Lütfen bekleyin..
Avatar

Melih Bulut

Her taşın altında cemaat mı var?

14 Ekim 2011

Bunca yaşın insanıyız…

Adaletin, hukukun, yargının; içinde bulunduğumuz dönem kadar; güvenden uzak, vicdanları sızlatacak ve isyan ettirecek ölçüde rayından çıktığına tanık olmadık…

“Deniz Feneri yolsuzluğu” davasının ortaya koyduğu fotoğraf; ülkedeki adaletin nereye gittiğini, daha doğrusu götürüldüğünü içler acısı biçimde ortaya koyuyor.

Ellerinden gelse ortada bir şey yokmuş diyecekler ve milletin gözünün içine baka baka davayı bugün kapatacaklar…

Ama Allah’ın adaleti yapanların edenlerin peşlerini bırakmayacak… Tabi cemaat çetelerinin de… Bundan kimsenin kuşkusu olmasın…

****

Gelelim konumuza…

Aşağıda ayrıntılı ve kan dondurucu biçimde tüm çıplaklığı ile anlatılıyor.

Konu çeteleşmiş “cemaat üyeleri”, devlete ve günahsız insanlara yaptıkları.

İddia sahibi piyasada her kitapevinde satılmakta olan”Haliç’te Yaşayan Simonlar – Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabının yazarı Efsane Emniyet Müdürü Hanefi AVCI…

Birlikte okuyalım:

“GARİP BİR KASET OLAYI

Deniz Baykal’ın gizli kamerayla çekilen gizli görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı. Niçin yaptı?

Bunları bir an için unutalım ve düşünelim.

Baykal bu ülkede muhtemel başbakan adaylarından biriydi.

Ülkenin ikinci büyük partisinin genel başkanı olarak konjonktür değişimine

göre her zaman başbakan olması ihtimali dahilindeydi.

Bu video görüntüleri daha önce çekilmiş.

Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik bir karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var, eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyu ile paylaşacağız deseydi acaba durum ne olurdu?

İnternette yayınlanan görüntülere bakılırsa bu işi yapanlar ellerindeki görüntülerden en az incitici klip hazırlamışlar, ellerinde bu görüntülerin çok daha incitici ve rahatsız edici olanlarının da olduğu kanaatine varılıyor.

Sadece Baykal’ın mı böyle görüntüleri var?

Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur?

Bunlar yakalanmadığı müddetçe de böyle görüntüler çekmeye devam edeceklerinden tereddüt var mı?

Acaba geçmişte bu görüntüler kullanılarak kimlere şantaj yapıldı, kimler istifa ettirildi veya gayrimeşru menfaat temin edildi.

Bugün bu olayı cemaatin yaptığından en şüphem yok…”

(Haliçte Yaşayan Simonlar – Hanefi AVCI – syf: 566-567)

Hanefi AVCI kitabında “Cemaat” hakkında çarpıcı kan dondurucu açıklamalarına devam ediyor.

“Bu işi profesyonelce yapabilecek tek grup cemaattir. Bir kere cemaat haricindeki herkes bu görüntüleri internette yayarken iz bırakır ve kesin yakalanır. Bir tek onlar bu sitenin başında olduklarından iz bırakmadan bilgileri yayabilirler…” (syf. 571)

“Bu kitabın ikinci bölümünde yazdıklarımın ne manaya geldiğini, çok az insan bilir. Bunların hayatımın bundan sonrasını zehir, zindan edeceğini biliyorum. Ama bu defakinin başka şey olduğunun da farkındayım. Kimseye karışmadan sakin, üç maymunu oynayıp belki de yükselerek hayatıma rahatlıkla devam edebilirdim. Şimdi görev yaptığım Eskişehir gibi çok güzel ve sakin bir şehirde çok iyi bir görevim, sevdiğim meslektaşlarım, iyi çevrem var, daha da güzel çevre oluşturabilirim, iyi bir düzen kurup 5 yıl 10 dönüm bahçe içerisindeki 200 metrekare evimde hayatı rahat ve huzur içerisinde geçirebilirim. Ama o zaman insanlığımdan, inançlarımdan, onurumdan utanırım, herkesi kandırsam da kendimi kandıramam

(……)

Bu kitabı yazmakta ki amacım içinizdeki çok iyi niyetli ve dürüst insanlara belki bir dakikalığına “Biz ne yapıyoruz” diye düşündürebilmekti. Bu meseleyle ilgili olarak en fazla üzüldüğüm konu çok temiz, düzgün, çalışkan ve saygılı insanların üstlerine iftira atan, bilerek vicdansızlık yapan, vefasız insanlara dönüştürülmesidir.

