Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 17°
    21 Eylül 2019 12:26
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

Dünya Erdoğan’ın peşine takılıyor

27 Ağustos 2013 08:55

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iyi haber: dış politikada Türkiye’nin yalnızlığı bitiyor.

Davos’da “one minute” ile başlayan  Türk fırtınası Arap ve Müslüman dünyasında dengeleri alt üst etmiş ve  Türkiye’nin itibarı Washington dahil tüm başkentlerde tavan yapmıştı. Ama hemen arkasından  Türkiye düşmanlarının sinsi oyunları bir intikam kampanyasına dönüştü. Gezi ve Mısır olaylarında bu kampanyanın izlerinin olduğunu hiçbir siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı inkar edemez.

Netice Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın izole edilmesi ve yalnızlaştırılması denemesi ve operasyonu oldu. Türkiye’de içerde de muhalefet bu durumu ana gündem maddesi yaptı.  

RÜZGAR BAŞBAKAN ERDOĞAN LEHİNE YÖN DEĞİŞTİRİYOR

Mısır meselesinde bir değişiklik ufukta gözükmüyor. Ama Suriye meselesinde uluslararası planda bir deprem yaşanıyor. Bunun nedeni: kimyasal silahların kullanılması.

Son günlere kadar batı dünyası Suriye politikasında Türkiye’yi yalnız bırakmıştı. Önce Amerika’daki durum: Obama Başkanlığının son yıllarına girmişti. Başkanlık sonrası kariyeri için ekonomik açıdan sorunlarını çözmüş bir Amerika hedefliyordu. Sağlam bir para politikası ve içeriye dönük yatırımlar onun Irak benzeri bir dış politika uygulamasına izin vermiyordu. Kaynaklar savaşa değil yatırımlara yönelmeliydi. Suriye konusunda politikası Esad’ı sözle kınamakla sınırlanıyordu. Ama Obama’nın farketmediği durum şuydu: tarihe Suriye savaşını kaybetmiş bir Başkan olarak   geçecekti.

Avrupa’da durum: Avrupa’nın  siyasi lideri hiç tartışmasız Fransa’dır. Kaddafi’ye karşı önce İngiltere’yi, sonra Almanya’yı sonra Amerika ve Nato’yu takan ve Kaddafi’yi ölümle sonuçlanacak sona götüren lider Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy olmuştu. Ama Suriye dosyası açıldığında Fransa’da iktidarda Fransızların tabiri ile “zayıf kral” Hollande vardı. Fransız ekonomisi de ayrıca çuvallıyordu. İktidardaki sosyalist partisinde de her kafadan bir ses çıkıyordu. Hollande‘da Suriye’deki katliamları lafla kınayarak geçiştirme yolunu tuttu.  

KİMYASAL SİLAH UYGULAMASI DURUMU NEDEN DEĞİŞTİRDİ?

Batı kamuoylarının tahammül edebileceği ve tahammül edemeyeceği insanlık ayıpları vardır. Batının kırmızı çizgileri:Hitlerin Yahudileri fırınlarda yakmasıdır. Bosna’da Müslüman kadınlara tecavüz ve masum çocukların keskin nişancılar tarafından öldürülmesidir.

Suriye’de iki senede yüzbin kişi öldürüldü. Batı sesli ama eylemsiz kaldı.

21.yüzyılın bu insanlık ayıbını yüksek sesle kınayan ve bir şeyler yapalım diyen tek ülke Türkiye ve Başbakanı Erdoğan oldu. Türkiye’nin bu “muhteşem yalnızlığını” eleştirenlerin Türk muhalefeti olması ise hüzün veriyor.

Batıda kıyamet kimyasal silahlarla öldürülmüş çocukların fotoğrafları televizyonlarda görülünce koptu. Kırmızı çizgiler aşılmıştı. Ne Obama ne Hollande tarihe “aciz başkanlar” olarak geçme lüksüne sahipti. İkiside köşeye sıkıştırıldı.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Erdoğan’ın yalnızlığı bitiyor. Batı harekete geçmek için kıvranıyor. Bu nasıl olacak?

Batıda iki çekirdek var: birincisi İngiltere’nin danışmanlığını yaptığı ABD. Bu grup harekete geçince peşinden Kanada ,Avustralya ve diğer bazı ülkeleri sürüklüyor.

