Lütfen bekleyin..
Melih Bulut

Melih Bulut

Başbakan bunlar için de özür dileyecek mi?

25 Kasım 2011

Emperyalist güçlerin Cumhuriyetten sonra bugünkü kadar ülkenin gelip bağrına oturduğu bir dönem görülmedi. ABD’ ye olan “tam bağımlılık” artık dağları taşları aştı.

Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk bugün yaşasaydı, “Büyük ve zalim emperyalist” ABD, başımızda akbabalar gibi oturup bugün olduğu gibi iç işlerimize karışabilir miydi?

Bize ülke olarak şunları şöyle yapın bunları böyle yapın diye emirler verebilir miydi? Bu yolda başarılı olunması için, Ulu Önder’in gizli ve hain planlarla yıpratılması ve halkın gözünden düşürülmesi için hain planlar içine girilir miydi? Dersim saçmalığında olduğu gibi…

Başbakan’ın son bir yıl içerisinde ki açıklamalarının çelişkileri ülkede giderek şahsına ve partisine karşı ciddi güvensizlik yaratıyor…

Libya konusunda önce söyledikleri, buna karşın yaşananlar ortada. Başbakan’a göre, Nato’ nun Libya’da ne işi vardı. Ancak aradan birkaç ay geçmeden, Nato’nun Libya’ya saldırısına tam destek vermenin pozisyonunda gördük kendisini…

Suriye… Güney komşumuzla, düne kadar yağlı ballıydık, bir yıl geçmeden, Suriye’yi baş düşman ilan ettik… Oysa bize neydi Suriye’nin içişlerinden, liderinin tutumundan… Çünkü ABD öyle istiyordu. AB öyle istiyordu. Emperyalist güçler Türkiye Suriye’ye saldırsın istiyorlardı…

ABD ile zamanında yapılan gizli antlaşmalar vardı. Basında, yapılan bu antlaşmaları açıklayın diye sayısız yazılar çıktı ama AKP’den ve onun hükümetinden ses çıkmadı…

AKP’nin artık güven ve umut vermediğini düşünenler ve iddia edenler haksız sayılmazlar… 2014 kadar yaşanacak süreçte ortaya çıkacak tablo, AKP’nin artık eski gücünde varlığını sürdüremeyeceği düşüncesini ortaya koyuyor…

Bir önceki yazımızın son bölümünde ülke gerçeğini yansıtan bazı konularda ne demiştik? Bir kez daha paylaşalarak yazımızı noktalayalım.

Bakın ne demiştik, buyurun birlikte okuyalım ve takdiri yine sizlere bırakalım:

Başbakan Tayin Erdoğan işine gelmeyen konularda sessiz kalmanın kararlı tutumunu sürdürürken, lehte saydığı gelişmeleri ya da durumları, güçlü hitabeti ile en güzel biçimde ajite ederek kamuoyuna sunmanın adeta ustası olmuş durumda…

“Deniz Feneri” yolsuzluğu iddiaları, sağduyulu vicdanlarda, isyanlar yaratırken, Başbakan’ın bu konuda ağzını tek kelime bile olsa aç(a)maması, AKP dışı çevrelerde ve konuya partizanca değil de “vicdanca” yaklaşanlar kitlelerde büyük tepkilere neden olmaktadır.

Aydınlık gazetesinin günlerdir manşetten yayınladığı iddialar var.

Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitiren eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünden hemen önce kendi el yazısı ile yazdığı ve Aydınlık’a gönderdiği mektuptaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil.

Aydınlık‘ın ileri sürdüğü çok önemli iddiaların, yaygın basında yer almamasının tek nedeninin; holding basınının hükümetten yani AKP’den korkmasıdır. Bunun başka izahı olamaz. İddialar arasında Başbakan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesapta 800 milyon lira parasının olduğu ve bu konuda CİA’nın elinde belgeler olduğu iddiası başlı başına bir olaydır.

Böyle korkunç bir iddia karşısında başta Başbakan olmak üzere sağduyulu vicdanların, ülke basınının sessiz kalması kabul edilemez! İddialar mutlaka doğrudur diyemeyiz. İddialar doğru olmayabilir. O halde doğru olmadığının, inandırıcı delilerle kamuoyuna açıklanması gerekir.

Bildiğimiz kadarıyla bu zamana kadar, Başbakan tarafından ya da ilgililerden iddiayı çürütücü ve gerçek olmadığına dair bir açıklama basında yer almadı.

Öbür yandan Başbakan Erdoğan, Dersim konusunu, kendine has üslubu ve yüksek ses tonuyla kürsülerde dile getirdikten sonra devlet adına özür dilediğini belirtmesine karşın; AKP’yle yakın ilgisi olduğu iddia edilen ve milyonlarca vicdanı sızım sızım sızlatan “Deniz Feneri” yolsuzluğu konusunun yıllardır aydınlığa kavuşturulmamasından ötürü, neden çıkıp kamuoyu önünde ÖZÜR DİLEMİYOR? Neden bu konuyu tek kelime ile ağzına al(a)mıyor?

Seçim öncesi atanacaklarını miting meydanlarında ilan ettiği on binlerce öğretmenin, atamalarının yapılmamasına dönük aldatma konusunda, neden kürsülere çıkıp, bizler AKP olarak seçimden önce söz verdiğimiz halde, sizleri yanılttık diye halktan, öğretmenlerden ÖZÜR DİLEMİYOR?

Bedelli askerlik konusunda seçim öncesi Mart 2011 ayında bunun mümkün olmayacağına dair vurgulayıcı açıklamalar yapmasına karşın, 180 derece dönüşle bedelli konusunda karar alınmasına yönelik, niçin milletin önüne çıkıp, Başbakan ve AKP Hükümeti olarak ÖZÜR DİLEMİYOR?

Bütün bunlara baktığımız zaman, hiç de iç açıcı bir tablo ortaya çıkmıyor. Sayın Başbakan’ın geçmişlerine bakmadan Yiğit Bulut, Serdar Turgut ve diğerleri gibi sürekli olarak kendisini ve partisini öven holding basını yazarlarının, sanal alkışlarına kanarak, gerçekleri yazan onuncu köyün vatansever köşe yazarlarının uyarılarına kapalı kalması karşısında, ülke adına huzur getiren sonuçların doğacağını beklemek ütopyadan öte gidemez…

Yazmaktan, eleştirmekten, uyarmaktan korkan ve telefonlarının dinlendiği konusunda sürekli ürküntü duyarak yaşayan gazeteci ve köşe yazarlarıyla da ülke adına hayırlı oluşumlar ve gelecek beklenmesi abesle iştigal olur…

BURHAN ÖZBEY

ozbey@haber1.com

Yazarın Diğer Yazıları
24 Ocak 2012
22 Ocak 2012
19 Ocak 2012
10 Kasım 2011
8 Kasım 2011
5 Kasım 2011
27 Ekim 2011
13 Ekim 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=