Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 18°
    12 Kasım 2019 09:09
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Erdoğan ile Putin’in önlerinde dev bir fırsat var

11 Aralık 2012 09:11

  Türkiye ile Rusya’nın kaderleri kesişiyor mu? Tarih boyunca düşman kardeşler olan Türkler ile Ruslar arasındaki ilişkiler kalıcı olarak pozitife mi dönüşüyor? Bu ilişkilerin boyutu nereye kadar uzanabilir? Ekonomi ve siyaset bilimlerinin merak konusu şimdi bu.

   KÜLLERİNDEN DOĞAN İKİ ÜLKE: TÜRKİYE VE RUSYA
   Önce bir gözlem: iki ülke arasında şaşırtıcı benzerlikler var. İkisi de tarih içinde dev imparatorluklar kurmuşlar. İkisinin de kurdukları imparatorlukların sonu çok hazin olmuş.
   Türkler tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmuşlar. En az iki yüz yıl boyunca dünyada number one olmuşlar ve dünya siyasetini doğrudan belirlemişler. O zaman dünyanın merkezi olarak kabul edilen Akdeniz neredeyse bir Türk gölü haline dönüşmüş, Türkler üç kıtanın merkezinde dünya siyasetini kontrol etmişler ve Avrupa’nın yüzde kırkı üzerinde doğrudan egemenlik kurmuşlar.
   Rus İmparatorluğu dünyada number one olamamış ama dev bir boyuta ulaşmış. Çarlar Kuzeyden Güneye inmek için Osmanlılarla irili ufaklı on iki savaş yapmışlar. Osmanlılar da Avrupalılarla birlikte Kırım’a çıkmışlar. Ruslar ordularıyla İstanbul’un kapısına dayanmışlar. Avrupa’nın sert tepkisi sonucu Çar ordularını Yeşilköy’de durdurmuş.


   Bu komşu dev imparatorluklarının sonu benzer bir faciayla bitmiş. Rus İmparatorluğu batarken Hanedanı da beraberinde götürmüş: Çar ve ailesi Rus Bolşevikler tarafından kurşuna dizilmiş. Osmanlı İmparatorluğu batarken de benzer bir durum söz konusu: Hanedan Türkiye’den sürülmüş ve yabancı ülkelerde açlık ve sefaleti yaşamış.
   Tarihin sonraki dilimlerinde de ilgi çeken benzerlikler var. Osmanlı toprakları üzerinde Osmanlıya cephe alan laik Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Rus toprakları üzerinde de Çarlığı tasfiye eden sosyalist bir rejim SSCB iktidara gelmiş.
   Bu iki yeni rejim arasında başlangıçta sıcak ilişkiler kurulmuş: İngilizlere karşı mücadelesinde Lenin Rusya’sı Mustafa Kemal Türkiye’sini maddi manevi desteklemiş. Atatürk içeride komünizmi tasfiye etmiş ama dış politikada sosyalist Rusya’yla dostluğu sürdürmeye devam etmiş.
   İkinci dünya savaşından sonra ise iki devlet arasında radikal bir ayrılış söz konusu. Sovyetler Birliği Stalin yönetiminde Avrupa’nın yarısını işgal ederken gözünü Türkiye’ye dikmiş.

   Türkiye’de kurtuluşu Amerikan ve NATO şemsiyesi altına girerek bulmuş. Soğuk savaş yıllarında iki ülke kesin kez karşı karşıya. Türkiye İsrail ile birlikte Amerika ve Batı dünyasının Doğu’ya uzanan bir süngüsü haline dönüşmüş. Rusya’da Türkiye’yi ittifaklarıyla sarma harekatına girişmiş. Orta Doğu’da Suriye ve Mısır Sovyetlerin müttefikleri olmuş. 1990 başlarında Rusların kurduğu ikinci imparatorluk, Sovyetler Birliği de çöküyor.

