Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

Vatan namus demek

6 Ekim 2012

vahid_aliyev.jpg Sanat için 40 ilini harcamak vede hala faaliyete devam etmek sadece fedakar oyunculara ait bir şey. Azerbaycan tiyatro ve sinemasında ömrünü sanata feda eden onlarla oyuncular var. Fedakar oyuncularla röportaj yapmak çok önemli.

Mesela ben yazar olarak böyle oyuncularla röportaj yaparken onlar karşısında kendimi öğrenci olarak hiss ediyorum. Böyle biriyle siz okurlarımızı da tanıştırmak isterim. Genc Seyrciler Tiyatrosunun oyuncusu Vahid Aliyevi kastediyorum.

– Hocam aslında sizinle yazın röportaj yapmayı düşünüyordum…
– Kısmet şimdiyeymiş…

– O zaman gelin kısmetin bizlere verdiyi fırsatı kullanalım…
– Neden olmasın…

– 1970. yıllar Azerbaycan tiyatro vede sineması için önemli yıllar olarak tarihe yazılmış. Siz de o yıllarda sanata geldiniz, duyduğum kadarıla sizi öğretmen olarak eğitim gördüyünüz universiteye davet etmişler. Ama siz oyuncu olmakta kararlı olmuşsunuz.
– 1970 yıl Sanat Universitesinde profesör Rza Tehmasibin kursunda eğitim görmüşüm. Kursu bitirdiyim zaman öyretmenim öğretmen olarak çalışmamı önerdi, ama ben “oyunculuk benim aşkım” dedim. İlk “Arşın mal alan” (1945.yıl) filminin yönetmeni, Profesör Rza Tehmasibin tavsiyesiyle Genc Seyrciler Tiyatrosunda oyunculuğa başladım. Bilyormusunuz bana iş teklifleri çok olmuş. Ama şu fırsatları hiç bir zaman kullanmamışım. Mesela rus dilini mükemmel bildiyim için defalarca Sovyetlerin terkibinde olan cümhuriyetlere davet almışım. Mesela asgeri hizmetde olduğum Odessa şehrine, Moskovanın “Sovremennik” tiyatrosuna ve b. şehirlere davetler olmuş. Hatta 1993. yılda Türkiyenin Kırıkkale şehrine yönetmen-oyuncu- öyretmen olarak davet olundum, ama kabul etmedim.

– İş tekliflerini kabul etmediniz, hatta Azerbaycanın zor yıllarında bile kardeş ülkeden olan iş teklifini kabul etmediniz, Herhangi bir neden var mı hocam?
– Bilyormusunuz ben anamı çok severdim, hayatta olmasa bile yine ona çok bağlıyım. Vatanımı da çok severim, anam kadar severim. Zaten vatan ana, namus demek. Nasıl olur da vatanımda savaş çıkmış, ama ben kardeş ülke olsa bile iş teklifini deyerlendirerek yakınlarımı bırakıb giderim. Bunu nasıl yapmak olur ki?! İşte o zor günlerde herkes bırakıb gitseydi o zaman vatanı kim savunacaktı. Gerçi bazıları gitti, ama herkes kendine, benim düşündüyüm şu: vatan namus demek. Ama hep düşünüyorum eger Karabağ problemi çözülürse vede kısmet olursa o zaman iş tekliflerini deyerlendireceyim.

– Ana, vatan sevgisinden dolayı zor hayatı tercih ettiniz. Yıllar sonra pişmanlık hissi yaşadınızmı?
– Hayır. Ben karar verreken iyi düşünürüm vede kararlarıma saygı duyarım. Eger söz konusu ana, vatan sevgisiyse o zaman benim için akan sular durur. Doğru iş tekliflerinden dolayı hayatım deyişirdi, daha iyi hayat tarzını yaşaya bilirdim, zorluklardan kurtulurdum. Ama zaten ben ailemi helal olarak yaşata bilirim, TV-lerde, çalışıyorum, tiyatro, sinema var, tercümanlılk yapıyorum, dernekler yaratıyorum, yani geceli-gündüzlü çalışarak zorluklarla baş etmesini biliyorum.

