Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 24°
    20 Haziran 2019 19:01
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Başkanlık sistemi gerekiyor mu?

28 Ocak 2011 11:07

BAŞKANLIK SİSTEMİ BİR TERAPİDİR.

DEMOKRASİLERDE SORUNLU PARLEMENTER SİSTEMLERDE TARTIŞILMASI GEREKİR


Her ülke Başkanlık sistemine ihtiyaç duymayabilir. Dünyanın en köklü demokrasilerinden olan İngiltere’de hala Krallık sistemi vardır. İngiltere’de yazılı anayasa bile yoktur. Sistem gelenekler üzerine kurulmuştur. Parlementer sistem tartışılmaz. Monarşi ve demokrasi mükemmel bir uyum içinde varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Başkanlık sistemi sorunlarını barışcı bir şekilde çözememiş, demokrasilerin “çocukluk hastalığı olan” şiddet, kavga, siyasal bölünme, ihtilaller, iç savaş ve askeri darbelerden yakasını kurtaramamış ülkelerde köklü bir ilaç olarak ortaya çıkmaktadır.

Ama Başkanlık sistemi öylesine güçlü bir terapidir ki uygulandığı hastalıklı siyasal sistemleri iyileştirmesinin ötesinde onları  dünya lideri olma durumuna getirebilmektedir. Bu duruma iki örnek Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği ve Euro’nun kurucusu Fransa’dır.



FRANSA NEDEN BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇTİ?

Fransa ‘da 1789 ihtilali ile çok kanlı  bir süreç başlamıştır. Bu sürecin ilk yüzyılı 1870’de gene çok kanlı Paris Komün’ü ile tamamlanmıştır.

Fransa’da Cumhuriyet’ler resmi numaralarla adlandırılır. Fransa 1875-1940 yılları arasında Fransa Üçüncü Cumhuriyeti ve 1945-1958 yılları arasında da Dördüncü Cumhuriyeti yaşadı.

Bu iki cumhuriyette adeta örtülü bir iç savaş ve istikrarsızlık dönemidir. 1958’de iç savaşın eşiğine gelen Fransa’da görevde olan Fransa Cumhurbaşkanın talebi ile General De Gaulle iktidara davet edildi.

General De Gaulle’ün bu talebe cevabı “hayır” oldu. “Yüzlerce çeşit peynirin olduğu Fransa’da siyasi eğilimlerin ve bölünmelerin sayısı daha fazla” diyen De Gaulle yürürlükteki parlementer sistemle hiçbir sorunun çözülemeyeceğini ifade etti. İktidara gelmesinin şartı olarakta  en önemli maddelerini bizzat kaleme alacağı yeni bir anayasa talep etti.

Fransa Dördüncü Cumhuriyeti De Gaulle’ün şartlarını kabul etti ve 1958 yılında Beşinci Cumhuriyet resmen başladı.


FRANSA’DA BEŞİNCİ CUMHURİYET


Fransa’da 1958 tarihinde başlayan ve bugünde devam eden Beşinci Cumhuriyete Türkiye’de yanlış biçimde “yarı başkanlık sistemi” denmektedir. Oysa Fransa’da bir süper başkanlık sistemi söz konusudur. O kadar ki dünyanın en ünlü siyaset bilimcisi Maurice Duverger Fransa’nın Cumhurbaşkanlarına “seçilmiş krallar” demektedir.

Önemli maddelerini bizzat De Gaulle tarafından kaleme alındığı Fransa Beşinci Cumhuriyet Anayasasına  göre Cumhurbaşkanı olağanüstü güçlüdür. Doğrudan halk tarafından seçilmektedir ve Başbakanları göreve getirme ve görevden alma yetkisine sahiptir.  Meclisi fesh etme ve yeniden seçimlere gitme yetkisi Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. Dış politika Cumhurbaşkanın yetkisindedir. Cumhurbaşkanı dilediği anda dilediği konuda Referanduma gidebilmektedir. Meşhur 16. Madde ile olağanüstü durumlarda Cumhurbaşkanı tüm yetkilere kendi kararıyla tek başına sahip olabilmektedir. Bu “seçilmiş krallık” olmasının ötesinde adeta “seçilmiş diktatörlük” anlamına gelmektedir.