   ASKERİ HARCAMALAR VE ZAYIF EKONOMİ İKİ ÜLKEYİDE BATMA NOKTASINA GETİRMİŞ
   Osmanlı İmparatorluğu da, Çarlık Rusya’sı da, Sovyet İmparatorluğu da aynı nedenlerle çöktü. Aşırı askeri harcamalar, zayıf ekonomi. Çarlık Rusya’sı Birinci dünya savaşında zayıf ekonomisi sonucu tarihe karıştı. Sovyetler Birliği de ekonomisini düzlüğe çıkartamadığı için çöktü. Osmanlı İmparatorluğu da ekonomisi sıfırlandığı için borç içinde tarihe karıştı.

   TÜRKİYE’DE DE, RUSYA’DA DA ARTIK ÖNCELİK EKONOMİ
   2013’ün eşiğinde Türkiye’de Rusya’da ekonomiye öncelik veriyor. Son on yıldaki gelişen Türk Rus ilişkilerinin önceliği artık ekonomi. Rus gazı Türkiye’de. Türk müteahhitler de artık Rusya’da. İlişkiler hızla gelişiyor. Ama bu ilişkilerin boyutu nerelere kadar gidecek? Normal bir trend mi izleyecek yoksa dev bir boyut mu kazanacak? Dev bir boyut kazanırsa bu nasıl olacak? Dünyada bunun örnekleri var. En yakın örnekte hemen yanı başımızda ki Avrupa’da.

   AVRUPA AŞIRI DÜŞMANLIKTAN SÜPER İŞ BİRLİĞİNE NASIL GEÇTİ? AVRUPA MODELİNDEN TÜRK-RUS İŞBİRLİĞİNİN ÇIKARACAĞI ÇOK ÖNEMLİ DERSLER VAR.
   Rus Türk ilişkileri Kuzey Güney çizgisinde oluştu. Avrupa’daki ilişkilerde Batı-Doğu çizgisinde. Avrupa’nın batısında Fransa yer alıyor. Hemen doğusunda ise 1870 yılında Almanya kuruldu.

   ÜÇ SAVAŞ FRANSA İLE ALMANYA’YI BİTİRDİ
  Kurulur kurulmaz Almanya Fransa’nın sınırındaki Alzas-Loren bölgesine göz dikti. 1870 savaşında Bismarck Fransız ordusunu yendi. Fransız İmparatoru Üçüncü Napolyon’u esir aldı ve Fransa’nın Alzas-Loren bölgelerini Almanya’ya bağladı.


   Fransa’nın intikamı gecikmedi. 1914-1918 savaşını yani Birinci dünya savaşını kazandı. Alzas-Loren’i tekrar Fransa’ya bağladı. Bilanço: on yedi milyon ölü. Neredeyse her Fransız ve Alman ailesinden en az bir kişi bu savaşta öldü.
   Fransa’nın köylerinin merkezinde Birinci dünya savaşında ölen o köyün gençlerinin isimlerinin yazılı olduğu bir dikili taş vardır. Bu taşta yazan isim sayısı köydeki ev hane sayısından daha fazladır.
   Almanya Birinci Dünya savaşında Alzas-Loren’i kaybetti. Hitler intikam duyguları ile 1933 yılında iktidara geldi. 1939’da İkinci Dünya savaşını çıkarttı. Alzas-Loren’i tekrar Almanya’ya bağladı. Bilanço: bu savaşta yetmiş milyon insan öldü.

   1945: SAVAŞI ESAS KAYBEDEN AVRUPA
   İkinci Dünya savaşı 1945’de bitti. Fransa kazanan tarafta. Almanya kaybeden. Ama Avrupa’da tablo nasıldı? Fransa tarafı: halk açlık noktasında. Mağrur Fransızlar ekmek karnesi kuyruğunda. İnsanlar zayıflamış, yanakları içine çökmüş.


