Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 25°
    19 Temmuz 2019 17:22
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Derecelendirme kuruluşları doğmadan öldürülüyor mu?

02 Haziran 2012 15:05

       Uluslararası derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s (S&P)’un Türkiye ile ilgili değerlendirmeleri yoğun tartışmalara, sert eleştirilere neden olurken, yine bu alandaki bir başka çalışma da çok yoğun tartışmalara sebep olacak gibi gözüküyor…

       Basel uygulamalarında, ECAI- (External Credit Assessment Institution) olarak bahsedilen kuruluşlar Türkiye’de KDK-Kredi Derecelendirme Kuruluşları olarak anılıyor.  Bu kuruluşlar Basel uygulamaları kapsamında bankaların sermaye yeterliliklerinin hesaplamasını yapıyor, kredili müşterilerinin risklerini ve kredi değerliliklerini ölçüyor, notlandırıyor. Türkiye’de BDDK’dan yetki alan 3 kuruluş var. Bunlar; JCR Avrasya Derecelendirme A.Ş, Kobirate Uluslararası Kredi Derecelendirme ve Kurumsal Yönetim Hizmetleri A.Ş.ve İstanbul Uluslararası Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. isimli kuruluş. 

       BDDK 01.10.2006 tarihinde bu KDK’ların çalışma esaslarını bir tebliğle düzenledi. Bu güne kadar 7 kuruluş yetki başvurusunda bulundu, ancak bunlardan yukarıda ismi yer alan üç kuruluş ehil görülerek 2009 yılında yetkilendirildi. BDDK, bu kuruluşlara “Bankalar ile kredi müşterilerinin kredi değerliliğine ilişkin olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca zorunlu tutulacak derecelendirme faaliyetlerini yürütmek üzere” bu yetkiyi verdi. Ancak yetkinin verildiği 2009 yılından bu yana BDDK derecelendirmeyi herhangi bir banka için zorunlu tutmadı. Dolayısıyla ECAI olarak yetki alan bu derecelendirme kuruluşları da Basel kapsamında faaliyetlerine hala başlayamadılar.  Aradan geçen bu 4-5 yıllık süre içerisinde bu şirketler aldıkları lisanslarını devam ettirebilmek için kadrolarını, altyapı yatırımlarını koruyup harcama yapmaya devam ettiler. Bir şirketin 4-5 yıllık maaş ödemelerinin, işletme giderlerinin ve alt yapı yatırımlarının oluşturacağı yekûnun büyüklüğünü tahmin etmek güç olmasa gerek. 

       Ancak,bu sürecin sonunda BDDK’nın bankalar için derecelendirmeyi zorunlu tutacağı beklenirken, BDDK iki farklı şey yaptı. Birincisi 10.02.2012 tarih ve 4577 sayılı Kurul kararıyla bu yetkilendirdiği derecelendirme kuruluşlarını sistemin dışına iterek işlevsiz hale getirdi. Zira bu kuruluşların verdikleri notlarının tamamını % 100 risk grubuna denkleştirerek bankalar açısından Sermaye Yeterliliği hesaplamaları için dışsal derecelendirme süreçleri anlamsızlaştırılmış oldu. İkincisi ise 4-5 yıl önce verdiği lisansları Temmuz 2012 tarihinden itibaren iptal edeceğine ve bu kuruluşların lisans için yeniden başvuru yapmaları gerektiğine ilişkin yeni bir Yönetmelik yayımladı.

       Dolayısıyla bu derecelendirme kuruluşlarını 4-5 yıl oyaladıktan sonra ters köşeye yatırmış oldu.  Bu durum, bankacılık/fanans sektöründe tartışmalara neden oldu elbette. Dolayısıyla şu sorular dillendiriliyor: “Bu kuruluşlar ehil değiller idiyse neden 2009 yılında lisans verildi? Eğer ehil iseler neden ellerindeki lisans Temmuz ayından sonra iptal ediliyor?  Bu kuruluşların üstlendiği 4-5 yıllık maliyetlerini kim karşılayacak?”