De Gaulle bu şartlarla ve bu yetkilerle iktidara geldi. Bölünmüş Fransa’dan bir büyük Fransa’ya geçmek arzusu vardı. Yeni Fransa nasıl bir Fransa olacaktı? Nüfusu 50 milyonu aşmayan Fransa dünyada nasıl bir lider ülke olabilirdi? Fransa bilim ve teknolojide dünyada bir numara olmalıydı. Uzaya en fazla uyduyu Fransa göndermeliydi. Fransız sivil yolcu uçakları diğer uçaklardan farklı olarak atmosfer dışında, stratosferde iki misli daha yüksekte ve iki misli daha hızlı ses süratinin üzerinde uçmalıydı. Fransız trenleri dünyanın en hızlı trenleri olmalıydı. Avrupa bölünmüştü ve sadece ikiyüz kilometre enindeki bir Federal Almanya’nın sınırından Çin’e kadar uzanan bir Sovyet İmparatorluğu bulunuyordu. De Gaulle yaşadığı sürece hiç Sovyet kelimesini kullanmadı. Hep Rusya dedi. Sovyet İmparatorluğu çökmeli ve Rusya doğal sınırlarına çekilmeliydi. Avrupa bütünleşmeli ve sınırları Atlantik kıyılarından Ural dağlarına uzanmalıydı. Avrupa’nın parası dünyanın en güçlü parası olmalı ve Sovyet işgalindeki Doğu Avrupa ülkeleri yanında Yunanistan ve Türkiye’de Avrupa Birliğine üye olmalıydı.

Zaman içinde Başkanlık sistemi sayesinde De Gaulle’ün bütün hedeflerine ulaşıldı. Ben De Gaulle’ün icraat ekibi içinde yer aldım. Onun bursuyla Fransız Cumhurbaşkanları J. Chirac ve N. Sarkozy’nin de okuduğu minik bir sokaktaki Paris Siyasal Bilgiler’den mezun oldum. Eyfel kulesinin yanı başındaki  sarayımsı bir binada Başbakanlık araştırma ekip şefi olarak çalıştım. De Gaulle’ün büyük hayallerinin nasıl adım adım gerçekleştiğini yaşadım. Atmosfer dışında stratosferde sesten hızlı Concorde uçağında bir salon konforu içinde uçtum. Güneş battıktan sonra havalanan Corcorde’un güneşi nasıl saatte 2300 kilometre uçarak tekrar yakaladığını bizzat yaşadım. Fransız TGV trenleri saatte 570 kilometre sürate ulaşıyor. Concorde’un kızı denilen Airbus uçakları Amerikan rakibi Boeing ile dünya pazarını paylaşıyor. Bugün tüm Türk televizyonları Fransızların yaptığı Türksat1,2,3 ile seyircilerine programlarını ulaştırıyor. Sovyetler birliği çöktü. Avrupa bütünleşti. Doğu Avrupa özgürleşti ve AB üyesi oldu. Euro kuruldu ve dünyanın en güçlü parası oldu.

Başlangıçta Fransa’da Başkanlık sistemini şiddetle karşı çıkan Fransız solu bile bu sistemin Fransa’yı düzlüğe çıkarttığını kabul ediyor ve Fransa’nın “altın otuz yılı” ‘ndan bahsediyor.


AMERİKAN BAŞKANLIK SİSTEMİ ABD’Yİ DÜNYA LİDERİ YAPTI


Başkanlık sistemi büyüsü yalnız Fransa için mi geçerli? Hayır. Başkanlık sistemi daha büyük başarısını Atlantik ötesi Amerika’da ispatladı.

Amerikan tarihini hatırlayalım. Amerika yakın zamanların en kanlı iç savaşının sonucunda kurulmuştur. Hiçbir iç savaşta görülmediği ölçüde ağır silahlar sivil halkın üzerine ateş açmış, kasabalar yakılıp yıkılmıştır. Bu savaşın şiddetini Hollywood  “rüzgar gibi geçti” filmiyle ölümsüzleştirmiştir. Eğer başkanlık sistemi olmasaydı bugünkü Atlantik okyanusundan Pasifik okyanusuna uzanan kıta devlet ABD kurulabilir miydi? Washington’da Beyaz Saray’da oturan Başkan bugün dünya’da bir numara olan ABD’nin gücünü ve bütünlüğünü temsil ediyor.

Beyaz, siyah, sarı ve kızıl derili her renkten, her ırktan, her dinden, her kökenden üç yüz milyonu aşkın kişi ABD Başkanının ve bayrağının altında yaşamını sürdürüyor. Bunun nedeni bu kıta devlette siyasal istikrarı sağlayan başkanlık sistemi. Bu sistem sayesinde Amerika dünyanın en güçlü, en zengin ve en müreffeh ülkesi oldu. Bu sistemde fakir olan bile “Amerikan rüyası” sayesinde zengin ve mutlu olabileceğini ve hatta başkan olabileceğini hayal edebiliyor.