   Almanya tarafında ise durum daha feci. Hitler metresi ile birlikte intihar ediyor. Almanya’nın tüm şehirleri neredeyse baştan başa yakılmış. Başkent Berlin tamamen bir enkaz. Erkekler ölmüş. Kadınlar harabeler arasında odun parçaları arayıp ısınmaya çalışıyorlar. Yiyecek ve içecek yok. Çoğu kadın Sovyet ve Amerikan askerlerinin insafına terk edilmiş. Artık Avrupa yok. Berlin’de dalgalanan bayraklar Almanya dışından. Sovyet ve Amerikan bayrakları.
   Gururlu Avrupa’nın burnu tamamen sürtmüş. Avrupa’nın yarısı Amerikan egemenliğinde. Öbür yarısı doğrudan Sovyet egemenliğinde. Almanya beş işgal bölgesine ayrılmış. Batı Avrupa’da ise doğrudan Moskova’ya bağlı komünist partileri her dört seçmenden birinin oyunu alıyor. Bu durum Fransa’da, İtalya’da, Belçika’da böyle.

   AVRUPA KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞACAK AMA ÇIKIŞ KÜÇÜK KAPIDAN MI BÜYÜK KAPIDAN MI OLACAK?
   Tarihin lider kıtası Avrupa 1945 yılında yerlerde sürünüyor. Avrupa nasıl çıkacak? Avrupa’da egemen ideolojiye Hristiyanlık. Hristiyan demokrat partiler bir çıkış yolu arıyorlar. Analizleri berrak: Avrupa’yı mahfeden Fransız- Alman savaşları. 1870, 1914-1918, 1939-1945 savaşlarında Fransa ve Almanya’da üç nesil birbirini öldürmüş. Aileler de üç nesil boyunca her nesilden en az bir ölü vermiş. Hristiyan demokratların çıkış yolu önerisi: iki ülke arasında savaşa son vermek için ortak bir ordu kurulması. Adı “ortak savunma birliği.” Ama bu proje korkunç bir tepkiyle karşılanıyor.

   Moskova’ya doğrudan bağlı batılı komünist partiler bir ortak Fransız-Alman ordusuna şiddetle karşı çıkıyor. Ülke içlerinde de sağcı milliyetçi cepheler ortak ordu projesine şiddetle cephe alıyor. Proje rafa kalkıyor.
   Fransa ile Almanya bir barış projesinde nasıl bir araya getirilebilir ve bu solda komünistlerin, sağda milliyetçilerin tepkisini çekmeden nasıl gerçekleştirilebilir? Hristiyan demokratların yeni modeli aşırı uçları uyutarak masum bir ekonomik projeyle Avrupa Birliğinin temellerini atmak. İki Fransız Hristiyan demokrat bakanın dahiyane projesi tutuyor ve siyasi cereyanlar uyandırılmadan “Avrupa Kömür-Çelik Birliği” hayata geçiyor. Bunun arkasından da 1957 Roma antlaşmasıyla AET Avrupa ekonomik teşkilatı kuruluyor.
   Roma antlaşması 1957’de imzalanıyor ama bu tarihte AET sadece kağıt üzerinde var. Avrupa Birliğini kuran, hayata geçiren esasında bir lider var: Fransa Cumhurbaşkanı General De Gaulle.

   DE GAULLE AVRUPA’YI MEGA VİZYONLA TASARLIYOR
   De Gaulle kendisine olağanüstü yetkiler veren bir anayasayla 1958 senesinde Fransa’da iktidara geliyor. Deha düzeyinde bir vizyonu ve tarih anlayışı var. Nüfusu elli milyonu bile bulmayan savaştan bitik çıkan yaşlı bir Fransa’yı ayağa kaldırmak. Kendisi de yaşlı. Yetmiş yaşında. Ama Fransa’yı tek başına ayağa kaldırmanın çökmüş bir Avrupa içinde mümkün olmayacağını biliyor. İcraatını müthiş bir Avrupa analizi üzerine kuruyor. Bu analiz ne?
   Avrupa milli geliriyle, parasıyla dünyada tekrar bir numara olmalıydı. Bunun yolu nereden geçiyor? De Gaulle’ün analizi: önce coğrafya. “Atlantik’den Ural’a kadar bir büyük Avrupa”. Tercümesi: Sovyetler Avrupa’dan çekip gitmeliydi. “Avrupalılara ait bir Avrupa”. Tercümesi: Amerikan egemenliği Avrupa’da son bulmalıydı.
   Hedeflerine ulaşmak için de Gaulle ekonominin vazgeçilmez olduğunu biliyordu. Önce bankalar: de Gaulle devlet bankalarının birleştirilmesi talimatını verdi. Böylece BNP kuruldu. BNP-Paribas bugün Avrupa’nın en büyük bankasıdır. Sonra ileri teknoloji ve uzay. Bugün Fransa uzaya en fazla uydu gönderen ülkedir. Türkiye’de bu konuda müşterisidir.

