Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 22°
    27 Mayıs 2019 06:08
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Dr. Kazım Kılınç

Kontrolsuz güç, “güç” değildir

10 Haziran 2013 10:18

Yazımın başlığında kullandığım bu cümle, bir lastik firmasının reklamında kullanılan slogan… Benim çok beğendiğim  bu sözler, Türkiye’nin bugünkü halet-i ruhiyyesini, genel olarak iktidar partisi AKP’nin durumunu, özel anlamda ise Başbakan Tayyip Erdoğan’ın durumunu yansıtıyor bize…

Vizyoner Erdoğan…

10 yıl önce AK Parti ile Türk siyasetindeki yerini alan Başbakan Tayyip Erdoğan, yenilikçi, eşitlikçi, özgürlükçü, demokrat bir iddia ile ortaya çıktı. Hiçbir konuda bir önyargısı olmayan bir gazeteci ve bir vatandaş olarak Ak Parti Hükümeti ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Türkiye için yararlı gördüğüm projelerini, uygulamalarını hep destekledim, yanlış bulduğum icraatlarını, söylemlerini ise hep eleştirdim. Yani bazı kesimler gibi “hep methiye”, ya da “hep reddiye” tutumu içinde olmadım. O yüzden vicdanıyla, yüreğiyle, aklıyla hareket eden bir insan olarak belirtmeliyim ki, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki AK Parti Hükümeti, 10 yıllık iktidarı boyunca muhteşem projelere, büyük başarılara imza attı. Yıllarca konuşulan ama bir türlü yapılamayan TL’den 6 sıfırın atılması, Türkiye’nin kronik bir hastalığı haline gelen ve yüzde 50’lerin üzerinde seyreden enflasyonun tek haneli rakama indirilmesi, 20 bin km’lik duble yolların yapılması, Türkiye’nin 100 yıllık rüyası olan  hızlı trenlerin ve Marmaray’ın halkın hizmetine sunulması, bazı önemli yanlışları içerse de sağlık sistemini reforme etmesi bu müthiş projelerden birkaçı sadece… Bunları yaptığı, Türk halkının hizmetine sunduğu için kutluyorum Hükümet’i ve Başbakan Erdoğan’ı…

“Gönül adamı” Erdoğan…

Bu projeleriyle vizyoner bir profil çizen Başbakan Erdoğan, özellikle iktidarının ilk yıllarında
“gönül adamı” olarak öne çıktı. Hoca Ahmet Yesevi’lerin, Yunus’ların, Mevlana’ların, Hacı Bektaş’ların gönül dilini kullanarak toplumu kucaklayan sözleriyle gönülleri fethetti… Bu dönemde “Kürt açılımı” “Roman açılımı” ve nihayet “Alevi açılımı” yaptığı çalışmalarla, toplumsal barış için büyük çaba gösteren de Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti idi.

Barışçı Erdoğan…

İçeride kangren haline gelmiş bu sorunlara el atarak “toplumsal barış” için müthiş bir hamle gerçekleştiren Erdoğan, uzun yıllar kavgalı olduğumuz komşularla “sıfır sorun” politikasını başlatarak Türkiye’nin hareket alanını genişletti, Türk iş dünyasının önünü açtı. Bu politika, kriz nedeniyle ihracat kanalları Türkiye için de yepyeni bir açılımdı… 30 yılda 40 bin insanımızın hayatına mal olan terör belasına son vermek için birkaç ay önce başlattığı barış çabaları da (bu konuda kafamda bazı soru işaretleri olsa da) Türkiye’miz için hayati önem taşıyan müthiş bir hamle olarak görüyorum.

