Lütfen bekleyin..
Ali Coşkun

Ali Coşkun

Ticari ahlak maneviyatını yitirdi mi?

14 Ağustos 2012

İletişim araçlarının hızla gelişmesi ve yaygınlaşması ile giderek yozlaşmaya başlayan kültür değerlerimiz ve ana dilimizde oluşan bozulmalar yaşantımızda daha da etkili olmaya başladı.Toplumun dinamosu olan birçok kelime anlamını yitirdi yerini başka kelimelere bıraktı.

Teknolojik ilerlemelerin hayatımıza kazandırdığı olumlu katkıların yanı sıra, zararları ve korunma yolları hakkında yazdığım yazıya okuyucularımdan çok olumlu tepkiler aldım. Bu yazımda, toplumumuzu her yönüyle ilgilendiren ticari ahlak ve meslek ahlakından bahsetmek istiyorum.

İletişim araçlarının hızla gelişmesi ve yaygınlaşması ile giderek yozlaşmaya başlayan kültür değerlerimiz ve ana dilimizde oluşan bozulmalar yaşantımızda daha da etkili olmaya başladı.
İnsan hayatında karşılığı hiçbir şeyle ölçülemeyecek olan ahlak anlayışı bile hem kelime hem de mana ve uygulama olarak yozlaşıyor.

Genlerin etkisiyle doğuşla başlayan aile ve çevreyle gelişen, eğitimle şekillenen ahlak anlayışımız adeta anlam değiştiriyor.

Yüce yaratana olan sevgi ve korku ile günahtan kaçınmak, kul hakkına saygılı ve adil olmak haya, edep, fazilet, erdem sahibi olarak namuslu, iffetli ve şerefli kalmak, kötülüklerden en önemlisi haramdan uzak durarak, kazancın ve her şeyin helal olması arzusuyla iyiliklere yönelmek gibi çok yüce anlamlara gelen ahlak anlayışı ne yazık ki toplumda giderek zayıflıyor.

Ahlak kelimesinin yerini “etik” alıyor
Özet olarak karşılık beklemeden yüce yaratanın rızasını kazanmak doğrultusunda hareket etmek anlamına gelen ahlak son yıllarda kelime olarak ta değişmekte tam karşılığı olmadığı halde yerini “Ethic” etik kelimesine terk ediyor.

Latince kökenli etik kelimesi İngilizcede moral anlamına gelmekte olup karşılıklı menfaat anlayışına dayalı olarak iyi – kötü, doğru – yanlış kavramlarına göre hareket etmeyi gerektiren davranış biçimi.
Yanlış taklitçi anlayışımız burada da öz değer yargılarımızı sarsan bir gelişmeyi sergiliyor. Bu yozlaşma sonucu toplumdaki ahlaki çöküş hem eğitim, hem özel ve hem de iş hayatımızda devam ediyor.

Son yıllarda gün geçmiyor ki aile cinayetleri, tecavüzler, intiharlar, soygunlar ve cinayetler gazete sayfalarını doldurmasın.

Gıda sektöründe gıda terörü
Toplumun sosyal ekonomik ve en önemlisi sağlığı tehdit eden gıda maddelerinde gerek üretici, gerekse satıcılar seviyesinde ticari ahlak dışı davranışlar ortaya çıkıyor. İlgili bakanların açıklamalarından olayların adeta gıda terörü şeklinde ürkütücü boyutlara ulaştığı görülüyor.

• Sakıncalı ( Domuz, eşek, at, kedi, köpek) et ve et mamulleri yediren kuruluşlar,
• Sahte bal üreticileri,
• Böcek özü ve boyası ile kanserojen madde ihtiva eden katkı maddeli yiyecek içecekler,
• Yoğurda, peynire, çikolata, gofret vb. yiyeceklere katılan koruyucu kanserojen maddeler,
• Gıda paketlemede kullanılan plastik kaplar, torbalar, adi pet şişeleri,
• Gıda terörünün başoyuncusu GDO’lu gıdalar,
• Birçok hazır yiyecekte kullanılan çok tehlikeli MSG Mono Sodyum Glutamat maddesi bulunan yiyecekler,
• Kimyasal içerikli ve bilinçsiz alınan ilaçlar ve daha neler neler…

Sonuç toplumun çöküşünü hızlandırmak, en basitinden “obezite” , kanser, alzheimer, parkinson, felç vb. hastalıklara kapı açmak.