   Rus kozmos uydularını uzaya Fransa taşımaktadır. Sonra havacılık: atmosfer dışında stratosferde ses süratinin üzerinde uçan tek sivil yolcu uçağı Concorde’u Fransızlar yaptı. Ben şahsen Concorde’da stratosferde ses süratinin üzerinde bir salon konforu içinde uçmanın keyfini yaşadım. Sonra Airbus’ler. Bugün dünya piyasasının yarısını oluşturuyor. Sonra nükleer enerji. Fransa bugün elektrik enerjisinin yüzde seksenini nükleerden karşılıyor ve üçüncü jenerasyon nükleer teknolojisinde dünya lideri. Sonra hızlı trenler. Saatte 570 km’lik rekoru elinde tutan Fransız TGV’ler Avrupa’yı bir ağ gibi örüyor ve Manş denizi altından Londra’ya ulaşıyor. Sonra mega şirketler: Total’in cirosu 200 milyar doları aştı. Carrefour 150 milyar doları yakaladı.
   Sonra Avrupa: Sovyet egemenliği sona erdi. Avrupa bütünlüğüne kavuştu. Avrupa parası Euro dolardan daha değerli. 


   De Gaulle bunu nasıl başardı? Avrupa üç büyük ve üç küçük ülkenin yan yana gelmesiyle kurulacaktı. Üç büyükler Fransa, Almanya, İtalya’ydı. Üç küçükler Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’tu. Bu ülkeler için De Gaulle “bir vilayetten ülke olmaz” dediği için kıyamet kopmuş ama gene de bu üç ülke tek isimle “Benelux” olarak adlandırılmıştı.
   Ama esas mesele Rus işgalinden sonra genişliği 200 kilometreye inmiş bir Almanya’yı ayağa kaldırmaktı. 70 yaşındaki De Gaulle bunun için 84 yaşındaki Alman Şansölyesi Konrad Adenauer’i kanatlarının altına alarak Avrupa Birliğini kurdu. 1963 Atina ve Ankara antlaşmalarıyla Avrupa Birliğinin yedinci ve sekizinci aday ülkesi olarak Yunanistan ve Türkiye’yi seçti.

   DE GAULLE’ÜN KURDUĞU AVRUPA’NIN OMURGASI FRANSA VE ALMANYA’DIR
   Güçlü ekonomi, Sovyet işgalinin Avrupa’da son bulması, Doğu Avrupa’nın özgürlüğe kavuşması, Amerikan egemenliğinin Avrupa’da son bulması. Bunlar nasıl olacaktı? Avrupa milli geliri dünyada bir numara olmalı, Avrupa parası dünyanın en değerli parası olmalıydı. Özet olarak Avrupa’yı üç nesildir savaşan Fransa ve Almanya beraberce yönetmeliydi. Bunun için merkez milyonlarca Fransız ve Almanın uğrunda can verdiği Alzas-Loren olmalıydı.

   ÜÇ NESLİN UĞRUNDA CAN VERDİĞİ ALZAS- LOREN AB’NİN YÜREĞİ OLDU
   Avrupa Parlamentosu burada kuruldu. Strasburg’daki Avrupa Sarayında çalışıyor. Fransa’da ama hemen Almanya sınırında. Başkanları genelde ya Fransız ya Alman.
   Bugün Avrupa parası Euro en güçlü para. Avrupa Birliği on sekiz trilyonla milli gelir bakımından Amerika Birleşik Devletlerinin önünde. Yaşlı Avrupa bugünkü krizine rağmen hala dünyada bir numara. Bugünde Avrupa Birliğini fiili olarak Fransız-Alman koalisyonu yönetmektedir.

