Lütfen bekleyin..
Zuhal Mansfield

Zuhal Mansfield

Ulus devletlerin anlamsız boy sırası: UNDP ve HDRI

1 Kasım 2014

Günümüzün bilgi dünyasında en güçlü silahlar entellektüel olanlardır. Psikolojik savaşın silahlarına, konvansiyonel silahlarla karşılık veremezsiniz. Semantik topların yıkım gücü hiçbir nükleer silahla karşılaştırılamaz. İnsanların iradesine hükmeden birçok tarihi imparatorluk yıkılıp yok olduğu halde, inançlarına hükmeden Katolik Kilisesi binlerce yıldır hükümranlığı sürdürebiliyor. Pozitif bilim 18. ve 19. yüzyılların yükselen değeri ve karşı konulamaz otoritesiydi. Bir düşünce sisteminin “Bilimsel” olması ona tartışılmaz bir otorite sağlıyordu. Şimdi ise otoritesini yitirmiş ve sadece çağdaş uygarlığın bir aksesuarı olma durumunda. Artık insanlık; bilimin değil, seküler kiliselerin otoritesine itibar ediyor. Ayrıca modern entelektüellerin seküler dogmalara düşkünlükleri de hayret verici düzeyde. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz, üst düzey eğitim görmüş insanların inanç tutkuları karşısında bizleri hayrete düşürüyor.

Günümüzün savaş sistemleri gibi inanç sistemleri de bir dönüşüm göstermekte ve konvansiyonel dinlerin yerini giderek seküler dinler almakta. Seküler dinler iyi eğitim almış ama doyurucu bir bilgi düzeyine ulaşamamış entellektüellerin inanç ihtiyacını karşılıyor. Bu seküler dinler, seküler kiliselerin desteği ve şemsiyesi altında gelişiyor. “Seküler kilise” ile; “Akıl, sağduyu ve bilimsel ilgisi olmayan dogmaları karizmatik bir otorite ile destekleyen ve yayan uluslararası kuruluşlar” anlaşılmalı. Bu kavram “bilimsel desteği olmayan fakat, bilim insanları tarafından da desteklenebilen dogmaları üretebilme kapasitesinde olan kuruluşlar” anlaşılmalı. Bu yazımızda böyle bir çalışmayı sürdüren bir kuruluş olarak UNDP ve ürettiği HDI (Human Development Index – İnsani Gelişme Endeksi) ele alınacak.

BİLİM DIŞI BİR RİSALE: UNDP İNSANİ GELİŞME ENDEKSİ

1990’dan bu yana her yıl, Birleşmiş Milletler Gelişme Programı (UNDP), küresel kapsamdaki önemli konuları ele alan, bağımsız uzmanlardan oluşmuş bir takımın oluşturduğu bir “İnsani Gelişme Raporu-Human Development Report” yayınlıyor. UNDP, akademik, hükümet ve sivil toplum liderlerinin oluşturduğu uluslararası bir danışmanlık şebekesi, bu raporda ileri sürülen analiz ve önerileri destekleyen veri, düşünce ve en iyi uygulama örnekleri ile katkılarda bulunuyor. Bu rapora göre, İnsani gelişme kavramı, insanca ilerleme ve gelişme ölçüsü olarak kişi başına gelir, insan kaynakları gelişimi ve temel ihtiyaçların sağlanması gibi olguların çok ilerisinde görülüyor. Bu yaklaşımın itiraz edilecek yönü yok.

HDRI raporu, gelişmenin nihai olarak insan tercihlerinin genişletilmesi olduğunu sadece bir gelir arttırılması olmadığını savunmakla birlikte, bu raporla birlikte oluşturulan ve ülkeleri sözde bir sıraya dizen “İnsani Gelişme Endeksi-Human Develepment Index”, bilimsel olmanın ve gerçekleri yansıtmanın çok uzağında. UNDP raporu, seküler kiliselerin bir uzmanlar topluluğunu nasıl amaçları doğrultusunda kullanabileceğinin tipik bir örneği.

