Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 25°
    19 Temmuz 2019 10:46
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Kaptan pilot, yeni anayasayı uçuracak mı?

04 Nisan 2012 12:36

    Türkiye’de yeni Anayasa tartışmaları artarak devam edeceğe benziyor. Yeni anayasayla ilgili düzenlenen toplantılar, yapılan açıklamalarsa çok dikkat çekici. Farklı niyetleri çok belli olan korodan yükselen sesler yine aynı. Peki, bu koronun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili gizli bir amacı mı var? Türkiye, nasıl bir Anayasa süreci ile karşı karşıya?

      Son elli yılda Türkiye siyasi kavgalardan büyük zarar gördü. Beceriksiz ve yeteneksiz siyasetçiler Türkiye gemisini kayalara oturttu. Ekonomi geri kaldı. Halk fukaralıktan kurtulamadı.
 
      HER ÜLKENİN ÖZELLİĞİ FARKLI
      Türkiye, son on yılda bütün dünyanın gıpta ettiği bir ekonomik ve siyasal tırmanış içinde. Kaptan pilot başarılı. İktidar, bu büyük başarısını yeni bir anayasa ile taçlandırmayı umuyor.

      2012’de Türkiye yeni anayasasını tartışmaya açıyor. Niyet iyi. Herkes konuşsun. Herkes görüşünü belirtsin, yeni anayasa herkesin anayasası olsun isteniyor.

      Ama gidişat kimilerine endişe veriyor. Bu kesim tek bir amaca kilitlenmiş gibi güçsüz bir icraat için çaba sarfediyor. Bazı kurum, kuruluş ve isimlerin yeni anayasa tekliflerinden çıkan bir ses var: Güçlü iktidardan kaçmak. Peki bunların hedefi, ‘’Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın daha da güçlenmesini engellemek mi?’’ Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir husus var. O da güçlü ekonomileri, güçlü iktidarlar kurar.

      Çeşitli toplantılarda farklı uzmanlık sahasından gelen kişiler, uluslararası anayasalardan işlerine gelen noktaları cımbızlayarak görüşlerine destek arıyor.

      Oysa, anayasaları ulusal çerçevelerinde değerlendirmek gerekir. Hiçbir ülke ötekisine benzemiyor.
Aslında bu önemli konuyla ilgili yabancı örnekler kendi çerçevelerinde incelenirse konu daha net anlaşılabilir. Böylece, Türkiye’nin de neden kendi özellikleri çerçevesinde yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu ortaya çıkabilir.

      AMERİKAN SİSTEMİ NASIL OLUŞTU?
      Her sistem gibi Amerikan sisteminin geçmişinde de çok kan ve gözyaşı var.  Amerika bugün dünyanın en güçlü devleti. Atlantik Okyanusu’ndan Pasifik Okyanusu’na uzanan bu dev ülkede, 300 milyondan fazla insan bir arada yaşıyor.

      Peki, Amerika nasıl “number one” olabildi? Hiç de kolay olmayan bu süreçte çok bedeller ödendi. Esas izahat, ABD’nin kuruluş aşamalarında.

      BİRİNCİ AŞAMA: TOPRAKLARIN FETHİ
      Atlantik Okyanusu kıyılarında başlayan süreç bir Kızılderili katliamı eşliğinde Pasifik’e kadar uzandı. Daha sonra ABD’nin güneyindeki on üç eyalet Fransa’dan satın alındı. Meksikalılardan da savaşla ve parayla Teksas ve Kaliforniya kopartıldı.

      İkinci aşama “iç bütünleşme” süreci. Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney eyaletleri, birlikten çıkma kararı aldılar ve Kuzey’e karşı savaş başlattılar.

      EN KANLI İÇ SAVAŞ
      Amerikan Devleti’nin tepkisi korkunç oldu. Modern zamanların en kanlı iç savaşı Amerika’da yaşandı. Güney kentleri ordu tarafından kuşatılarak top ateşi altında yakılıp yıkıldı. Hollywood bu acımasız dönemi eşsiz bir film olan “Rüzgar gibi geçti” ile ölümsüzleştirdi.

      Üçüncü aşama: Radikal ideolojiler sistem dışına atıldı ve tasfiye oldu. 1920’lerden itibaren FBI sistem karşıtı Bolşevik ve Komünist hareketleri acımasız bir şekilde tasfiye etti.

      Sistem iki büyük partinin, Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin egemenliği üzerine yerleşti. İki parti de Amerikan rüyası ve Amerikan sistemi üzerinde bir konsensüsle birleşti. Amerikan ideolojisi tek ideoloji haline dönüştü.

      Netice: Amerikan Başkanı, Beyaz Saray ve Amerikan bayrağı, üç yüz milyon insanı birleştiren ana değişken oldu.

      Her renkten, her ırktan, her dinden, her kökenden üç yüz milyon insan Amerikan rüyasının içinde dünyanın bir numarası olmanın gururunu paylaşmaya başladı.