Aslında herkes biliyor ama kimse dillendirmiyor. Ben bu kitapla birlikte açıkça ifade ediyorum ki tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin. Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaatir, onlardan bilgi alanda, onlar adına konuşanda cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ve hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda, cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor…

(…..)

Bu kitabın birinci bölümünde devlet kurumlarının kof olduğunu, basit sorunları bile çözme yeteneğine sahip olmadığını anlatmaya çalıştım. Bu bölümde ise (syf:578) bir cemaatin birkaç adamının çalışması sonucu her şeyin yerle bir olduğunu, koca devletin içten içe eridiğini, adalet ve güvenlik kurumlarının adaletsiz ve güvensiz hale dönüştüğünü, bu durumun farkında olan devlet görevlilerinin buna karşı durmadığını anlattım. Bir grup, koca bir devleti teslim aldı. Devletten içten içe çatırdıyor, birileri yönetimi ele aldı ve kimse gücünü kullanan bu kişilere dur diyemiyor. Birkaç cemaat imamı devletin yetkilerini gasp etti. Bu nasıl devlet geleneğidir?

(…….)

Devleti kim yönetiyor?

Gördüğüm manzara korkunç; kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü, hatta İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği bir kişiyi, doğruluğundan emin olduğu bir olayı ya da davayı savunamıyor, güvendiği ve inandığı adamları tuzağa düşürülüyor, haysiyetleriyle oynanıyor ama onlar bu kişilere sahip çıkmıyor.

Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil mi yoksa Emniyet Genel Müdürü, Daire Başkanları mı polis teşkilatını yönetiyor…

(……)

Özel yetkili mahkemelere son 6-7 yıl içerisinde atanan tüm savcı ve yargıçlar hemen değiştirilmelidir. Mevcut kadro ile adalet mümkün değildir. Hatta olaylar çok tehlikeli boyutlara gitmekte olup, mağdur edilmiş bazı kişilerin silaha sarılarak kendilerine haksızlık yaptığını düşündükleri cemaat yanlısı kişilere yönelme ihtimali çok uzak değildir. Devletin vatandaşlarına iftira atması kabul edilemez. Bu mahkemelerin verdiği kararlar ve Emniyet içersinde ki cemaat yanlısı polislerin kullandığı dinleme ve izleme cihazları denetlenmezse, ülkedeki tüm muhalifler, hatta şimdiden sonra özel şirketler ve holdingler için tehlike çok yakın hale gelmiştir. Bunun hoş görülecek tarafı da kalmamıştır.

Adalet Bakanlığında cemaat taraftarı olduğu herkesçe bilinen Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı başta il savcılarını ve diğer savcı ve hakimleri hiçbir hukuki şüpheye dayanmadan dinlettiren cemaat yanlısı müfettişler bu görevlerden uzaklaştırılmalıdırlar

(…….)

Bu işe karşı çıktığımda bunun bedelinin ne demek olduğunu biliyorum, kimsenin anlayamayacağı kadar ağır olacağının, hayatımın zorlaşacağının, cehennemin bu dünyada tattırılmaya kalkışılacağının farkındayım. Su daha önce bilinenlere benzemeyecek onu da biliyorum. Fakat bedeli ne olursa olsun buna karşı çıkacağım, ikiyüzlü olmayacağım, yanlışı kim yapıyorsa yapsın yanlıştır anlayışıyla tüm bu yapılanların karşısında duracağım…” (syf: 580)

Başka söze gerek var mı? Her şey ortada değil mi?

BURHAN ÖZBEY

Yazarın Diğer Yazıları
24 Ocak 2012
22 Ocak 2012
19 Ocak 2012
10 Kasım 2011
8 Kasım 2011
5 Kasım 2011
27 Ekim 2011
13 Ekim 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=