Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 25°
    25 Haziran 2019 10:27
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Prof. Dr. Bener Karakartal

OBAMA’NIN SURİYE AŞKI

24 Şubat 2014 14:30

 PROF.DR. BENER KARAKARTAL ANALİZ EDİYOR.

         Obama Suriye’yi ve Suriye’lileri seviyor mu ? 2013  Ağustosu Obama-Suriye’liler aşkının sonu ve Beşar Esad’ın da geri dönüşünün başlangıcı mı oldu ?
 
        Ülke tarihlerinin dramatik bir kaderi var . Dünkü İspanya, daha yakın tarihte Libya ve bugün Suriye : bazen  milyonların kaderi bir elin parmaklarını aşmayacak sayıdaki kişinin iki dudağının arasından çıkacak sözlerle belirleniyor . Kanlı diktatörler gelişmelerden zaferle çıkabiliyor. Ölen ve yaralanan yüzbinlerce insan faturayı ödüyor .


       1936 İspanya : seçimi kazanan cumhuriyetçiler ile General Franko arasında iç savaş çıkıyor .
 
      Hangi taraf kazanacak ? Dünyanın her tarafından solcular , demokratlar , komünistler ölüm pahasına İspanya’ya gelip gönüllü olarak İspanyol cumhuriyetçilerinin saflarına katılıyor .

         Karşı tarafta General Franko’yu destekleyenler : Hitler ve Mussolini . Hitler en son teknoloji uçak ve silahlarını İspanyol halkı üzerinde deniyor . 100.000 ölü . Franko kazanıyor .

      Kanlı diktatör Franko’nun İspanyol iç savaşının kazanan tarafı olmasının açıklaması : Franko’nun güçlü ‘’ağabeyleri ‘’var . Bu ‘’ağabeyler’’ ideolojik devletler : Nazi Almanyası ve faşist İtalya .


         Cumhuriyetçiler ise demokrasilerden , Fransa’dan , İngiltere’den devlet düzeyinde destek alamıyorlar . Demokrasilerden gelen destekler bireysel düzeyde . Solcular komünistler cumhuriyetçilere yardım için İspanya’ya geliyorlar ve Nazi ve Faşist bombalar altında ölüyorlar .

      2011 Libya : burada durum tam tersi . Batı demokrasileri devlet düzeyinde Libya’da kanlı diktatörün  karşısında taraf oluyorlar . Kanlı diktatörü öldürüyorlar.


       Libya sürecini bir kez daha hatırlayalım : Fransa’da iktidarda biz Türklerin hiç sevmediği Sarkozy var . Sarkozy dış politikayı kendi şahsi meselesi olarak düşünen bir kişi ve kim ne derse desin güçlü bir lider . Avrupa’da İngiltere’yi ve Almanya’yı peşine takacak bir gücü var .
     

Kaddafi böyle devriliyor . Sarkozy İngiltere ve Almanya’yı ikna ederek , NATO’nun Avrupa kanadını ele geçirdikten sonra Obama’yı da peşine takarak ve BM’den  de uygun kararını çıkartarak Libya’ya çullanıyor . Rusya hiçbir şey yapamıyor . Kaddafi devriliyor . Ve vahşi bir biçimde öldürülüyor.


SURİYE : KADERİ BİR HAFTA İÇİNDE DEĞİŞTİ

    
    2013 Ağustos’un son günleri : dünya ajanslarına ulaşan vahşet görüntüleri Batı demokrasilerini derinden sarsıyor: Beşar Esad yaşlı ,kadın , çocuk demeden kendi vatandaşlarını kimyasal silahlar ile öldürüyor . Ürkütücü fotoğraflar Batı televizyonlarında gün boyu yayınlanıyor .
    

    Kimyasal silahlar Batı’nın kırmızı çizgisi . Batı Beşar Esad’a karşı askeri operasyon kararı alıyor . Amerikan Fransız ve İngiliz genelkurmayları operasyon konusunda tüm hazırlıklarını tamamlıyorlar ve düğmeye basmak için hükümetlerinden emir bekliyorlar . Uçakların üzerlerinde uçacakları ülkelerden hava koridorları için izin isteniyor ve bu izinler alınıyor . Operasyonun başlaması an meselesi. Obama’nın konuşması bekleniyor.

    Ağustos’un son günü . Obama konuşuyor. Askeri operasyon kararını aldım diyor. Bütün dünya canlı yayında nefesini tutmuş Obama’yı izliyor . Dünya televizyonları o gece içinde askeri operasyonların başlayacağını anons ediyor.