İkinci çekirdek Fransa: peşinden Almanya, İtalya, İspanya’yı sürüklüyor. İki çekirdeğin birleştiği örgüt ise Nato. Kaddafi’yi bitiren ve öldüren bu büyük koalisyon oldu. Şimdi Suriye konusunda bu makine tekrar çalışmaya başladı. Mekanik devreye girdi. Birinci vitese daha geçilmedi ama marş düğmesine basıldı.

BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN YALNIZLIKTAN ÇIKTIĞI İKİNCİ KONU: BM

Kurulduğu 1945 yılından bu yana BM ve onun esas gücü Güvenlik Konseyi  İkinci Dünya Savaşını kazanan süper güçlerin oyuncağı oldu. Bosna’da görüldüğü gibi onun bu yapısı yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açtı.

Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyine Suriye olayları dolayısıyla güçlü protesto son zamanlarda gene Türkiye’den Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.  Şimdi bakıyoruz benzer bir talep Güvenlik Konseyinin devamlı üyesi Fransa’dan geliyor. Güvenlik Konseyindeki Rus ve Çin vetolarından bunalan Fransa Güvenlik Konseyinin yeniden yapılanmasının düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “muhteşem yalnızlığının” esasında bir yalnızlık değil tam tersine batıyı da sürükleyen bir öncülük olduğunu CHP’nin üst kademesindeki diplomatların görememesi CHP açısından hüzün veriyor.

TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI ÖNCÜLÜK ROLÜ İLK DEĞİL: ÖZAL’DA BUNU BAŞARMIŞTI.

Özal iktidara gelinceye kadar Türkiye’nin dış politikası özerk değildi. Türkiye komutası yabancı başkentlerde olan “batının doğuya yönelen bir süngüsü” olmuştu. Türkiye’nin dış politikası bazı Türk dostu batılı devlet adamları tarafından bile eleştiriliyordu.

Bunlardan biri AB kurucularından Fransa Başbakanı Profesör Raymond Barre idi. Barre iki kez Sakıp Sabancı sponsorluğunda davetlim olarak Türkiye’ye geldi. Akşamları Atlı Köşkte yemek yiyor, öğle yemekleri için özel uçakla Ankara’ya gidip Başbakanlık Konutunda Başbakan Turgut Özal ile buluşuyorduk. Barre Özal’a “Avrupa Birliğine tam üye olmalısınız” telkininde bulunuyordu. Rahmetli Menderes zamanında AB ile ilişkiler başlamış ama Bülent Ecevit bu ilişkileri askıya almıştı. Özal ikna oldu. AB’ye tam üyelik müracaat mektubu gitti. AB müracaatı  kabul etti ve “uzun ince yol” başladı.

Dış politikada büyük telkin Fransa’nın sosyalist Dış işleri bakanı Claude Cheysson’dan geldi. Cheysson’un Fransız Senatosuna ve ünlü Lüksemburg Parkına bakan evindeyim. Bana soruyor: “Profesör “ diyor “Fas’dan geliyorum. Bana Kral İkinci Hasan sordu. Tarihte bu kadar büyük rol oynayan Türkler nasıl bu hale geldi. Dünya politikalarında sesleri duyulmuyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Profesör bu soruya siz ne cevap verirdiniz ?”

Paris’den ağabey olarak sevdiğim dostum Enver Ören’e telefon ediyorum. Ören “Cheysson’un sorusunu teybe kaydedin” diyor. Cheysson ile görüşmem iki gün boyunca sürmanşetten Türkiye Gazetesinde yayınlanıyor.

Enver Ören “ hocam bu yazıları Başbakan Özal’a göstermemiz lazım” diyor. Beraberce Ankara’ya gidiyoruz. Ören Özal’a “yazıları gördünüz mü” diyor. Özal’ın cevabı:” bayıldım, bayıldım”.

Bosna olayları azıyor. İnsanlar katliam derecesinde öldürülüyor. Sponsorum Enver Ören kahroluyor. “Hocam birşeyler yapmamız lazım”diyor. Türkiye Gazetesi adına Avrupalı liderlerle Avrupa parlamentosunda sayısız görüşme yapıyorum. “Bosna 20.yüzyılın vahşeti ve Avrupa’nın göbeğinde Avrupa’nın ayıbıdır” diyorlar. Bütün bu görüşmeler Türkiye Gazetesinde sürmanşetten yayınlanıyor.

