayı’nı ve altından geçen tünel yollarına bakın. Kendinizi Paris’te sanacaksınız. O zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AK Partinin seçimlerdeki yüzde elli oy başarısını anlayacaksınız.

   SİSTEMİN ZAYIF KARNI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI

   Ak Parti dönemi ne kadar yarına dönük bir Türkiye’yi müjdeliyorsa bugünkü sivil toplum kuruluşları da istisnaları dışında dünkü Türkiye’yi hatırlatıyor. Büyük fedakarlıklarla çalışan Tuskon ve birkaç diğer STK dışındakiler maalesef hızlı koşan Başbakan Erdoğan’a yardımcı olmuyorlar. İpe un sermek, şahsi ikbal, medyaya şov, sivil toplum kuruluşlarının bazı liderlerinin dünden kalan hastalıklarından kurtulamadıklarını gösteriyor. Bunlar STK başkanlıklarını iktidara giden yolda bir tramplen olarak hayal edip belki de bir karambol, bir iktidar boşluğu düşlüyorlar. Geçmişte yıllarca uluslararası lobiciliği rahmetli Sakıp Sabancı ile birlikte sürdürdüğüm için yeni durumu çok yadırgadığımı itiraf edeyim. Hiçbir dönemde iktidarlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kadar sivil toplum kuruluşlarını maddi ve manevi olarak desteklemediler. Hükümetin bütün bakanları STK yöneticilerine istedikleri an randevu veriyorlar ve onların her istediğinde toplantılarına katılıyorlar. Hükümet prensip olarak Türk STK yöneticilerinin uluslararası kuruluşlarda yönetici seçilmeleri için maddi manevi büyük destek sağlıyor. Ama karşılığını alabiliyor mu? Bazı örneklere yakından bakalım: “Fransa’da Türk Mevsimi” için kamu ve millet bütçesinden büyük paralar sarf edildi. Gerçek netice: Etkilenmesi hedeflenen Cumhurbaşkanı Sarkozy birkaç dakikalığına, o da ağzında sakızla faaliyetlere teşrif ettiler. 

   Bu nasıl oluyor? STK yöneticilerinin gösteriş merakı çoğunun vizyon ve iş takipçiliği eksikliğini saklıyor. Kameralara ve iç kamuoyuna yönelik propaganda çabası başarısızlıkların büyük başarıymış gibi sunulmasına yol açıyor. Etraflarına topladıkları “memur kadrolar” önceliği kongre turizmine veriyorlar. Ülkeleri dolaşmak, lüks otellerde kalmak, harcırah almak, özel uçaklarla seyahat etmek hedef haline dönüşüyor. Yurt dışındaki muhataplarıyla onların dilleriyle kültürel bir iletişim kuramıyorlar. Bu nedenle de gerçekten iş yapacak elemanlara kapıları kapatıyorlar. 

   TÜRKİYE’NİN YAPACAK DAHA ÇOK İŞİ VAR.

   Kriz dünyayı kasıp kavururken Türk parasının istikrarının devam etmesi ama öte yandan büyümenin sürmesi gerekiyor. “Kanal İstanbul”, “Çanakkale-ikinci İstanbul” gibi mega projeler yurt dışından sermaye akımının gelmesini gerektiriyor. Ama bugünkü STK yöneticilerinin hayal güçleri yok. Gerçek hedefleri ise çok kez kişisel. Tuskon gibi STK’ların ise bir istisna olduğunu bir kere daha hatırlatalım. Tuskon’u tebrik ediyor ve onun tüm STK’lara ve STK’lara yeni yönetici olarak gelecek kişilere bir model oluşturmasını temenni ediyorum.

 
 
 
Prof. Dr. Bener KARAKARTAL
  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:4006:1413:1116:5319:5521:21
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=