ABD’de bütünleştirici başkanlık sistemi olmasaydı ne olurdu? Herhalde Atlantik’ten Pasifik’e uzanan ve dünyada bir numara olmayı başaran bir ülke ortaya çıkmazdı. Kuzey Amerika kıtasında çok sayıda güçsüz ülke olurdu. Kuzey Amerika Güney Amerika gibi olurdu. Fukaralık, istikrarsızlık, siyasi kavgalar, iç savaş ve darbeler peş peşe gelir ve halk fukaralık içinde olurdu. Ama  başkanlık sistemi sayesinde her dinden, her ırktan, her kökenden insanlar bir bayrak altında birleşti. Güçlü ABD doğdu.


BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’DE  GEREKLİ Mİ?



Türkiye demokrasiye 1950 yılında geçti. 60 yıldır Türkiye demokrasi rejiminde yaşıyor. Ama bu parlementer demokraside  ilk askeri darbe 1960’da oldu. Yani 50 yıldır siyasi kavga içindeyiz. Bu 50 yıl içinde siyasi liderler siyasete katılmanın bedelini ağır ödediler. Menderes, Polatkan, Zorlu idam edildiler. Hapse girmeyen Başbakan kalmadı. Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş, Baykal hapishanelerle tanıştı. Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okuduğu için hapse mahkum oldu. Binlerce vatandaş siyasi kavgalarda hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı. Türk halkı fukara kaldı.

Türkiye’den nüfusu daha az olan ama Başkanlık sisteminde yaşayan Fransa’da cirosu on milyar ile ikiyüz milyar dolar arası değişen seksen beş şirket var. Bunlardan Total’in cirosu ikiyüz milyar, Carrefour’un ki ise yüzelli milyar dolar. Türkiye devletinin bütçesi kadarlar. Türkiye’de ise mega şirketlerin sayısı bir elin parmakları kadar ve ciroları hala on milyar dolarlarda dolaşıyor. Bu durum Türkiye gibi nüfusu yetmiş milyonu aşan bir ülkeye hiç yakışmıyor. Bütün bunlar için, Türk halkınında zengin ülkeler halkları gibi zengin ve mutlu olabilmesi için Türk demokrasisinin “çocukluk hastalığı” nı atlatması gerekiyor. Yani siyasi kavgalar, bölünmeler, darbeler bitmeli. Türkiye’ye istikrar gelmeli. Bunun yoluda Başkanlık sistemi.


TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMASINI CUMHURBAŞKANI ÖZAL BAŞLATTI. BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN BU TARTIŞMAYA SICAK BAKTIĞI ANLAŞILIYOR.

Başbakan Tayyip Erdoğan daha önceleride Başkanlık sisteminden söz açmıştı ama bu konuda en net biçimde görüşünü 12 Eylül Referandumu akşamı açıkladı.

Başta AK Parti Genel  Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik olmak üzere AK Parti yöneticileri Başkanlık sistemi tartışması konusunda çok doğru bir strateji izliyorlar. İzlenilen strateji şu:
bu proje bir AK Parti projesi değildir. Bir Türkiye projesidir. Başkanlık tartışması tabu olmaktan çıkarılmalıdır. Çünki geçmişte görüldü ki çok önemli bazı projeler bile sırf AK Partiden geldiği için muhalefetin tepkisi ile gerçekleşemedi. Bir Galataport projesi  gerekleşemedi. Gerçekleşseydi İstanbul’un profili değişecekti. Oysa Karaköy bugün ağlamaya devam ediyor. İstanbul üçüncü köprüsü, Çanakkale köprüsü çok ama çok gecikti. Başkanlık projesi ise bütün bu yukarıdaki projelerle karşılaştırılmayacak kadar önemli. Türkiye’nin tarihini değiştirecek bir proje. Bu bakımdan tartışmada stratejik bir hata yapmamak lazım. Projeyi bütün Türkiye’nin tartışması lazım. Bu tartışma başladı bile. Ben şahsen iki gün içinde Başkanlık sistemi konusunda NTV Radyo, Kanal24 ve Bugün televizyonunda kapsamlı bir şekilde görüşlerimi açıklamak imkanı buldum. Türkiye Başkanlık sistemini tartışmaya başladı bile.


