Lütfen bekleyin..
Melih Bulut

Melih Bulut

Abdullah Gül’ün mal varlığı

13 Aralık 2011

Öncelikle şu belirtelim.

Sıradan vatandaşların mal varlıkları bizi hiç ilgilendirmez.

Akılını kullanan, becerisi olan, çalışkan vatandaşlarımızın, dürüst

yaşam içerisinde alın terini akıtarak kazandığı helal paraların

hesabında kitabın olmadık ve olmayız da…

Yeter ki namuslu yollardan kazanıldığına inanmış olalım.

Ancak… Siyasi partilerde ve ülke yönetiminde önemli yer ve makamlarda

bulunan siyasetçilerin mal varlıkları; toplumda her zaman merak

edilen, nasıl ve ne zaman kazanıldığı merak edilen oluşumlardır.

Şu bir gerçek ki, ülke yönetiminde üst makamlarda bulunan siyasileri

en çok rahatsız eden konuların başında, mal varlıklarının sorulması,

irdelenmesi ve kendilerinden şeffaf biçimde açıklanmasının istenmesi

gelmekte…

Bu durum, günümüzde ve sadece bizim ülkemizde söz konusu olan bir

merak konusu değil. Dünyanın her ülkesinde, o ülkenin devlet

başkanının, başbakanın, bakanlarının, toplu önderlerinin mal

varlıkları, servetleri merak edilir…

Osmanlı’da padişahların, sadrazamların, (başbakanların) ve diğer üst

mevki ve makamlarda bulunanların mal varlıkları da her zaman merak

edilmiştir

O zaman ki ülke yöneticileri de; mal varlıklarının, kendilerine

sorulması, irdelenmesi ve üzerinde durulmasından rahatsız olmuşlardır…

Mal varlığını, yani servetini olduğundan çok az ve küçük gösterme

çabaları o zamanların yöneticilerinde de, bugünkü gibi vardı…

Burada tarihteki rüşvet ve suistimal olaylarına girmek istemiyoruz…

Çok gerilerde kalmış olayların bugün irdelenmesinde bir yarar yok…

Gelelim günümüze…

Yasa gereği mal beyanında bulunması gereken siyasilerin ve diğer

tanımlanan görevlilerin, tozlu raflarda saklı, gizli ve hemen hemen

hiç açılmayacak kapalı zarflar içerisindeki mal beyanlarına bakın;

falan yerde bir ev, iki arsa, yazlık, iki daire gibi yüzeysel

açıklamalar yer alır. Oysa daire vardır, 500 bin lira, bir milyon

lira; daire vardır 100 bin lira 150 bin lira, arsa vardır 10 bin lira

arsa vardır bir iki milyon liradır…

Yüklü mal varlığı olan pek çok siyasetçinin mal beyanlarında; sahip

oldukları dairelerinin, yazlıklarının, arsalarının vs. gerçek rayiç

değerlerini göremezsiniz. Yazmazlar…

Devlette 25 yıl yaptığımız müfettişlik görevi sırasında, gördük ki,

mal varlıkları beyanı gibi bir uygulamanın, hiç mi hiç kıymeti

harbiyesi yok. Tamamen kandırmaca bürokratik bir formaliteden öte bir

şey değil.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yeniçağ gazetesi yazarı o zaman ki basın

müşaviri Ahmet Takan’a Başbakan olmadan önce mal varlığı ile ilgili şu

açıklamada bulunmuş.

Yıl 2002 Ekim ayı

“Ahmet seçimlerin ardından Başbakan olunca ilk yapacağım iş basın

toplantısı düzenleyerek tüm mal varlığımı açıklayacağım. Türkiye’de

Başbakan olduğu gün mal varlığını açıklayan ilk Başbakan olacağım.

Bunu düzenli olarak tekrarlayacağımı duyuracağım. Her politikacının

mal varlığının daha şeffaf olarak bilinmesi için yasal çalışma

yapacağım. Ona göre hazırlığını yap.”

Ahmet Takan 4 Aralık 2011 tarihli Yeniçağ’da ki köşe yazısında konuya

devam ediyor:

“Gün geldi aynen dediği gibi Abdullah Gül Başbakan oldu. Ben de daha

önceden aldığım talimat gereği (müşaviri olarak) hemen Gül’e “mal

varlığı ile ilgili basın toplantısını ne zaman yapıyoruz diye sordum.

Aldığım cevap çok kısa ve net oldu; “Ahmet sakın bunu bir daha gündeme

getirme”…

Ahmet Takan aklı başında, ne yazdığını bilecek kadar deneyimli bir

gazeteci (köşe yazarı) olduğuna göre uydurma bir açıklamada bulunması

akla gelmez. O halde, konu hakkında Abdullah Gül’ün kamuoyuna yönelik

bir açıklama yapması gerekmez mi? Sessiz kalması halinde, Takan’ın

açıklamanın yüzde yüz doğru olduğuna yönelik perçinleşmiş bir sonuç

ortaya çıkmaz mı?

Sayın Gül madem böyle bir açıklama yapacak kadar şeffaf, açık bir

siyasetçi ve devlet adamı, neden o halde o zaman ki Müşaviri Ahmet

Takan’a,

“Ahmet sakın bunu bir daha gündeme getirme” diyecek denli yüz seksen

derecelik bir dönüşü tercih etti? Akla gelen soru yanıtını bulmalı…

Sayın Gül’ün bugün mal varlığını açıklamaktan çekinebileceği ne husus

olabilir ki?

Namazında niyazında, Allah korkusu taşıyan, İslami kurallara sıkı

sıkıya bağlı, başı secdeye değen, abdestli namazlı bir Müslüman

kişi… Kazandığı helal paraların ve bu paralarla yaptığı mal

varlığını açıklamaktan neden çekinsin ki?

O halde geç kalmış sayılmaz.

Laik, demokrat, Atatürk ilke ve devrimlerinin temelleri üzerine

kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak; bu gün de,

kendisinin belirttiği gibi şeffaflık ilkesine bağlı olarak, tüm

siyasetçilere örnek olması açısından kamuoyuna mal varlığını

açıklamasında ne beis olabilir ki?

Madem ileri demokrasideyiz. Hızlı bir değişim dönüşüm yaşıyoruz. Her

şeyimizin özellikle siyasetçiler, devlet adamları olarak, gerek bu

ülkede gerekse dış ülkelerde ki banka hesaplarımıza kadar açık,

şeffaf, berrak olmaz mı gerekmez mi?

BURHAN ÖZBEY

Yazarın Diğer Yazıları
24 Ocak 2012
22 Ocak 2012
19 Ocak 2012
10 Kasım 2011
8 Kasım 2011
5 Kasım 2011
27 Ekim 2011
13 Ekim 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=