Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 28°
    23 Ağustos 2019 21:21
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

On yıl sonra Türkiye...

03 Mayıs 2012 08:12

Türkiye’nin dünyada güç unsuru olabilmesi nelere bağlı? AK Parti başkanlık sistemi savaşını kazanacak mı? Ekonomi nasıl olacak? Türk siyasetinde durumu hangi koşul belirleyecek? İktidar nereye gidiyor? İşte on yıllık projeksiyon. 

     ‘’On yıl sonra Türkiye’’ sorusu  gelişmiş demokrasiler için sorulsaydı cevap çok kolay olurdu. Gelişmiş demokrasilerde siyaset ve ekonomi iki ayrı rotada seyreder. Türkiye’de böyle değil. Siyaset sürekli bir deprem yaşıyor. Sekiz kuvvetinde bir siyasi deprem, sekiz şiddetindeki bir ekonomik faciayla noktalanıyor. Peki, bugün artık bu durum değişiyor mu?
Gelişmiş ülkelerde siyasette ya iki büyük parti  ya da iki büyük partinin yanında bir veya birkaç ufak parti var. Siyaseti iki büyük parti belirliyor. Amerika’da Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti. İngiltere’de Muhafazakar ve İşçi Partisi. Almanya’da Hristiyan Demokrat ve Sosyal Demokrat Parti. Fransa’da ise UMP ve Sosyalist Parti.


     On yıl sonra bu ülkelerde siyasi durum ne olacak?

     Partiler aynı kalıyor. Seçimler zamanında yapılıyor ve sistemin kuralları değişmiyor. Bu ülkelerde değişen ne? Sadece sandıktan başarıyla çıkan lider. Kazanamayan ise muhalefet oluyor. On yıl sonra bu ülkeler konusunda tek bilemediğimiz, iktidar koltuğuna oturacak liderin adı oluyor.

     Bu ülkelerde ekonomi bazen iyi gidiyor, bazen kriz oluyor. Sanıldığının aksine bu krizler ülkeden ülkeye çok farklı. Son Amerikan krizi finans kaynaklıydı. Avrupa’da tek bir tablo yok. Örnek mi? Fransa’da sendikalar çok azgın. Haftalık çalışma saati otuz beşe indi. Netice, Fransız patronlar şirketlerin üst kademesini Paris’te muhafaza etti ama fabrikaları dünyanın beş köşesine taşıdılar. Bunun sonucunda Fransa’nın kendi sınırlar içinde neredeyse sanayi kalmadı. İşsizlik tavan yaptı.

     Almanya’da sendikalar daha sorumlu davrandı. Almanya’da kriz yok. İhracat şahlanıyor. Her ülke kendi ekonomik krizin yaşıyor. Ama siyaset, partiler, seçimler kendi kuralları içinde kendi rotalarında demokratik geleneklerini sürdürüyor.

     TÜRKİYE SİYASİ DEPREM KUŞAĞINDA
     Türkiye’de böyle değil. Siyaset sürekli bir deprem yaşıyor.
     Batı ülkelerinde liderler geliyor gidiyor ama partiler yerinde duruyor. Türkiye’de ise siyasetçiler hayatta ama partileri  yaşamıyor.
     Örnek mi? Mesut Yılmaz hayatta ama partisi tarih oldu. Anavatan artık yok. Tansu Çiller; Doğru Yol Partisi Genel Başkanı seçiliyor. Kendisi hayatta ama onun da partisi fiili olarak artık yok. Hüsamettin Özkan; Ecevit’in sağ kolu. Demokratik Sol Parti’nin gerçek lideriydi. Aynı kader kendisi ve partisi içinde geçerli. Liderler hayatta ama partileri fiili siyaset bakımından merhum.
     Batı demokrasilerinden farklı olarak, Türkiye’de partiyi eline geçiren lider partisinin boynuna ilmiği geçiriyor.
     Ama iş bu kadarla da kalmıyor. 2002 seçimlerindeki durum. Meclisteki tüm partileri seçmenler tasfiye ediyor. Liderler kendilerini Yüce Divan’da buluyor. Başbakan Mesut Yılmaz, Yardımcısı Cumhur Ersümer ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan Yüce Divan’da yargılanıyor.