İstatistik, matematik ve etik olarak hatalı olan İnsani Gelişme Endeksi, raporu hazırlayanların akıllarının karışık olduğunu, yaptıkları işe inanmadıklarını ve içlerinin rahat olmadığını ortaya koyuyor. İnsani gelişmenin sadece ekonomik bir olay olmadığını savunanlar, dünya uluslarını üç adet basmakalıp endeksin geometrik ortalamasına (Bu çalışmayı ilk yaptığımız 2002 yılında aritmetik ortalamaydı) göre sıraya dizmekte bir sakınca görmüyorlar.

ANLAMSIZ SIRALAMAYA KARŞI HAYRET UYANDIRAN KAYITSIZLIK

Avrupa’nın 1. Dünyanın 3. tekstil ve hazır giyim tedarikçisi, moda ve marka yaratan Türkiye, insani gelişmişlikte bu çalışmayı ilk yaptığımız 2002 yılında 96. sıradayken, 2014 yılında 69. sıraya yükselmiş görünüyor. Böylece Libya, Suudi Arabistan gibi şeriatla yönetilen ülkelerin gerisinde olduğu ilan ediliyor ve bu durum Türk kamuoyunun içine sinebiliyor. Türkiye’yi yönetenler, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinde olanlar, DPT, DİE, Üniversiteler, Atatürkçü düşünce dernekleri ve hiçbir düşünce üreten kuruluştan, bu akıl ve insaf dışı sıralamaya tepki gelmiyor. Tepki bir yana Türk akademisyenlerinin ve elit yöneticilerinin bu endeks sanki tartışılamaz kutsal bir fermanmış gibi cansiparane savunma gayreti içinde olmalarıdır. Değer verdiğimiz bir çok düşünür ve yazarın bu dokümanı hiç tartışmadan ülkeyi eleştirme düşüncelerine kaynak olarak kullanmaları da ayrı bir üzüntü nedenimiz.

UNDP RAPORU BİLİMSEL OLARAK YANLIŞ, ANLAMSIZ, TUTARSIZ

Bilimin ve bilim adamlarının özelliği hiçbir güç veya karizmadan etkilenmeden gerçeğe bağımsızca ulaşabilme yeteneğidir. UNDP tarafından kullanılan teknik herhangi bir istatistik uzmanının ilgisini çekmek bir yana, ikinci sınıf iktisat öğrencisini sınıfta bırakacak kadar uyduruktur. Ayrıca o kadar uyduruktur ki, herhangi bir istatistik bilgisi ve eğitimi olmayan sıradan bir okuyucunun bile, “olmaz böyle şey” diyeceği kadar tutarsızlık taşıyor. Yeryüzündeki hiçbir kimse insani gelişmişliğinin; yaşayabileceği süreye, tahsil durumuna ve cebindeki paraya bağlanabileceğini kabul edemez. Buna karşılık UNDP, dev ulusları sadece bu üç kriterden damıtılan tek bir değere göre sıralayabiliyor. Yani ulusların, insani gelişmişlikleri boy sırasına diziliyor.

Amacını aşan bu rapor ile ilk olarak 2002 yılında ilgilenmiş ve kullanılan yöntemin kasıtsız olamayacak kadar çelişkiler ve tutarsızlıklar ile yüklü olduğunu ve bilimsel açıdan tam bir saçmalık olduğunu belgeleyen bir rapor hazırlamıştık. Bu rapor ek veri dokümanları ile birlikte eylem.com sitemizde yayınlandı ve diğer bütün sitelerimizin ana sayfasından link verildi. Şimdi eylem.com yayını sürdürmüyor ve bu rapor da oldukça eskidi, çünkü endekste bizim o zaman tesbit ettiğimiz sakıncaların bir kısmı şimdi giderilmiş gibi. Bizim 2002 yılında önerdiğimiz gibi aritmetik ortalamadan, geometrik ortalamaya geçilmiş ve diğer önerimiz kadınların pozisyonu, endeksin daha önemli (fakat çarpık) bir parçası haline gelmişti.