       Ama ne ? Anlayana aşk olsun . Obama konuşmaya devam ediyor .’’Operasyon kararı aldım ama onay için kongreye başvuracağım’’ diyor . Anlayana aşk olsun . Fransız genelkurmayı şoka giriyor . ‘’Herhalde yanlış anladık . Operasyon başlayacak ‘’ diyorlar . Amerika’dan sinyal bekliyorlar . Beklenen sinyal gelmiyor .

 
      Şoka giren bir tarafta Suriyedeki direnişçiler . Birkaç saat öncesine kadar ‘’Beşar Esad’ın sonu geldi ‘’ diyenler şimdi bir travma gibi moral şoka giriyorlar . Ne oluyor ?


  OBAMA NEDEN FİKİR DEĞİŞTİRDİ ?

       Gerçekten mesele bu . Obama neden fikir değiştirdi ? Dünya tarihi önümüzdeki yıllarda Suriye’nin kaderini dramatik bir şekilde etkileyen Obama’nın fikir değişikliğini inceleyecek .
      

         Obama Batı ordularını neden Beşar Esad üzerine saldırtmadı ? Amerikan gemileri üzerinde fırlatılmaya hazır füzelerin düğmelerine neden basılmadı ?

     OBAMA’YI ANLAMAK

       Tarihin kaderinin tek kişinin iki dudağı arasında belirlendiği dramatik anlardan birini dünya 2013 Ağustosunun son gecesi yaşıyor. Siyaset biliminin misyonu da bu durumu analiz etmek ve lideri anlamak.
      

      En az on faktör Obama’nın neden Suriye konusunda geri adım attığını belirliyor. Bu on nokta Beşar Esad’ın sonunun Kaddafi’den farklı olduğunu açıklıyor. Olan bu sürede ölen ve yaralanmaya devam eden on binlere oluyor.

OBAMA SURİYE’YE MÜDAHALE ETMEDİ ÇÜNKÜ…

       Birinci neden: Obama Amerikan demokrasisinin demokrat parti kanadından ama partinin ılımlı kanadından. Demokrat partinin en büyük lideri Kennedy dünya savaşı çıkartmak pahasına Küba krizinde Sovyetler Birliğini diz çöktürtmüştü.

       Obama bir Kennedy değil. Başkan Clinton’ı model alıyor. Hatırlayalım. Vietnam savaşında Clinton askerlikten kaçmış, düşman Moskova’ya giderek orada Amerika’nın Vietnam savaşına karşı çıkan konuşmalar yapmıştı.

       Sırtını Mao’nun dev komünist Çinine dayayan Vietnam Amerikan ordusunu denize döktü. Ama ya sonra? Güçlü Amerikan ekonomisi Çin’i ve Vietnam’ı kendi saflarına çekip kapitalizm çizgisine getirdi.

       Clinton çizgisindeki demokratlar savaşa karşılar. Çünkü zaferin sonunda ekonomide olduğunu biliyorlar. Obama’da aynı görüşte. Amerikan ekonomisi ayakta kalırsa Amerika her savaşı kazanır diye düşünüyor.
 
       2008 yılında iktidara geldiğinde Obama kucağında ağır hasta bir Amerikan ekonomisi bulmuştu. Dört yıllık ilk döneminde bütün dikkatini Amerikan ekonomisine verdi. Irak’tan Amerikan ordusunu geri çekti.

       Obama düşüncesini baba oğul Bush’ların başarısızlıklarının analizine dayandırdı. Baba Bush “çöl fırtınası” savaşıyla Saddam’ın ordularını perişan etmişti. Çöl giysileri içindeki Amerikan ordusu New York sokaklarında gösteri yürüyüşü yapmış ve New York’lular tarafından çılgınca alkışlanmıştı. Ama hemen arkasından yapılan seçimlerde baba Bush ikinci kez Başkan seçilemedi.
    
       Halk savaştan çok cebindeki parayı seviyordu. Önce ekonomi diyen dünün asker kaçağı genç politikacı Clinton Başkan seçildi.

       Clinton sekiz yıllık dönemini başarıyla bitirdi. Japon rekabetinden sarsılan Amerikan ekonomisini sağlam bir şekilde tekrar ayaklarının üzerine oturttu.

       Clinton’dan sonra oğul Bush Amerika’da başkan seçildi. Bush babasının yarım kalan Irak savaşını bitirmek istedi ve amacına bir ölçüde ulaştı: Saddam’ı yendi, yakalattı, astırttı. Ama Amerikan ekonomisi tekrar inişe geçti. Geride kaos halinde bir Irak bataklığı kaldı.