     İş bu kadarla da kalmıyor. Bankalar hortumlanmış. Tasarruf sahipleri dolandırılmış, bu bankaların sahip ve yöneticileri ya hapishanede ya da yurtdışında kaçak yaşıyor. Ekonomi batıyor. Ülke merkezi Washington’daki IMF’ye muhtaç oluyor. MF Türkiye temsilcileri sömürge valileri gibi Ankara’da kabul görüyor.
   Liderler koca partileri ve ekonomiyi batırıyorlar. Sekiz kuvvetinde bir siyasi deprem sekiz şiddetindeki bir ekonomik faciayla noktalanıyor.
   Bu tür  siyasi, ekonomik iflas ve yıkımlara, çağdaş demokrasilerde rastlanmıyor.


     AK PARTİ BİR İSTİSNA OLACAK MI?
     AK Parti devam ediyor. On yılı geride bıraktı. Başarısının temelinde lider ve örgüt var.
     Ama yalnız örgütle seçim kazanılmaz. AK Parti icraatı çok başarılı. Dünyanın ekonomik bakımdan kıvrandığı bir dönemde Türkiye’de çarşı pazarda her şey var.
     Türkiye’nin fiziki yapısı kılıf değiştiriyor. Dünyanın en güzel alış veriş merkezleri, görkemli gökdelenler, mega projeler Türkiye’yi yirmi birinci yüzyıla taşıyor. Döviz bol. Borsa şahlanışta. İthalat ihracat devam ediyor. Bankalar tıkır tıkır çalışıyor.
     AK Partinin çok önemli bir boyutu da dış politikada. Geçmiş yılların pısırık dış politikasına Türkiye AK Parti ile veda etti. Bu o kadar belirgin ki Orta Doğu’da “astığı astık kestiği kestik” bir devlet İsrail, artık Tayyip Erdoğan Türkiye’sine ürpererek bakıyor.

     AK PARTİ, TÜRKİYE’DEKİ MERKEZ PARTİLERDEN FARKLI OLARAK, ON YILLARCA YAŞAYABİLİR. PEKİ NASIL?
     2014 AK Parti için kritik bir yıl. Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi sona eriyor. Anayasal bakımdan bir daha seçilme imkanı yok. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şu anda Çankaya’nın en kuvvetli adayı olarak görülüyor.   
     AK Parti kamuoyunda “askeri vesayete” son veren parti olarak tanınıyor.
     Oysa esas başarısı “askeri vesayete” çanak tutan medyayı tasfiyede görülecek.
     Askerlerin mert bir tarafı var. Yaptıkları işlerin altına imzalarını atıyorlar. 12 Eylül komutanları “bugün olsa aynı şeyi yapardık” diyorlar.
     Oysa medyadaki “manşet senyörleri” kıvırıyorlar. Büyük bir yüzsüzlük içinde geçmişte yaptıkları gibi bugünkü iktidara da tavsiyelerde bulunup onu tutsak almaya çalışıyorlar. Ama AK Parti bir Anavatan veya Doğruyol Partisi değil. AK Parti çetin bir ceviz.


     “Manşet senyörlerinin” geçmişteki icraatları nasıl unutulur? 1990 yılından itibaren bu “senyörler” manşetlerini bir ok gibi kullandılar. Hücum ettikleri noktayı yok edinceye kadar saldırdılar. Düşman bile bu kadar kötü, egoist ve acımasız olamazdı. Türkiye’ye çok büyük kötülük ettiler. Telafisi çok zor büyük zararlar verdiler. Türkiye çok vakit kaybetti. Keyif içinde geçirdikleri her bir yıl belki Türkiye’ye on yıllara mal oldu. İnsanları aileleri ile birlikte perişan ettiler. Kendileri çocuklarını dünyanın en lüks otellerinde evlendirdiler. Yerlerde süründürdükleri kişilere cevap hakkı bile vermediler. Dünyanın en lüks otellerinde, şık smokinleri,  ellerinde viski bardakları ile acımasızca yok ettikleri insanları, sinsi bir gülüş ve zafer edasıyla izlediler.