ENDEKS VERİLERİNİN GRAFİK DATAMINING ANALİZİ

UNDP HDRI sitesinde raporu hazırlamakta kullanılan veriler http://hdr.undp.org/en/data ve bunların işlem teknikleri yer alıyor. Biz de bu verileri indirerek @Riskonometri ve @RiskLab laboratuarlarında geliştirdiğimiz kendi Grafik Datamining tekniğimizle analize tabi tuttuk. Bu teknik kısa sürede endeks oluşturmada uygulanan yöntemlerin eksik, yetersiz ve yanlış olduğunu ortaya koydu.

Görüldüğü gibi bu ülkeler 30 ile 45 arasında kendilerine gayet şık yerler bulmuşlar. Yani ABD, İsviçre, Norveç gibi ülkeler ile benzer gelişmişliğe sahipler. Buradan tekniğin yanlış olduğu ve amacın dürüst olmadığı açıkça görülüyor. Şimdi bu dataseti kullanarak kullanılan tekniğin neden yetersiz ve yanlış olduğunu gösterelim.

aa_76.png

Burada görüldüğü gibi sete gelişmişlik düzeyini belirleyen bir MOD faktörü ekledik. Şimdi GD, bize durumun bu faktörlere nasıl yansıdığını gösterecek.

aa_77.png

Önce endeksin petrol zengini Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini bu elit grubun içine aldığını görelim.

Görüldüğü gibi bu ülkeler 30 ile 45 arasında kendilerine gayet şık yerler bulmuşlar. Yani ABD, İsviçre, Norveç gibi ülkeler ile benzer gelişmişliğe sahipler. Buradan tekniğin yanlış olduğu ve amacın dürüst olmadığı açıkça görülüyor. Şimdi bu dataseti kullanarak kullanılan tekniğin neden yetersiz ve yanlış olduğunu gösterelim.

aa_78.png

YAŞAM BEKLENTİSİ KRİTERİ

Bir kriterin düzey belirleyici olması için düzeyleri net bir şekilde ayrıştırması gerekir. HDRI endeksinin önemli bir bileneli Yaşam Beklentisi Bunu endeks rankına (sırasına) göre gelişme düzeyine göre faktörlenmiş saçılım ve density grafiklerini alalım.

aa_79.png

“Her iki grafikten görüldüğü gibi yaşam beklentisi gelişme düzeyini etkilemede önemli bir kriter değil. Düzeylerarası interfrans var. Olmaması gerekirdi.

BEKLENEN OKULLAŞMA SÜRESİ

Aynı grafikleri endeksin diğer boyutu beklenen okullaşma süresi için yapınca durumun daha karman, çorman olduğunu görüyoruz. Bu durumda endekse Satınalma Paritesine Göre Kişi Başına Gelir hakim oluyor ve bu da petrol ülkelerini öne çıkartıyor. Balon grafikte gelirin okullaşma süresine etki ettiğini ama bunun homojen olmadığını görüyoruz. Beklenen süre düzeyler arasında daha fazla girişimli. Böylece sadece gelirin aslında endeksin kendisi olduğu anlaşılıyor.

KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİ

Şimdi endeksin cinsiyet eşitsizliği kısmına geçersek burada bazı efsanelerin Grafik Datamining ile nasıl çöktüğünü görüyoruz. Kadınların, siyasete katılması yani Parlementoda ki sandalye sayısı. (Tabii bu kriterin parlamentosu olmayan Suudi Arabistan gibi ülkelerde nasıl uygulanacağı hiç sorulmuyor!)

Yine Grafik Data-mining Parlamentodaki kadın koltuk sayısı ile gelişmişlik düzeyinin hemen hiç ilgisi olmadığını ortaya koyuyor. Çok gelişmişlerde az gelişmişlerde çok koltuk sayısı görülebiliyor.

aa_80.png

DOĞUMDAKİ BEBEK ÖLÜMÜ ORANI

Son olarak GDII Eşitsizlik Endeksi’ndeki, Doğumdaki Ölümler kriterine bakarsak bunun ciddi bir durum olduğunu ve yoksulluğun bunu büyük ölçüde etkilendiğini görebiliyoruz. Diğer taraftan ise bunun kadınların sosyal eşitsizliği ile ne ilgisi olduğu belirsiz.