   AVRUPA BİRLİĞİ YARININ TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN BİR MODEL OLABİLİR
   Dünyada number one olan Avrupa 1945’de sıfırı tüketti. Kibirli Fransa sefalet noktasına indi. Büyüklük rüyasındaki Almanya açlık sınırına geriledi. Burunları savaşlar sonucu sürttü. Ama büyük liderler ve güçlü iktidarları Avrupa’yı süper ekonomik bir noktaya taşıdılar. Mega vizyonlarla küllerinden doğan Avrupa’yı zirveye taşıdılar.
   Türkiye ve Rusya’da epey yukarılardan düştüler. Tarihte dünyada bir numara olan Türkler zaman içinde çok alt düzeye indiler ve epey acı çektiler. Rusya peş peşe iki imparatorluk kurdu ama ikisi de ekonomik yıkıntı içinde tarih oldu ve halkını fukaralık içinde bıraktı.
   Türkiye son yıllarda olağanüstü çabalarla tekrar yükselmeye başladı ama buna rağmen şu anda dünyada on altıncı ekonomi. Rusya’ya gelince o da ekonomisini düzeltiyor ama geçmişteki büyük rüyaları eridi. Türkiye’nin iki misli nüfusuyla Rusya bugün dünyada sadece onuncu ekonomi. Almanya’nın sadece yarısı kadar. Rusya ve Türkiye milli gelirlerinin toplamı ancak Fransa’yı yakalayabiliyor. Türklerin Osmanlı İmparatorluğu zamanında dünyada bir numara olduğu dönemler çok gerilerde kaldı.

   Rusların SSCB döneminde dünyadaki iki kutuptan biri olma durumları çok gerilerde kaldı. İki ülkede vasat bir ülke durumundalar. İdealleri var ama bu idealleri mega atılımlara dönüştürebilecekler mi? Bunun yolu Avrupa Birliği modelinden geçiyor. Avrupa’nın omurgası Fransa-Almanya. Fransa’nın en büyük müşterisi Almanya, Almanya’nın da Fransa. Bu ülkeler bu duruma mega liderler ve mega projelerle geldiler. Çıkış noktaları ufak kapı değil büyük kapı oldu. Türkiye ve Rusya bu modelden esinlenebilecekler mi?

   RUSYA’DA LİDERLER
   Son yirmi beş yılda Rusya’nın başına üç süper lider peş peşe geldi. Bu liderlerden birincisi: Gorbaçov’dur. Gorbaçov Sovyet Rusya’nın son devlet başkanıdır. Rus modeli sosyalizmin iflas ettiğini, silahlanmanın Rusya’yı tükettiğini ve bunun devam edemeyeceğini anlayan çok cesur bir liderdi. Perestroika (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) politikalarıyla soğuk savaşı bitirdi. Amerika’nın ve Avrupa’nın hayranlığını kazandı. 1990’da Nobel Barış Ödülünü kazandı.
   Gorbaçov bir dönemi bitirdi ama ortada bir yıkıntı kaldı. SSCB ve komünist partisi çökmüştü ve sosyalizm Rusya’da sıfırı tüketmişti. Gorbaçov’un bu döneminde karşısına rakip olarak bir anti komünist ve Rus milliyetçisi Boris Yeltsin çıktı.


   Gorbaçov ile şahsen tanışmadım ama Boris Yeltsin ile tanıştım. Rus tarihinin en kritik bir döneminde iki gün boyunca Yeltsin’i adım adım izledim. Nisan 1991. Strasburg’da Avrupa sarayındayım. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Catherine Lalumiere’in odasındayım. Lalumiere bana Yeltsin’i tanıyıp tanımadığımı soruyor. “Hayır” diyorum. “O zaman bekleyin tanıştırayım.” Kapı açılıyor. Boris Yeltsin odaya giriyor. Bu iki günün hikayesini Türkiye gazetesinde 26 Nisan 1991 günü manşetten fotoğraflarıyla birlikte yayınlıyorum.
   Boris Yeltsin o tarihte Rusya Federasyonu Başkanı. Gorbaçov ile mücadele halinde. Gorbaçov SSCB’nin son devlet başkanı. Yeltsin ilk yurt dışı seyahati olarak Avrupa Parlamentosunu seçmiş. Nedeni ne? Açık açık konuşuyor. “Komünizme karşıyım. Sosyalizme karşıyım. Totalitarizme karşıyım. Biz Ruslar Avrupalıyız. Kültürümüz Avrupalı. Komünizm bizi Avrupa’dan koparttı. Biz demokrasi içinde tekrar Avrupalı olmak istiyoruz. Bize yüz elli milyon Rus yeter. Türk Cumhuriyetleri SSCB’den ayrılmaktan özgürdürler. Rusya’da yeni bir sistem kuracağız.” Lalumiere’in odasında “Sonuna Kadar” başlıklı kitabını imzalayarak bana veriyor.