      Bugün Amerikan Başkanı dünyanın en güçlü kişisi. Bu bir tesadüf değil. Amerika’da başkanlık sistemi gücünü kaybettiği anda sistem hem ekonomik hem siyasal hem diplomatik açıdan kaos ve krize sürüklenebilir. Bunu bildikleri için hiçbir Amerikalı, Amerikan siyasal partileri ve Sivil Toplum Kuruluşları, Başkanlık sistemini eleştirmiyorlar.

      FRANSIZ SİSTEMİ
      Fransız sisteminin geçmişi de Amerika’dan farksız. Kan ve gözyaşıyla doludur.

      “Fransa’nın anayasal rejimi ne olacak?” tartışması 1789 yılında başladı ve yüz binlerce Fransız’ın katledilmesiyle sonuçlandı. İdamlar o kadar geniş ve kitlesel bir boyut kazandı ki Fransızlar bir idam makinesi olan giyotini icat ettiler ve bu aleti Paris’in merkezinde bulunan bugünkü Concorde Meydanı’na koydular. Başta kral, kraliçe ve ihtilal liderlerinin büyük çoğunluğunu, halkın gözleri önünde bu meydanda kafalarını keserek idam ettiler.

      1789’da başlayan Fransız ihtilalleri sürecinde sayısız askeri darbe, sokak savaşları ve beş Cumhuriyet yer aldı.

      1958’e gelindiğinde Fransa siyasi çöküşün bir kez daha eşiğindeydi. Partiler kendi aralarında savaşıyorlar ve ortalama bir hükümet ancak yedi ay iktidarda kalabiliyordu. Cezayir’de katliam yapan Fransız ordusu hükümete baş kaldırmıştı ve Paris’i işgal etmekle tehdit ediyordu.

      Kaos ve iç savaş ortamındaki Fransa’da çaresiz kalan parlamenter rejim çözümü emekli bir General’i iktidara davet etmekte gördü. Görevdeki Cumhurbaşkanı Rene Coty, General De Gaulle’ün Paris dışındaki evine ayağına giderek “lütfen gelin iktidarı size bırakıyoruz” dedi. De Gaulle’ün cevabı ise çok ilginçti. “Bu kadar bölünmüş bir halk, kavga içindeki partiler ve bu anayasa ile Fransa yönetilemez. Teklifi kabul etmiyorum.”

      De Gaulle önemli maddelerini bizzat dikte edeceği yeni bir anayasayla Cumhurbaşkanlığını kabul edebileceğini söyledi. Teklif kabul edildi. Yeni anayasal sistemle Başbakanlık fiili olarak ortadan kalkıyordu. Bakanlar kurulu her hafta Cumhurbaşkanının başkanlığında Başkanlık Saray’ında toplanıyordu. “Başbakan” artık sıradan bir bakandı. Sıfatı “birinci bakan”dı. Göreve Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor ve görevden Cumhurbaşkanı tarafından alınıyordu.

      Fransa’da “yarı başkanlık” adı verilen bu sistem gerçekte Fransa Cumhurbaşkanını “seçilmiş bir kral” haline dönüştürüyordu. Ama bu anayasa ve güçlü Cumhurbaşkanlığı sayesinde Fransa “otuz altın yıl” yaşadı. Güçlendi. Avrupa Birliği’ni kurdu.

      Amerika ile Fransa’yı karşılaştırırsak; Amerikalılar aşamalar halinde siyasal sistemlerini “dikensiz bir gül bahçesi” olarak Başkanının etrafında inşa ettiler. Fransızlar ise iç siyasal sisteminde siyasi kavgaları aşamadıkları için düzeni tepede Başkan düzeyinde bir by-pass ile gerçekleştirdiler. 

      TÜRKİYE YENİ ANAYASASINI ARIYOR
      Yeni anayasa için düzenlenen toplantılar ve açıklamalar aslında çok önemli detaylar içeriyor. Farklı niyetleri olan bir korodan yükselen sesler hep aynı sözleri tekrarlıyor. Amaç; icraatı, saklı amaç ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı zayıflatmak. Eğer Başbakan Erdoğan 2014’te Cumhurbaşkanı olursa, ona güçsüz bir Cumhurbaşkanı olma yolunu açmak.

      Oysa, mesele bir Recep Tayyip Erdoğan meselesi olmamalı. Mesele, güçlü Türkiye, güçlü ekonomi meselesi olarak yorumlanmalı. Bunun yolu da güçlü iktidardan geçiyor. Dünyada bunu başarmış ülkeler var. Onların anayasalarından madde cımbızlayarak değil sistemlerinin tümünü örnek alarak bir anayasa yapmak gerek. Bu konuda birbirimizi kandırmanın faydası yok.

 

 

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:4905:4113:1517:1320:4022:24
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=