      Hafızalardaki bu model Obama’nın Suriye konusuna neden mesafeli baktığını açıklıyor. Obama Suriye savaşı başlayınca Türkiye’nin ısrarına rağmen meseleye mesafeli baktı ve zaman kazanma yolunu tuttu.

KİMYASAL SİLAHLAR BATIYI SARSINCA BASKILAR OBAMA’YA YÖNELDİ

       Kimyasal silahlar batının kırmızı çizgisi. Akıllara Hitler’i getiriyor. Televizyonların yayınladıkları görüntüler batı kamuoylarını allak bullak etti.

      Fransa Cumhurbaşkanı Hollande Genel Kurmayına Suriye’ye müdahale konusunda hazırlıklarını tamamlaması talimatını verdi.

       Ama Hollande Sarkozy gibi güçlü bir kişiliğe sahip değildi. Zayıf bir liderdi. Ne İngiltere’yi, ne İngiliz Parlamentosunu, ne Merkel’i, ne Avrupa Parlamentosunu, ne Fransız iç kamuoyunu etkileyebildi. Suriye’ye müdahale talebini Obama’ya iletti.

       Sarkozy NATO’yu, Avrupa’yı, Birleşmiş Milletleri adeta esir alarak ve Obama’yı zorlayarak Libya’ya saldırmış ve neticede Kaddafi hem devrilmiş ve hem öldürülmüştü. Zayıf Hollande karşısında ise Obama tavır koydu.

       Suriye’ye müdahale modeli, eğer müdahale olursa Libya’da olduğu gibi olmayacaktı. Yani hedef Beşar Esad’ın devrilmesi ve öldürülmesi olmayacaktı.
      

       Kimyasal silahların kullanımı kanıtlandıktan sonra da Obama tavrını değiştirmedi. Suriye’ye müdahale? Belki evet. Ama sınırlı bir müdahale. Yalnız kimyasal silahların imhasına yönelik bir müdahale.

      Hollande buna da razıydı. Fransız ve Amerikan Genel Kurmayları tam irtibat halinde müdahale detaylarını tamamladılar. Obama meşhur televizyon konuşmasında müdahale kararı aldığını bütün dünyaya açıkladı.

       Ama ikinci cümle: “bir de kongreye danışalım.” Dünya şaşkınlık içinde kaldı. Hollande şoka girdi. Ama o bir Sarkozy değildi. Öfkesini içine attı. Bir süre sonra gerçekleştirdiği Beyaz Saray ziyaretinde Obama’yı iltifatlara boğdu. “Fransa ve Amerika ilişkilerinin altın çağını yaşıyor” dedi. Obama’da Fransa’yı kızı kadar sevdiğini söyledi.

       Obama Suriye’ye neden müdahale etmedi? Çünkü elli yaşını daha yeni geride bırakmıştı. Bu bir politikacı için çok genç bir yaştı. İki yıl sonra Başkanlığı bitiyordu. Geri kalan kariyerinde sırtını Clinton gibi güçlü Amerikan ekonomisine dayamak niyetindeydi. Güç bela ekonomik krizden emekleyerek çıkan on altı trilyon dolar dev Amerikan ekonomisini Orta Doğu bataklığında pahalı bir savaşa sürüklemek istemiyordu. Amerikan kamuoyunun savaşa karşı olduğunu, Suriye’ye ilgisinin ve sempatisinin olmadığını görüyordu. Hollande’ın düşünceleri ve müdahale iradesi onu etkileyecek güçte değildi. Müdahale yanlısı Türkiye ise çok uzaklardaydı.

HEDİYE PUTİN RUSYA’SINDAN GELDİ

       Baştan beri Putin Suriye konusunda temelde bir milimetre bile taviz vermemişti. Suriye on yıllardır Rusya’nın Akdeniz’deki ileri üssüydü.

       Osmanlı hakimiyetinden sonra Suriye Fransız kontrolüne geçmiş ama İkinci Dünya Savaşından sonra Suriye’de hakim güç Ruslar olmuştu.

       Suriye konusunda tek kararlı güç Türkiye gözüküyordu ama Putin Suriye savaşını Ankara’yla müzakere ile değil doğrudan New York’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde kazanmak kararını vermişti. Böylede yaptı. Birleşmiş Milletlerde Suriye meselesini vetosunu kullanarak derin dondurucuya kaldırdı. Yanında siyasi olarak Çin, askeri olarak da İran vardı.