   Ertesi gün Avrupa Parlamentosu sosyalist grubunda Yeltsin konuşurken kıyamet kopuyor.  Grupta Boris Yeltsin soğuk savaşı bitiren Gorbaçov’u zayıflatmakla, bir maceracı ve demagog olmakla suçlanıyor. Yeltsin çok soğuk kanlı ama üzüntülü. “İlk yurt dışı seyahatimi Avrupa’ya Avrupa Parlamentosuna yaptım. Avrupalı olabilmek için buraya geldim. Bana gösterilen bu kötü muameleyi hak etmedim” diyor. Ertesi gün Paris’e hareket ediyor. Amacı Paris’te Elysee Sarayında Cumhurbaşkanı Mitterand tarafından kabul edilmek. Orada ikinci sınıf memurlar tarafından sarayın kapısından döndürülüyor.
   Yeltsin’e Strasburg’da Gorbaçov ile ilişkilerini soruyorum. Cevabı: “ben Gorbaçov’a değil komünizme ve komünist partisine karşıyım. Gorbaçov istifa etmeli ama yol boyunca başına bir şey gelirse onu savunurum. Benim düşüncemde yaralı arkadaşı savaş meydanında bırakmak yoktur.” Bu konuşmaları Türkiye gazetesinin 26 Nisan 1991 Cuma günü sayısında okuyabilirsiniz.


   Yeltsin Moskova’ya dönünce Rusya’da kıyamet kopuyor. Ordu darbe yapıyor. Karşı koyan ise tankın üzerine çıkan ve halkı darbeye karşı koymaya ikna eden Yeltsin. Parlamento bombalanıyor ama darbe engelleniyor. Gorbaçov istifa ediyor. Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin Devlet Başkanı oluyor. Yeltsin komünist partisini yasaklıyor. Mallarına el koyuyor. Rusya’da artık biten yalnız SSCB değil aynı zamanda komünizm. Lenin ve Marx’ın heykellerinin yıkımı başlıyor.
   Yeltsin’e Devlet Başkanı olarak ilk davet Fransa’dan geliyor. Birkaç ay önce kapısından döndürüldüğü Elysee Sarayına kırmızı halıda yürüyerek kabul ediliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand devlet töreniyle Yeltsin’i Elysee Sarayında kabul ediyor. Siyaset bu.

   PUTİN ÇOK GÜÇLÜ BİR LİDER
   1952 doğumlu Putin Yeltsin’in istifa etmesi sonucu 2000 yılında Rusya’da Devlet Başkanı seçiliyor. Bugün üçüncü kez aynı görevde.


   Putin Rusya tarihinin yeni döneminin ilk Devlet Başkanı sayılabilir. Yeni Rusya’yı rayına oturtan, ekonomiyi düzlüğe çıkartan, Rusya’ya tekrar uluslararası saygınlığını kazandıran bir büyük güçlü lider. Yeltsin deprem anının başkanıydı. Putin ise enkazdan yeniden Rusya’yı inşa eden lider.
   Putin ekonomiye çok önem veriyor. Ama Rusya bugün dünyanın onuncu büyük ekonomisi. Bugünkü ekonomi politikası Rusya’yı nereye getirecek? Hangi hızla?
   Şüphesiz Rusya Şangay işbirliği örgütünün çok önemli bir üyesi. Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan da onun gibi bu örgütün üyeleri. Ama Şangay örgütünün güçlü üyesi dünyanın iki numaralı ekonomisine sahip Çin. Gözlemci üyeler arasında Hindistan, İran ve Pakistan’da var. Türkiye’de “diyalog ortağı” olarak kısa bir süre önce Şangay örgütüne kabul edildi.