     Şahsi ikbal, dünya nimetlerinden faydalanmak, onların elde ettikleri ganimetler oldu. Bir işgal ordusu gibi davrandılar. Bankalar hortumlandı. Hükümet ve bakanlar yıkıldı. Türkiye demokrasisini kendilerine benzettiler ve en üst düzeyde yozlaştırdılar.
     Bu kepazelikler ve hainlikler nasıl unutulur? Bu kişiler hiçbir şey olmamış gibi nasıl yollarına devam ederler?
     Bütün bu nedenlerle 28 Şubat olaylarının üzerine gidilmesi Türk demokrasisinin seviye kazanması ve Türk basınının haysiyetine tekrar kavuşması açısından büyük önem taşıyor.
   Dünyada örnekler var. Amerika’da tek bir vaka dünya sinema tarihinin en önemli eserinin kaynağı oldu. Dahi sinemacı Orson Welles “Yurttaş Kane” filmiyle Amerika’daki bir basın patronunun ipliğini pazara çıkarttı. Onu rezil etti.

     Türkiye’de 1990’dan itibaren “manşet senyörleri” sürekli Dallas dizisini oynadılar. Dallas bir televizyon dizisiydi. Ama Türkiye’deki “manşet senyörleri” gerçek hayattaydı. Türk demokrasisini, Türkiye’nin değerli politikacılarını ve onların ailelerini ağır yaradılar.
     Şimdi yaptıklarını inkar ediyorlar. “O zaman öyle yapmak gerekiyordu” diyorlar. Bereket eserleri basılmış ortada, arşivlerde.
     Yargının üzerlerine gitmesi benim konum değil. Ben bir uluslararası ilişkiler profesörüyüm. Mesleğim itibariyle üniversiteleri göreve çağırıyorum. Türk basınının bu kara sayfasının eleştirisinin yapılmasını onlardan talep ediyorum.

     TÜRKİYE’NİN GÜÇLENMESİ İÇİN BAŞKANLIK SİSTEMİ PROJESİNİ TEKRAR GÜNDEME GETİRMEK GEREK             
     Dünyada hiçbir demokrasi ötekine benzemiyor. Nasıl İngiliz, Amerikan, Fransız modelleri varsa AK Partinin başarısı sonucunda da dünyada Türk modeli de var olabilecektir.
     Bunun yolu güçlü iktidardan geçiyor. Bugün güçlü iktidar deyince Türkiye’de herkesin aklına Recep Tayyip Erdoğan geliyor. Onun yolunu kesmek isteyenlerin sayısı ise ne yazık ki çok fazla.  
     Burada temel yanlış şu. Mesele Recep Tayyip Erdoğan meselesi değildir. Türkiye’nin meselesidir.  Dünyada güç unsuru olabilmesi için, güçlü iktidara ihtiyacı vardır.
     Eğer Osmanlı İmparatorluğu’nda  iktidara peş peşe beş, altı padişah  gelmeseydi, dünyada yüz yıllarca sürecek bir Türk egemenliği kurulabilir miydi? 
     Kendi zamanında “number one” olmak dünyada çok az ülkeye nasip olmuştur.

     TGRT’de Sakıp Sabancı ile beraber hazırladığım “Sakıp Ağa İle Başbaşa” belgeselinde hep bunu tekrarladım. Türkler dünyada “number one” olmanın gururunu yaşadılar. “Number one” ülkeler tarihte sırasıyla Roma, Osmanlılar, Fransa, İngiltere ve Amerika oldu. Ruslar en güçlü oldukları komünizm döneminde bile iki numara olmaktan öteye gidememişlerdir.
     Uzun süreli olarak “number one” olup dünyaya damgasını vurmak Türklere nasip olmuştur. Şans Türklere Recep Tayyip Erdoğan ile bu fırsatı tekrar vermek üzeredir.

     AK Parti başkanlık sistemi savaşını mutlaka kazanmak zorundadır. Aksini söyleyenlere sakın itibar etmeyin. Türkiye’de güçlü iktidar olmazsa tek parti iktidarı da olmaz. Koalisyon, manevralar dönemi tekrar başlar. Bankalar tekrar hortumlanır. Ekonomi çöker.
     Başkanlık sistemi tartışması bir Türkiye savaşı sorunudur. Türkiye’nin bir numaralı meselesidir. Türkiye’nin son yedi yüzyıllık tarihinin bütünleşmesi ve bir kez daha lider ülke olabilmesi için olağan üstü bir fırsattır.
 

 

 

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
4yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:4006:1413:1216:5720:0021:27
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=