Şimdi ticaret kavramının yerini de alış – veriş aldı, peki öz anlamını yitirdiğimiz ” ticaret” geçmiş tarihimizde ne idi ne anlama geliyordu? Kısaca göz atalım;

Ticaret Arapça kökenli bir kelime olup T-C-R-T harflerinden meydana geliyor ve her harfin derin anlamları var.

“T” : Tacir yani ticaret yapan üretim ve alış verişle topluma adaletle hizmet eden kişi,

“C” : Cesaret; yiğitçe, mertçe davranan, yürekli olan kişi,

“R”: Rikkat: Merhametli, yardımsever her iki tarafı hoşnut eden, rıza göstererek anlaşan kişi,

“T”: Takva sahibi: Allah aşkıyla severek, korkarak yasaklardan, haramdan ve helal kazanç için kul hakkına tecavüzden sakınan, yalan söylemeyen mevzuata riayet eden kişi anlamlarına geliyor.

Tüccar, tüccar mı?
Eskiden tüccar demek: Sabah işyerini açtığında komşusu siftah etmemişse müşterisini komşusuna yönlendiren yüksek ahlak sahibi kişi idi. Şimdi ise tüccar kelimesinin anlamı da değişti.

Görülüyor ki, yapılan iş ne olursa olsun işin özü ve anlamı kaybedilince her türlü yolsuzluk kapısı açılıyor. Manevi dünyamızda Yüce yaratan “dürüst tüccar kıyamet günün peygamberlerle, alimle, şehitlerle haşredilecek” müjdesini vermekte, kul hakkının affedilemeyeceği uyarısı yapılıyor. Zira imanın hedefi güzel ahlak. Bu nedenle hangi iş olursa olsun hayra yönelik olmalı.

Anayasamızın 172 ve 173. maddelerinde devlet sanatkârı, esnafı, tüketiciyi korur emri bulunuyor. Bakanlık görevim döneminde bu konuda önemli adımlar atıldı. Tüketiciyi ve rekabeti koruma kanunu çıkarılarak standartlara, patent haklarına kalite üretim ve piyasa denetimlerinde gerekli önlemler alındı.

Medyadaki aldatıcı promosyonu ( eğitim ve kültür hizmetler hariç ) yasakladık, bütün il ve ilçelerde mülki amirlerin gözetiminde meslek odalarının katılımı ile tüketici haklarını koruma kurulları kuruldu. Tüketim ve dayanıklı tüketim malları için değişik garanti süreleri sağlandı, tüketiciyi üzen olaylarda kurulların kararları kesin olmakla birlikte ayrıca Tüketici Mahkemeleri etkin hale getirildi. Böylece çok sıkı piyasa denetimleri başlatıldı.

Ne var ki devlet birimleri yetkilerini kullanırken halk olarak her şeyi Devletten beklemeden halkımızda haksızlıkları takip ederek mücadele etmelidir.

Ne yazık ki toplamda kanaat önderleri olarak bilinen bu kesimde dürüst ahlaklı iş sahiplerinin çokluğuna rağmen ahlak dışı üzücü davranışlarda yaşanıyor.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “Tüccar milletin emeği ve üretimini kıymetlendirmek için eline ve zekasına emniyet edilen ve bu emniyete liyakat göstermesi gereken adam” sözüyle tüccarı, iş adamını veciz şekilde tarif etti.

Öyleyse ahlaksız sanayici, tüccar, esnaf bizden değil düşüncesi ile halk ilgili ve yetkili görevlilere destek vererek toplumun ve gelecek nesillerin sağlığı için mücadeleden yılmamalı.

Unutulmamalı ki haram lokma ve haksız kazanç uzun vadede sahibine de yarar sağlamamakta, toplumu bataklığa sürüklerken gelecek nesillere de acımasızca yansımakta.

Sözlerimizi Yunus Emre ile bitirelim.

Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti,
Nice han, hamam Sultan;
Tahtı bırakıp geçti.
Dünya bir penceredir,
Her gelen baktı geçti.

Ali COŞKUN

58. ve 59. Hükümet Sanayi ve Ticaret Bakanı

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=