       Sektör temsilcileri bu soruların cevabını merak ediyor. Peki BDDK bu beklenmedik yaklaşım değişikliğini niye yaptı? Bu konudaki yaygın görüş, BDDK’da Risk Yönetimi Daire Başkanı olarak görev yapan Dr. Özan CANGÜREL 'in basına yansıyan raporundaki değerlendirmelerin büyük etkisi olduğu yönünde.  Cangürel’ “Milli Bir Proje: Türkiye Ulusal Derecelendirme Kuruluşu” ve “Basel II Kapsamında Kredi Riskinin Ölçümünde Otorite Etkinliği: Türkiye İçin Alternatif Bir Öneri” isimli iki ayrı çalışmasında derecelendirme kuruluşları ile ilgili özetle şu değerlendirmeleri yapıyor:

       • Bu kuruluşlar, derecelendirdiği müşteri sayıları dikkate alındığında yeterince gelişmemiş gözüküyor,
       • Yaşanacak bu rekabet sonucunda “ahlaki riziko (moral hazard)” problemi kaçınılmaz olacak, hak etmeyen kurumsal müşterilere, yüksek derecelendirme notları verebilir,

       Dr, Cangürel, bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra sözkonusu kuruluşların sistem dışına atılması gerektiğini vurguluyor.

       İşte Cangürel’in bu görüşüne sektörden ve ilgili çevrelerden itiraz sesleri yükseliyor… Deniliyor ki;  Basel’in Standart yöntem uygulamaları BDDK tarafından henüz başlatılmadan, yani bankalar için derecelendirme zorunlu hale getirilmeden ve bu zorunluluk döneminin üzerinden en az bir iki yıl gibi belli bir uygulama/faaliyet süresi de geçmeden, bu KDK’lardan derecelendirme işlemine başlamalarını beklemek anlamsız. Dolayısıyla buradan KDK’ların müşteri sayısının az olduğuna ve dolayısıyla da gelişmemiş olduklarına dair herhangi bir eleştirel sonuç üretilmesinin bilimsel bir dayanağı yok. Elbette ki müşteri sayıları sıfır olacak. BDDK’nin henüz başlatmadığı bu faaliyetin sonucunun sıfır olması normal değil mi? Dolayısıyla bu kuruluşların derecelendirdiği kuruluş sayısı az, liyakat kriterlerine uymamaktadırlar gibi değerlendirmeler çok anlamlı bir tespit değil. Makalelerde ileri sürülen böyle bir iddianın anlamlı isabetli olabilmesi için ilk şart BDDK’nin önce derecelendirmeyi zorunlu tutmasını, ikinci şart ise bir- iki faaliyet döneminin bu zorunluluk sürecine göre yürütülmüş olmasını gerektiriyor. Aksi takdirde daha sınav günü gelmeden bir öğrenciye zayıf notu verilip sınıfta bırakılması gibi bir durum olur ki BDDK’nın 4577 sayılı kararı tam da bu şekilde. 

       Diğer taraftan iddia edilen moral hazard olasılığının ECAI’ler yönünden sistematik ve fiili olarak hayata geçtiği ve bu olaya örnek teşkil edebilecek tek bir ülke dahi dünya’da yok.  Yani Basel kapsamında standart yöntemin uygulamaya konulduğu hiçbir ülkede sistematik ahlaki riziko örneği şu ana kadar yaşanmadı. Burada uluslararası rating kuruluşları için yürütülen tartışmalarla bu gibi KDK’ların hiçbir benzerliği yok. Dolaysıyla, KDK’ların ahlaki riziko problemi doğuracağı, hak etmeyen müşterilere yüksek dereceler verileceği yönünde dile getirilen olasılık ve endişeler kişisel ve sübjektif kanaat ve öngörüler. Ancak garip olan durum, fiili hayatta hiçbir örneği olmadığı halde salt sübjektif inanış ve kişisel kanaatlere dayanılarak Türkiye’deki KDK’ların notlarının % 100 risk grubuna topluca entegre edilmesi suretiyle KDK’ların BDDK tarafından sistemden top yekûn olarak dışlanmış olması.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının daha bağımsız değerlendirme yapmalarının, objektif kriterlere göre notlandırmalarının yolu mutlaka açılmalı, bu konuda gereken tüm düzenlemeler elbette yapılmalı.

       Ancak BDDK yönetimi bir kez daha düşünmeli ve bu haksız durumu yeniden değerlendirmeye almalıdır. Kurulduğu tarihten bugüne kadar, özellikle de Tevfik Bilgin başkanlığında çok başarılı bir grafik çizen BDDK, umarım bu yanlışı düzeltir. Aksi takdirde sektöre, Türkiye’ye yazık olur.
 

 

Dr. Kazım KILINÇ

kakilinc@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Cengiz Nalıncı
8yıl önce
Bu işler çok zor. kimin ne yaptığı, niçin yaptığı belli değil
Sabri Genç
8yıl önce
Boşunayorulmayın. Kimin umurunda ki
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:4905:4113:1517:1320:4022:24
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=