   Bu örgüt Avrupa Birliği şemasıyla karşılaştırılmayacak kadar gevşek ve iddiasız. Amerikan egemenliğinde tek kutuplu bir dünyaya izin vermemek için kuruldu. Ama Çin öylesine büyük ve hızlı gidiyor ki kendi başına bir kutup olma noktasında. Bütün dünya ile ekonomik ve ticari ilişki içinde. En büyük partönerleri doğrudan Amerika ve Avrupa Birliği. Geçmişte Sovyetler Birliği zamanında Rusya Çin’e komünizmi ihraç etmişti. Ama Mao yönetiminde Çin Sovyet Rusya’yı sollayarak komünizmin bir numaralı merkezi olmuştu. Bugünde kapitalizme geçtikten sonra Çin Rusya’yı neredeyse dörde katladı. Yarın ne olacağı meçhul. Çin’in Rusya’ya ihtiyacı yok. Bugün dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Gözü liderlikte.
   Siyasi ve askeri açıdan güçlenmesi zor gözüken Şangay örgütü ticari açıdan da zayıf. Serbest ticaret bölgesi değil. Finans merkezi hiç değil.

   PUTİN NE YAPABİLİR?
   Putin vites büyütebilir mi? Tarih içinde tekrar ön plana geçecek bir Rusya hayalini gerçekleştirebilir mi? Bunun için dönüp bakacağı ülke Türkiye.
   Şüphesiz Putin’in son İstanbul seyahati çok verimli geçti. Türkiye ile Rusya’nın ticaret hacminin üç misli arttırılarak 100 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Ama bu hiçte yeterli değil. Tarihte Osmanlı İmparatorluğu dünyada bir numaraydı. Çarlık Rusya’sı çok önemliydi. Sovyetler Birliği daha da önemliydi. Dünyanın onuncu ve on altıncı ekonomileri olmak Rusya’ya da Türkiye’ye de yakışmıyor.

   ERDOĞAN TÜRKİYE’Sİ PUTİN İÇİN BİR ŞANS
   Putin’in komünizm sonrası Rusya’sı için ne kadar önemli bir tarihi lider olduğunu yukarıda belirttik. Ama Başbakan Erdoğan Türkiye için en az onun kadar önemli. AK Partinin tarihi lideri Erdoğan Türkiye’ye çağ atlatıyor. Türkiye ekonomisi üzerindeki ölü toprağını Özal silkmeye başlamıştı.

   Ama hedefe Erdoğan ulaştı. İstanbul üzerinde uçarken Putin yeni Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini gözüyle görmüş olmalı. İstanbul dünyanın en güzel gökdelenleri, alış veriş merkezleri, konutları, hava alanlarıyla doluyor. Hızlı trenler, köprüler, tüneller hızla inşa ediliyor. Bu Türkiye Putin içinde bir şans.
  
   ERDOĞAN VE PUTİN SİYASİ BAKIMDAN GENÇLER
   Putin üçüncü kez Rusya’da Devlet Başkanı seçildi. Türkiye’de başkanlık seçimleri 2014’te. Cumhurbaşkanlığının tartışmasız bir numaralı adayı Tayyip Erdoğan. Şüphesiz Erdoğan bir yıl önce büyük bir ameliyat geçirdi. Putin’in de sağlık sorunları olduğu biliniyor. Ama hangi siyasetçinin sağlık sorunu yok ki. Erdoğan ameliyat sonrası aynı yüksek ritimde dünyayı ve Türkiye’yi turlamaya devam ediyor.

   İki liderinde otoritesine karşı ülkelerinde kuvvetli tepkiler var. Ama demokrasilerde bunu olağan karşılamak gerek. Büyük projeleri gerçekleştirmek için iki liderin önünde de birer on yıl var. Unutulmamalı ki Avrupa Birliğini kurma yolunu tuttukları zaman De Gaulle 70 yaşındaydı. Alman Şansölyesi Adenauer’de 85 yaşındaydı.
  