Burada density grafiği diğerlerinden farklı bir yapıda fakat, interferans olayı burada da görülüyor. Kriter yine net ayrışım yapmıyor. Çok gelişmişler dışında her segmentte, her oran görülebiliyor.

aa_81.png

BU ENDEKSİN AMACI NEDİR?

Bütün bu istatistik hilelerin amacı; sıralamayı sulandırıp, istenmeyen ülkeleri, “yaşam beklentin düşük, okur yazar değilsin” diye gerilere atmaktır. Böylece, 200+ civarında ülkenin insani gelişmişliği, kadın-erkek, kır-şehir, pozitif hukuk-arkaik hukuk, demokrasi-despotluk ayırmadan hesaplanmış metafizik bir yaşam beklentisi, okullaşma oranı ve kişi başına milli gelir olarak sadece üç parametre ile belirleniyor. UNDP raporunun gündeme getirdiği diğer bütün istatistik bloklarının buna katkısı olmuyor. Böylece dünyada en çok kadın profesör, hekim, yargıç, öğretmen sahibi olan ve demokrasi ile yönetilen ülkelerden biri olan Türkiye’nin bu özelliği insani gelişme sayılmıyor. Kadınların yok sayıldığı totaliter Suudi Arabistan, petrol geliri yüksek diye Türkiye’nin önüne geçiyor.

aa_82.png

RAPORUN KÜRESEL FİNANS SİSTEMİNE ETKİSİ

Ayrıca bu raporun geliştirdiği endeks, uluslararası finansal değerlendirme kuruluşlarınca da kullanılıyor ve Türkiye’nin rekabet gücü sıralamasını da etkiliyor. Endeks sıralamasın da geride olan ülkeler riskli sayılıyor ve küresel fon akışlarındaki LİBOR markupları yükseliyor. Böylece Türkiye ve diğer yoksul ülkeler daha pahalı maliyetle borçlanıyor. Kuşkucu bir görüşle bu tür raporların petrol üreten ülkelerin finansal desteği ile hazırlandığı ve onların petrol gelirlerini küresel finans ortamında daha uygun koşullarda nemalandırmalarına yaradığı sonucuna varabiliriz. Doğru veya değil bu çarpık endeks sistemine başka akılcı açıklama olanağı görülemiyor.

TÜRKİYE YENİDEN MAZLUM ULUSLARIN SESİ OLMALI

Bilimsel kanımız yalnızca Türkiye’nin değil, altındaki ülkelerin de bu saçma sıralamayı hak etmediği doğrultusunda. Türkiye bir kez daha mazlum ülkelerin sesi olmalı. İzlenimlerimize göre Türkiye’nin içinde yer aldığı bir mazlum ülkeler grubu, deklare edilmemiş bir psikolojik soğuk savaşın ortasındadır. Türkiye bu mazlum grubun lideri olma potansiyeli taşımakta ve olacaktır da. Batının aşağıladığı ülkelerin yükselen değeri ve lideri olması engellenemeyecek. Türk insanının onuru, dirliği ve geleceği için endişe duyan her kişi ve kuruluşun düşünce güçleri ile yakın bir işbirliği içinde olması ve seküler kiliselere karşı çok dikkatli olmaları gereğini bir kere daha vurgulamak isteriz.

Kaynak : Bu verileri kontrol ederek, doğrunun ortaya çıkmasını sağlayan Doç. Dr. Sayın Kutlu Merih’e teşekkür ederiz.

Kadın Gözüyle
Zuhal Mansfield
DEİK / Türk Mısır İş Konseyi Başkanı
TMG DOĞALTAŞ Madencilik

mansfield@turcomoney.com

Yazarın Diğer Yazıları
2 Kasım 2015
2 Ağustos 2015
1 Nisan 2015
1 Mart 2015
29 Temmuz 2014
11 Kasım 2013
1 Mayıs 2013
12 Nisan 2012
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=