Özal bu tarihlerde Cumhurbaşkanı seçiliyor. Bosna için ne yapmalı? Özal’ın Cumhurbaşkanı uçağındayım. Senegal’in başkenti Dakar’a uçuyoruz. Nedeni: Senegal Cumhurbaşkanı Abdou Diouf İslam Teşkilatı Başkanı. Özal bir diğer uçakla kuşatma altındaki Bosna’dan İzzet Begoviç’i kaçırırcasına Senegal’e getiriyor. Bir diğer özel uçakta Filistin’den Devlet Başkanı Yasser Arafat’ı Dakar’a Özal’a getiriyor.

Türkiye Gazetesinde sürmanşetten yayınlıyorum: “Filistin ve Bosna acı içinde”. 15-16 ocak 1992 Türkiye Gazetesi arşivlerine bakınız.

Türkiye güçlü ülke: Özal’ın girişimi batıyı sarsıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac  Bosna’lıları kurtarmak için asker gönderiyor. Sırplılar Fransız askerlerini esir alıyor. Chirac küplere biniyor. “Fransız askerinin haysiyeti ile oynayamazsınız” diyor ve bu sefer ağır silahlarla donatılmış Fransız ordusunu Alman ordusunu da peşine takarak Bosna’ya yolluyor. Amerika’da Cumhurbaşkanı Clinton. Nato’yu devreye sokuyor ve Türk Hava Kuvvetlerinin de katıldığı savaş sonucunda Bosna kurtuluyor.

Bütün bunlar olurken Türkiye’de içerde muhalefet Özal’ı nasıl yüce divana göndeririz diye olanca gücüyle çalışıyordu. Beni de günlerce Türkiye’nin en büyük iki gazetesi manşetten fotoğraflarımla “Özal’ı kandıran Profesör olarak iftirayla hırpaladılar. Merkez medyanın silahşörleri hakkımda onlarca köşe yazısı yazdı.

Ocak 1992. Dakar’dan dönüyoruz. Cumhurbaşkanlığı uçağı Büyük Sahra üzerinde on bin metre yükseklikte uçuyor. Özal’a bu durumları nasıl yorumluyorsunuz diyorum. O da bana “hocam yola devam. Yaptıklarınız memlekete hizmet” diyor.

Ama kendisine yapılanlar akıl alır gibi değil. Adeta Çankaya’nın mahpusu gibi. Bu durum cumhurbaşkanlığı uçağında bile geçerli. Üç ay sonra Özal ölüyor. Bence bu ölümün baş sorumlusu onu üzenler eziyet edenler.

BAŞBAKAN ERDOĞAN DIŞ POLİTİKADA DA BİR DEVRİM YAPIYOR

Aynı durum bugün Başbakan Erdoğan için de geçerli. 3.köprüyle uğraşıyorlar. Kanal İstanbul ile uğraşıyorlar. 3. Havaalanıyla uğraşıyorlar. Suriye’de öldürülen yüz bin kişiyi, Mısır’da darbeyle devrilen Cumhurbaşkanını ve öldürülen mazlumları hatırlattığı için uğraşıyorlar. Türkiye’de hizmet edenleri üzmek için bütün bu olup bitenler…bu bir kader mi?

Ama Türkiye’nin sözde yalnızlığı bitmek üzere. Aynı Bosna’da olduğu gibi uluslararası koalisyon Suriye konusunda da harekete geçmek üzere. Suriye halkının kurtuluşu yakındır.

PROF.DR.BENER KARAKARTAL

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
murat bobuşoğlu
7yıl önce
suriye halkı kurtulursa sevinmek gerek ,ama fikret arkadaşada sormak isterim kimyasal silah dan ölenler için ne düşünüyor.
'fikret boduroğlu
7yıl önce
Bener kartal'a göre uluslar arası koolisyonun harekete geçmesi halinde, Suriye halkı'nın kurtuluşu yakınmış.Irak halkı'nın kurtuluşu da böyle olmuştu .değilmi?
fikret boduroğlu( misafir)
7yıl önce
desenize ,dünyanın geleceği karanlık.
Yazarın Diğer Yazıları
4yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    05:1606:4313:0416:2819:1320:33
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=