Lütfen bekleyin..
Melih Bulut

Melih Bulut

Yiğit Bulut gazeteciliği

5 Ocak 2012

Yiğit Bulut vakası, salt onun şahsına indirgenecek ve

değerlendirilecek bir konu değil.

Yiğit Bulut, gazetecilik görevini yaparken, her zaman çizgisi belli,

ilkelerinden sapmayan, mesleği kurallarıyla icra eden bir gazeteci-

televizyoncu değildi.

Şahsını yakından izleyenler; geçmişteki çizgisiyle son birkaç yıllık

çizgisini yan yana koyduklarında ortaya çok farklı bir fotoğrafın

çıktığını görürler…

Kendisinin kimi söylem ve konferanslarına yakından tanık olmuş bir

yazar olarak, hep düşünmüşüzdür; bir insan, daha doğrusu bir gazeteci

zamana ve zemine bağlı olarak nasıl bu kadar değişir ve 180 derece

dönüş yapabilir diye hayretler içinde kalmışızdır.

Bir zamanlar, pek çok kişinin tanık olduğu gibi; ağır eleştirilerle

veryansın ettiği kişi ve kurumlarla, bugün yandaş, candaş olmuş;

eskiden bombardımana tuttuğu, siyasetçileri ve siyasi partileri

köprülerin altından sular geçince, göklere çıkarır olmuş, iktidar

erkine yönelik övgüyü, tarif edilemez boyutlara kadar götürmüştür…

Çıksın ortaya, üç beş yıl önceki yazı ve söylemlerimle, bugünküler

arasında hiç fark yok desin, AKP’ye geçmişte nasıl acımasız

eleştiriler getirdiysem son yıllarda da, ayni tutumu sürdürdüm, hiçbir

siyasi erke yandaşlık yapmadım, döneklikle anılacak hiçbir tutum ve

icraatın içinde olmadım desin, bakalım kendisine geçmişteki

fotoğraflarından, nasıl geniş bir albüm sunulacak görsün…

Reha Muhtar ve bir iki ünlü yazar, Bulut’un kovulmasında, geneli de

kapsayacak ılımlı yazılar yazdılar. Kovulmanın ardından sevinmenin

doğru olmayacağını vurguladılar…

Bu tür yazıların, bizim başımıza da böyle şeyler gelirse, biraz

insaflı olsun temenni ve mesajını içeren yazı ve yorumlar olduğunu

düşünüyoruz…

Olaya insani boyutlarla baktığınızda, tabi ki bir başkasının acısına,

üzüntüsüne sevinmek ve “oh oldu demek” doğru değil. Ancak konu Yiğit

Bulut olunca, olayı kişisel boyuttan öte, işin özünde değerlendirmek

gerekiyor…

Yiğit Bulut Başbakan Erdoğan’la, 12 Haziran 2011 referandumu öncesi

Habertürk TV’de yaptığı canlı söyleşide, herkes biliyor ki tarafsız ve

olaylara sağduyu ile yaklaşan milyonlarca izleyiciye saç baş

yoldurmuştu.

Hatırlayın ilk sorusunu; “milletin (izleyicilerin) çoğunluğu bu

referandumda neden hayır oyu verilmesi gerektiğini çok merak ediyor,

açıklar mısınız?” türü bir sormuştu…

Sonra ki soruları ise; anlatmaya gerek yok, izleyenler gördüler, bu

şahsın Başbakan’a ve AKP’ye nasıl dörtdörtlük, koşulsuz “biat”

ettiğini tüm gerçekliğiyle ortaya koyan sorulardı…

İlk sorudan sonra televizyonlarını hırsla kapatan pek çok izleyici

olduğunu düşünüyoruz…

Özellikle son aylarda yazmış olduğu köşe yazılarının neredeyse tamamı

Tayyip Erdoğan’a ve AKP iktidarına yönelik abartılı övgülerle doluydu.

Başbakan ve AKP onun yazılarına göre, adeta tapılacak kişi ve kurumdu!

Ölçüsü kaçmış bu denli yazılar yazmak, objektif, tarafsız bir

gazetecinin kaleminden çıkar mı?

Tayyip Erdoğan ve AKP, ülke yöneticileri olarak; paranın, rantın,

gücün başında ki güçlerdir. Onları sürekli övmek, nema, rant, çıkar

beklentisine yöneliktir çoğu zaman…

Gerçek bir gazeteci her ne olursa olsun, ülkeyi yöneten siyasi erke

(paranın rantın, başındaki güce) karşı bu denli teslimiyetçi, yandaş

olur mu? En azından kamuoyu önünde yağcı yalaka durumuna düşeceğini

hiç mi akılana getirmez mi?

Başbakan ve AKP (iktidar) doğru ve iyi işler yapıyorsa, bunu zaten

halk, millet görüyor. Senin sabah akşam söylemlerini dinleyen ve

yazılarını okuyan insanlara bunu yağlı ballı tanımlarla anlatmana

gerek var mı?

Bu tutumunun, ranta, çıkara bağlı olmadığını kamuoyuna nasıl anlatacak

ve savunabileceksin!

Yiğit Bulut gazeteciliği; geçmişe yönelik olarak gelecekte nasıl anılacak?

Bizim şöyle olacak böyle olacak dememize gerek var mı? Her şey açık

seçik ortada değil mi?

Baştan beri anlatmak istediğimiz durum bu…

Yiğit Bulut adlı şahsın, işinden kovulması anlam bakımından fazla önemli değil.

Önemli olan Yiğit Bulut’un şahsında, hangi gazetecilik türü hakkında

ne gibi işlem yapıldığıydı… Biatçı, yandaş, candaş olmanın yolunun

eninde sonunda yolunun nereye çıkacağını gösteren yaşanmış bir örnek

miydi?

Tek parti iktidarının, basını ne duruma soktuğu gerçeği, AKP döneminde

ibret ve hüzünle görülmüş ve yaşanmıştır. Ya benden olur biat edersin,

ya da sürünürsün gerçeği, tüm acımasızlığıyla yaşanmış, sayısız

gazeteci işsiz bırakılmıştır…

Ancak… Tarihin yargısı er ya da geç hükmünü icra edecek, iyiler ve

kötüler hak ettikleri yeri bulacaktır…

BURHAN ÖZBEY

Yazarın Diğer Yazıları
24 Ocak 2012
22 Ocak 2012
19 Ocak 2012
10 Kasım 2011
8 Kasım 2011
5 Kasım 2011
27 Ekim 2011
13 Ekim 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=