TÜRKİYE’YE UYGUN BAŞKANLIK SİSTEMİ HANGİSİ? ABD TÜRÜ MÜ, FRANSIZ TÜRÜ MÜ?


Türk geleneklerinde Başkanlık sistemi var mı? Tarihimize baktığımız zaman şunu görüyoruz. Türkler dünyada çok az sayıda ülkeye nasip olan “number 1” ülke olmanın gururunu yaşamışlar. Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya yayılmış ve altı yüz yıl yaşamış. Bu görkemli imparatorluğu peş peşe gelen beş altı dahi padişah iki yüz yılda kurmuşlar. Peşlerinden gelen hanedan üyeleri aynı başarıyı gösterememişler. Vizyonu olmayan, akli dengesi olmayan, dolduruluşa gelen zayıf padişahlarla imparatorluk yok olma sürecine girmiş ve çöküş bile dört yüz yıl sürmüş. Tarihten çıkan ders: peş peşe gelen beş-altı dahi padişahla Türkler bir büyük dünya devleti kurma becerisini göstermişler ve bu gururu yaşamışlar.

Türkiye bugün demokratik bir Cumhuriyet. Ama demokrasinin “çocukluk hastalıklarından” kurtulamıyor. Parlementer sistem Türkiye’nin enerjisini boşa sarf etmesine yol açıyor. Sistem patinaj yapıyor. Çözüm Başkanlık sistemi.

Hangi Başkanlık sistemi Türkiye’ye daha uygun? Amerikan modeli mi, Fransız modeli mi?

Amerikan sisteminin Türkiye’ye uyması zor gözüküyor. Amerika’da Başkan var  ama Başbakan yok. Hatta Amerika’da bildiğimiz anlamda Bakanda yok. “Başkanın adamları” var. Başkan kendi görüşüne yakın bulduğu kişileri “devlet sekreteri” olarak görevlendiriyor. Amerika’da bildiğimiz anlamda hükümette yok. Sadece Başkan var.

Amerika’da İcraatı Kongre denetliyor. Ama Kongre’nin bir özelliği var. Senato ve Temsilciler Meclisi Üyeleri bireysel hareket etme geleneğine sahip. Amerika’da çelik disiplinli partiler, parti disiplini kavramı ve parti genel başkanları yok. Kongrede tam bir demokrasi var. Amerikan Başkanlık sisteminin özelliği bu. Benzer durum Türkiye’de bulunmuyor.

Fransa’da ise durum çok farklı. Halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanın atadığı bir Başbakan var.

Cumhurbaşkanı anayasal bakımdan olağanüstü güçlü. Ama Fransa’da güçlü partiler, parti disiplini olduğu için halk seçimlerde Cumhurbaşkanı çizgisinde olmayan partileri iktidara getirebiliyor. Bir örnek vermek gerekirse sosyalist Cumhurbaşkanı F. Mitterand seçimleri kazanan sağcı parti lideri J. Chirac’ı Başbakan yapmak zorunda kalmıştı. Bu durum anayasanın tanıdığı güçlü Cumhurbaşkanı imajını zedelemedi. F. Mitterand on dört yıl iktidarda kaldı. Fransa onun döneminde de General De Gaulle’ün başlattığı güçlü icraatlara devam edebildi.

Amerikan sistemi Türkiye’de uygulanırsa Cumhurbaşkanı tepkilerin tek hedefi olabilir. Oysa Fransız sisteminde Cumhurbaşkanı ile halk arasında bir Başbakanlık kurumu var. Tepkiler oluştuğu zaman Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden alıyor. 1958’den beri Fransa siyasal sistemi bu mekanizma sayesinde ayakta duruyor.


BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’DE TEHLİKE OLUŞTURUR MU?

Başkanlık sisteminin Türkiye’de diktatörlük oluşturacağını söyleyenler var. Hilafet ve padişahlığı geri getirecek diyenler var. Burada unutulan nokta da şu : Türkiye demokratik bir ülke. Liderler ve partiler seçimle gelip seçim ile gidiyorlar. Türkiye’de özgür seçimler iptal edilmediği sürece Başkanlık sistemi Türkiye’de bir risk taşımaz. Halk seçimlerde vizyonu olan kişileri başkan yapar, vizyonu olmayan başkanlarıda seçimlerde görevden alır.

Vizyonu olan başkanlarda Türkiye’yi yukarda ki örneklerde görüldüğü gibi şaha kaldırır. Mega projeleri, mega şirketleri olan Türkiye’yi kimse tutamaz.
 

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:2405:2513:1117:1020:4622:38
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=