Lütfen bekleyin..
Avatar

Melih Bulut

Jöleli devrimin gerçek kahramanları; dönekler!

28 Eylül 2011

Basında sözde eli kalem tutan, kendini önemli yazar diye yutturan, özellikle 20-30 bin lira ve çok daha fazlası aylıkları her ay ceplerine indiren, villa severler arasında dönüşüm adı verilen “rezil döneklik” giderek artmakta!..

Bir yanda üç kuruş para bile almadan her türlü baskı ve tehdidi göze alarak kahramanca yazılar yazan; Cumhuriyeti, Atatürkçülüğü, Türklüğü sürekli savunan vatansever kalemler… Öbür yanda, “jöleli devrim (!)” diye nitelenen rezilliğin içinde yer alan “kaypak dönekler!”

Jöleli devrim” içerisinde yer almanın birinci ve ana koşulu; tam bağımlı olarak iktidar partisinin, her zaman yanında ve yandaşı olmak…

Diğer koşullar;

Başbakanın tüm icraatını büyük başarı, hatta mucize seviyesinde değerlendirmek ve bunu saf ve temiz halkımıza, yurttaşlarımıza inandırıcı biçimde aktarma yolunda militan olmak…

Başbakanın yaptığı basın toplantılarında, zinhar, hoşa gitmeyen sorular sormamak, tam aksine “Sayın Başbakan siz bu başarınızı neye borçlusunuz?” türünde sorulara herkesin duyacağı biçimde kameralar önünde vurgular yaparak Başbakana yöneltmek…

Yine Başbakanın yaptığı basın toplantılarında, kendisine yöneltilecek konuların hazırlandığı soruları, önceden ilgililerden elde etmek ve kameralar önünde hoşa gidecek özel “çanak soruları” Başbakana yöneltmenin üstün başarısını göstermek…

Başbakanla yapılan seyahatlerde, gidilen yerlerde yapılan ziyaretleri iktidar partisinin tam bir reklamı olarak köşe yazılarına dökmek.

Şöyle ki;

Başbakan’a ve Türkiye’ye yönelik (eğer oluyorsa) övgü sözlerini, oralardaki gazeteci ve siyasetçilerin ağzından aktarmak, böylece bakın diğer ülkeler iktidarımızı ve Başbakanımızı nasıl takdir ediyor ve övüyorlar havasını iyice pekiştirmek…

Deniz Feneri gibi konulara, yazılı ve görsel basında kesinlikle girmemek… Girilirse de, davayı yürüten savcıların taraflı ve yanlı olduklarına dair, masallar üretmek…

Kısacası “Jöleli devrimin” satılık bir ferdi olarak, “müthiş dönek” olmanın genel tanımını şöyle yapabiliriz:

Hayatınızın her aşamasında jöle gibi kaypak, kaygan olacak ve şahsınıza yönelik olası tüm ağır eleştirilerde inanılmaz ölçüde “pişkin” olup, asla “döneklik” ten ödün vermeyecek, her devirde iktidarların ve başbakanların adamı olma yolundaki azminizden vazgeçmeyeceksiniz…

Sevgili okurlar…

Memleketin haline bakın!

Üretimde, işsizlikte, istihdamda, asgari rezalet ücretinde, kısaca toplumsal dinamik ve beklentilerin ibresi olumlu yönde zerre kadar kıpırdamıyor…

İnsanlar kendileri ve çocukları açısından umutlu bir gelecek göremiyor…

Bütün bu olumsuz ve iç karartıcı tabloya karşın…

İktidar yöneticilerinin ve iktidara tam bağımlı basında ki adı “gazeteci“, “köşe yazarı” diye geçen yandaşlarının halka okuduğu masallara bakın!

Türkiye olarak büyümede dünya ikincisi olmuşuz…

1923 yılında dünyanın 10. büyük ekonomisi olacakmışız…

Ortadoğu’nun lideri Başbakan Erdoğan’mış…

Avrupa batıyor, biz rekorlar kırıyormuşuz…

Tüm dünya bize hayranmış…

Kriz bizi teğet bile geçmeyecekmiş…

Vs. vs

Biz acaba başka bir ülkede mi yaşıyoruz?

Bu kadar mükemmellik içerisindeyiz de (!), peki ağlayan, sızlayan milyonlarca insan neden keder içerisinde?

Ortada bir zenginlik varsa, bu zenginlikler kimlerin cebine akıyor öyleyse?

Milyonlarca aile asgari rezalet ücreti denilen aylık 629 lira ile hayatta kalmaya çalışırken, milyonlarca gencimiz işsizken…

Kimler ve hangi vicdanla, çağ atladık, devrim yaptık masalıyla her yanı pembeye boyuyorlar?..

Ülke tam bir diktatörlükle yönetilirken…

Milyonlarca insanımız telefonlarının dinlendiğinden kuşku duyar hale gelmişken…

Basın, Cumhuriyet döneminin en kötü ve utanç verici dönemini yaşarken…

Ülkede, adalet, hukuk ve yargı diye bir şey kalmamışken…

Atatürkçü, cumhuriyete gönül vermiş, laik demokrat insanlar çeşitli yöntemlerle bir bir susturulurken…

Deniz Feneri faciasını yaratanlar, yoksul, saf ve temiz insanlarımızı soyup servet sahibi olanlar göz göre göre kollanmaya çalışılırken…

Hangi masal ülkesinden söz ediliyor; yandaş medyanın gazetelerinde, televizyonlarında ve internet sitelerinde?..

İsyan etmemek elde değil!…

O halde biz de Şair Sezai Karakoç’un dizeleriyle diyoruz ki;

“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.

Hâlbuki ;

Biz sussak, tarih susmayacak

Onlar sanıyorlar ki

Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak…

Hâlbuki;

Bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar

Vicdan azabından kurtulsalar

Tarihin gazabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar…

Tarihin gazabından kurtulamayacaklar!”

BURHAN ÖZBEY

Yazarın Diğer Yazıları
24 Ocak 2012
22 Ocak 2012
19 Ocak 2012
10 Kasım 2011
8 Kasım 2011
5 Kasım 2011
27 Ekim 2011
13 Ekim 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=