Otoriter Erdoğan…

İşte bir yandan ekonomideki bu müthiş projeleri başlatan, bir yandan siyasette barış dilini kullanan Başbakan Erdoğan, sonraki dönemlerde daha yüksek oranlara ulaşan seçim sonuçlarıyla bambaşka bir tarafa yöneldi…Her seçim zaferi, Başbakan Erdoğan’ı daha çok zafer sarhoşu yaptı. Oyu yükseldikçe, daha çok uzlaşmaz bir tutum sergilemeye, “dediğim dedik, çaldığım düdük”demeye başladı… “Her şeyi ben bilirim” havasına büründü,  “ben ne dersem o olacak” sözleriyle otoriter bir tutum sergiledi…

"Sıfır sorun"dan "çok sorun"a…

Bir zamanlar “sıfır sorun” politikasıyla bölgeyi barış havzası haline getirmeye başlayan Başbakan Erdoğan, son bir yılda izlediği politika ile “çok sorun” noktasına geldi. Birkaç yıl öncesine kadar diktatör Beşşar Esad ile dost olan Erdoğan, sonra kanlı-bıçaklı oldu. Daha da ötesinde radikal grupları destekleyerek Türkiye’yi tehlikeli bir zemine sürükledi… Bu politikalar sonucunda diğer komşularımızla da aramız bozuldu…

Son iki yılda, son aylarda, son haftalarda ve nihayet son hafta içinde sarfettiği sözler ve davranışlarıyla ise totaliter bir profil çizdi… Gelin kısaca hatırlayalım bu çok sert çizginin o önemli noktalarını…

Alkol ile ilgili düzenlemeleri, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir zeminde götürmek mümkündü. Alkollü araç kullananlara en ağır cezanın verilmesine kim itiraz edebilir ki? Okulların, camilerin yanıbaşında alkollü içki satılmasına kim karşı çıkabilir ki? Ama Erdoğan bu düzenlemelerle birlikte içki içen herkese “ayyaşlar” diyerek olayı çok farklı bir noktaya götürdü… “İki alkolik” sözleriyle alkol düzenlemesinin yönünü başka bir zemine taşıyarak tartışmaların fitilini ateşledi.

Boğaziçi’ne yapılacak 3. köprüye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte Yavuz Sultan Selim isminin verileceğini açıkladı, Alevi vatandaşların yüzyıllardır dinmeyen yarasını yeniden kanattı.

Son olarak “Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışları, AVM yapılacak” diyerek ağaçların kesilmesine sebebiyet verdi. Bu olayı protesto eden göstericilere karşı sabaha doğru polisin baskın düzenlemesi ise bugün tartıştığımız olayları tetikledi.  

Başbakan Erdoğan’dan herkes yatıştırıcı sözler bekleyenleri şaşırttı, göstericileri anlamak yerine “çapulcu” damgasını vurdu…

Ardından, dalga dalga tüm ülkeye yayılan gösterileri düzenleyenlere öfkeyle seslendi, “Çapulcular istemiyor diye Toplu Kışlası’ndan vazgeçecek değilim” dedi ve öfke dalgasını iyice kabarttı…

Sonra, hiç gereği yokken, hiç gündemde değilken “AKM’yi yıkıp yerine Opera binası yapacağız” dedi ve “ben ne dersem o olur” çizgisinde devam etti… (Hemen belirteyim ki ben de şu anda yıkıldı yıkılacak konumdaki Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılarak mükemmel bir AKM yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun zamanlaması yanlış)

Ve nihayet son yanlış ise “Bize oy veren yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyorum” diyerek iç barışı dinamitleyecek çok tehlikeli bir söze imza attı, aynı zamanda AK Parti’ye oy verenleri, partinin askerleri olarak gördüğünü ima etti.

Hangi Erdoğan?

İşte Başbakan Erdoğan’ın çizgisini görünce şaşırıyorum ve “Hangi Erdoğan?” diye kendime sormaktan edemiyorum…

Kontrolsuz güç, “güç” değildir…

Bir ülkede siyasi ve ekonomik istikrar için, güçlü hükümet, güçlü iktidar şart. İcraatların daha hızlı hayata geçirilebilmesi için…  Projelerin daha hızlı bitirilebilmesi için… Ama aynı zamanda bu güçlü hükümetleri, iktidarları yanlışlarından döndürebilmek için, kontrol mekanizmaları da şart… Yani güçlü bir “güçler ayrılığı sistemi”, sağlam bir demokrasi için çok önemli… Güçlü bir parlamento, güçlü bir yargı, güçlü bir muhalefet demokrasi çarkını daha sağlıklı işletir. Ancak bugünkü tabloya baktığımızda Türkiye’de güçlü bir iktidara karşılık, kontrol mekanizmalarının bir hayli zayıf olduğunu görüyoruz…

İşte tam bu noktada başa dönüyorum ve “Kontrolsüz güç, güç değildir" diyorum…

Niye?