   TÜRK-RUS İŞBİRLİĞİ KÜÇÜK KAPIDAN MI GEÇECEK BÜYÜK KAPIDAN MI?
   1945 yılında sıfır noktasına gelen Almanya ile sefalet noktasındaki Fransa çözümü kendi milli sınırları içinde yapmadılar. Büyük düşündüler, başardılar. Eğer bugün Avrupa Birliği yıllık 18 trilyonluk milli geliriyle Amerika Birleşik Devletlerini sollayıp dünyada bir numara olduysa ve 15 trilyonluk Amerika ve 7 trilyonluk Çin’i geride bıraktıysa bunun nedeni kurucu lider De Gaulle’ün büyük düşünmesi olmuştu. De Gaulle tarihe küçük kapıdan değil büyük kapıdan kapıyı zorlayarak, sırtlayarak girmişti. Başarı önce onun hayal dünyasında vardı. Çelik bir iradeyle hedefe ulaştı.
   Erdoğan’da da, Putin’de de benzer bir vizyonun ve çelik iradenin var olduğundan benim zerre kadar şüphem yok. Eksik olan ne? Büyük senaryo.

   TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA BÜYÜK SENARYO NE OLABİLİR?
   Rusya Şangay işbirliği örgütü üyesi. Bu örgüt çok iddialı değil. Türkiye Avrupa Birliği aday ülkesi ama müzakereler patinaj yapıyor. Avrupa savsaklıyor. Türkiye soğuyor.
   Rusya’nın Şangay üyeliği, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı Türk-Rus ilişkilerinin paralel olarak artmasına engel değil. Mesele Erdoğan ve Putin’in ekonomiye büyük pencereden bakma aşamasına gelmeleri. Rakamsal olarak 100 milyar dolarlık hedef iki ülkeyi de kanatlandırmaz. Senaryonun global bir vizyonla yazılması lazım.


   Kuzeyden Güney’e giden bir çizgide Türk-Rus ilişkilerinin gelecekte ne kadar önem taşıyabileceği çok açık gözüküyor. Enerji yolları üzerinde bulunan bu jeo stratejik konum öylesine fırsatları bünyesinde barındırıyor ki iki ülke arasında oluşacak iş birliği sonucu Rusya ve Türkiye’nin dünya ekonomisinde ilk beşe girmeleri hiçte şaşırtıcı olmayacak. Bugün dünyanın beşinci büyük ekonomisinin Fransa olduğu düşünüldüğünde iddiamızın ne kadar gerçekçi olacağı görülüyor.
   Enerji, nükleer enerji, mega alt yapı projeleri, mega turizm ve bununla orantılı finansal boyut önümüzdeki on yılda Türk-Rus ekonomik iş birliğini bölgenin en cazip mıknatısı haline dönüştürebilir. İran, Suriye, Irak, Mısır, Körfez ülkeleri bu mıknatısın ekonomik çekim alanına girebilir. Neticede bölgede barış sağlanacağı için Çeçenistan ve Kürt meseleleri ekonomik potada kendiliğinden çözülebilir.

   NETİCE
   Kendi aralarındaki savaşlarda sıfırı tüketen Avrupa ekonomik iş birliği sayesinde zirveye tekrar çıktı. Bu eser dahi devlet adamları De Gaulle ve Konrad Adenauer’in müthiş siyasi mühendislik başarısıydı. Geçmişlerinde dev imparatorluklar olan bugünkü Türkiye’nin ve Rusya’nın liderleri Erdoğan ve Putin için önlerinde böyle değerli bir model var. Ekonomiye ve tarihe büyük pencereden bakabilmek için fırsat her zaman bu kadar ortaya çıkmayabilir.
 

 

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

karakartal@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
misafir
8yıl önce
Türkiye'ye diktatör değil, demokrat lider lazım. Türkiye'ye adam gibi demokrasi lazım
Yazarın Diğer Yazıları
4yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    06:1207:3912:5315:3217:5719:19
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=