       Kimyasal silahların kullanımı ortaya çıkınca Putin keskin zekasıyla durumu bir fırsata çevirdi. Obama güçlü Sarkozy etkisiyle Libya’da bir müdahaleye sürüklenmişti. Ama şimdi Hollande’a evet deyip Suriye’ye müdahale etmeye yanaşmıyordu.

       Putin zekasıyla Obama’nın Suriye’ye müdahale etmeyeceğini sezdi. Obama kimyasal silah katliamı fotoğraflarıyla köşeye sıkışmıştı. Dünya kamuoyu karşısında onurlu bir çıkış arıyordu. Putin bu fırsatı Obama’ya vermeye karar verdi.

      Diplomatik satrançta Putin zeki bir hamleyle bir taşla iki kuş vurmaya karar verdi: Suriye savaşı kimyasal silahların imhası ile sınırlandırıldı. Bugüne kadar yok sayılan Beşar Esad batının masadaki muhatabı haline dönüştürüldü.

       Eylül 2013’ün ilk günlerinde Rus diplomasisi için zafer günleri oldu. Putin Obama’ya Beşar Esad’ın kimyasal silahların imhası konusunda ikna olduğunu söyledi.

       Bu Obama için aradığı fırsattı. Kimyasal silahların imhası süreci başlayabilirdi. Başlangıçtan itibaren kolay çıkış yolu arayan Merkel içinde bu durum olumluydu. Batı kamuoyu vicdanını temizleyecekti. Tarihle barışacak ve kimyasal silahların imhasında yeni bir zafer kazanacaktı. Batı ülkeleri peş peşe bildiriler yayınlayarak teknik imkanlarıyla kimyasal silahların imhası sürecine katılmaya hazır olduklarını bildirdiler. Suriye savaşı unutulmuş mesele kimyasal silahlara odaklanmıştı. Tarihin en büyük iki yüzlülüklerinden birine dünya tanık oluyordu.

       Putin- Obama anlaşması Suriye sorununun BM’de çözüm yoluna girmesine imkan verdi. Veto kalktı ama ağır bir fatura karşılığında: fiili olarak “yok” sayılan Beşar Esad hayata döndü. Artık o “muhataptı”.

       Kaddafi öldürülmüştü ama Beşar Esad yaşıyordu ve müzakere masasında “taraf”dı. Bu Putin’in müthiş bir diplomatik başarısıydı. Obama ise rahatlamıştı. Amerikan askeri Bağdat’a gönderilmeyecek, sadece Amerikan Dış İşleri Bakanı Cenevre’ye gidecekti.

       Hollande şok oldu ama durumu sineye çekti. Her zayıf Başkanın yaptığı gibi durumu tebessümle geçiştirdi.

       Geriye yüksek sesle konuşan bir tek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaldı.

       Erdoğan on binler konvansiyonel silahlarla öldürülmeye devam ediyor, kimyasal silahların imhasıyla katliam bitmiyor diye haykırmaya devam etti.

       Ama batının gündeminde kimyasal silahların imhası ve netice vermeyecek Cenevre 2 müzakereleri vardı.

       Türk diplomasisi bütün bu süreçte daha iyisini yapabilir miydi? Başbakan Erdoğan’ın tavizsiz tutumunu dünya kamuoyuna daha iyi iletebilir miydi? Daha iyisi yapılabilirdi. Ben buna inanıyorum. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı değişik seviyelerde daha etkili olacak biçimde dünya başkentlerinde tekrarlanabilirdi. Çünkü Türkiye’nin Suriye tezi haklıydı. Doğruydu. Dünya kamuoyu yeteri kadar Erdoğan’ın sesini duyamadı. Erdoğan’ın mesajı Türk iç kamuoyuyla sınırlı kaldı.

ŞİMDİ NE OLACAK? SURİYE’NİN GELECEĞİ…

   Savaş devam ediyor. Ölenlerin sayısı 140 bini geçti. Milyonlar mülteci. Büyük yük Türkiye’nin üzerinde.
   Obama önderliğindeki batı vicdanını nasıl temizleyecek? Bir çözüm buldular gibi. Direnişçilere para yardımı, silah yardımı, direnişçilerin askeri eğitimi. İnsani yardım koridorun açılması.
   Bu kadarı yeterli mi?
 

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
3yıl önce
6yıl önce




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    03:2505:2613:1217:1220:4722:39
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=