E çünkü, Başbakan Erdoğan ve AK Parti, aldığı oylarla o kadar güç kazandı ki, kontrol edilemez bir noktaya geldi…

Niçin?

Çünkü demokrasilerin "olmazsa olmaz”ı kabul edilen medya, bugün hadım edilmiş durumda. 4. kuvvet medya, bugün kuvvet’in k’sına bile sahip değil. Çünkü, merkez medya “hadım” edilmiş durumda. Yarım yamalak da olsa özgür medya mevta oldu… Dolayısıyla, iktidarı kontrol etmesi, eleştirileriyle dizginlemesi gereken medya artık yok.

Çünkü, iktidarı denetlemesi gereken Meclis, tek parti çoğunluğunun gücüyle bu fonksiyonunu icra edemiyor… Halkın temsilcisi olması gereken milletvekilleri, sadece parmak kaldırıyor, parmak indiriyor…

Çünkü, iktidarı yanlışlarından döndürebilecek, geri adım attırabilecek bir muhalefet partisi yok.

Çünkü iktidarın yanlış uygulamaları karşısında vicdanları rahatlatabilecek, adalet sistemini harekete geçirebilecek bir yargı yok…

İşte bu kontrol mekanizmaları olmadığı için, Başbakan Tayyip Erdoğan ve AK Parti, bildiğini okuyor, kimseyi dinlemiyor, kimseyi anlamaya çalışmıyor…

Bu durum, Türkiye’mize, Türk halkına çok büyük zarar veriyor… O yüzden Türk halkına, vatandaşlarımıza, bize, hepimize çok büyük görev düşüyor… Her zamankinden daha soğukkanlı, her zamankinden daha dikkatli, her zamankinden daha duyarlı olmak zorundayız…

Son söz: Başbakan Tayyip Erdoğan ve Hükümet, daha serinkanlı olmalı, uzlaşmacı bir tutum sergilemeli, halkımızın tüm kesimlerini kucakladığını samimi bir şekilde göstermelidir…

Bir söz de göstericilere, protestocu gençlere… Hak aramak, demokrasilerin “olmazsa olmaz”ıdır. İnsanlarımız, gençlerimiz taleplerini, isteklerini genel olarak demokratik yollarla arıyor, tepkilerini barışçıl gösterilerle ortaya koyuyor. Ancak birçok kentte bu gençlerin arasına karışan provokatörler yakıp yıkıyor, ortalığı savaş alanına çeviriyor. Böyle bir protesto, kesinlikle kabul edilemez. Göstericiler, bu grupları aralarına sokmamalı, onlardan uzak durmalıdır.

kakilinc@haber1.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
halk
6yıl önce
ZATEN TADINDA BIRAKACAZ DAHA AROMASI GELDİ TADINA VAR DAHA!
misafir
6yıl önce
Eylemciler işi çok uzattı. Tadında bıraksınlar
Müstefid Aga
6yıl önce
Kazım bey, meseleyi, müspet ve menfi cihetleriyle tetkik ve tahlil edip, fikriyatınızı dercetmişsiniz.Geniş zaviyeli muhteviyat için teşekkür ederim.
s.a
6yıl önce
Çok sert ama güzel bir özet...
a.c.
6yıl önce
güzel yazı olmuş. tebrikler. köprüye verilen ismin yavuz sultan selim olup olmaması çok bir şey ifade etmese de bana, alevilerle ilgili bir şey düşündüklerini sanmıyorum ki yavuz sultan selim de zaten şah ismail safevi devletinde sürekli osmanlıya çomak soktuğu için önce doğu'daki tehlikeyi bitirip batıya sefere çıkma maksadıyla, şah ismail'in (alevi) adamlarıyla yaptığı mücadelede galip geliyor. ama bu mezhep meselesi değildi. buna bu gözle bakıp da köprüye karşı çıkmak ya da en azından adına karşı çıkmak pek iyi niyetli gibi gelmemekle beraber, başka bir isim de konulabilir. inat etmeye gerek yok.
Yazarın Diğer Yazıları




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:3705:3013:0617:0420:3222:17
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=