– Böyle bir fikir var: sanat zorluklar içinde yaranınca sanat oluyor. Zorluklar içinde sanatın gelişmesi için çaba yapan bir oyuncu olarak nasıl düşünüyorsunuz Azerbaycan sanatının, kültürünün şuanda olan durumu nasıl?
– Şuanda Azerbaycan incesanatı değişme, araştırma sürecini yaşıyor. Yönetmen işinde, oyunculukta, yani incesanatta değişme süreci gediyor. Ben şu değişme sürecinden dolayı inanıyorum ki, Azerbaycan incesanatının istikbali çok parlak. Yarattığım derneklerde öğrencilerime bakarak, hatta incesanata gelen yeni nesle bakarak böyle düşünüyorum. Yeni nesil çok yetenekli. Aslında Azerbaycanda yaşayan insanların hepsi yetenekli. Böyle yeteneyi olan bir millet mahv olamaz.

– Sadece Azerbaycan deyil, tüm türk milleti çok yetenekli, belki bu yüzden düşmanlarımız çok…
– Tabii ki, bu yüzden. Sadece oyuncu gibi değil, bu milletin vatandaşı olarak diyorum ki biz kimseyle düşmanlık yapmıyoruz, bizimle düşmanlık yapanlarda bilsinler ki, bizleri mahvetmek imkansız…

– Röportajın yönünü yine oyunculuğunuzun üzerine kurmayı öneriyorum.
– Tabii ki…

– Oyuncu olarak tiyatroda, sinemada onlarca rollere imza attınız. Yaratıcılığınız takib edince hep bir makam dikkatimı çekiyor. Size göre rolün büyük- küçük olması o kadar önem taşımıyor.
– Çünkü bende oyuncu olarak diyapazon yok. Çocuklar için hazırlanan gösterilerde, aynı zamanda büyüklerimiz için hazırlanan gösterilerde farklı roller yaratmışım. Bir tek tiyatroda yüzden fazla roller yaratmışım. Tv-lerde, radyoda, binlerce proqramlarda olan roller hala ne kadar çok bir bilseniz…Rolün büyük küçük olması beni düşündürmüyor çünkü benim için önemli olan kendimi role nasıl kaptırmam, seyrcilere kahramanın iç dünyasını olduğu gibi açmam.

– Tabii ki 40 yıl az süre değil…Rollerinizin sayı yok..Ama her oyuncunun arzuladığı, ama bir türlü kısmet olmayan rolleri olmuş…ya sizde böyle bir arzu olmuş mu?
– Tabii ki, benim de arzuladığım, ama bir türlü kısmet olmayan roller olmuş. Mesela “Romeo ve Cülyetta”da Romeonu yaratmak istemişim. Bilyormusunuz ben Avrupa hayatını çok okurum, Avrupa yazarlarının, özellikle klasiklerinin hikayeleriyle ilgilenirim. Onlar romantikanı iyi yazıyor, ben de romantikim. Belki bu yüzden romantik roller hep dikkatimde. Ama artık benim yaşım Romeo için uygun değil.

– Ama her yaşın kendi rolü var. Bu yaşınızda hangi rollerde kendinizi görmek istersinzi?
– Şeksprin “Kral Lir” eserinde Kral Lir rolünü, aynı zamanda “Notre-Dame kilsəsi”ndə Квазимодо rolünü yaratmak isterim. Gerçi ismini çekdiyim rolleri çok ünlü oyuncular yaratmış, ama inanıyorum ki, ben de onlar kadar yapa bilirim.

– Kendini role kaptırma her oyuncuda farklı diyorlar. Siz kendinizi nasıl role kaptırırsınız?
– İlginc soru aslında. Tabii önce yazarın rolü nasıl görmesine bakıyorum, zaten yazar rolü yazınca onu nasıl gördüyünü anlatıyor, sonra yönetmenin fikirlerine bakıyorum, nede olsa yönetmen farklı fikirler söyleye bilir, daha sonra kendimi rolde nasıl görüyüorum onu provada takdim ediyorum vede böylece yeni bir rol hazır sayılır. Konuşulunca kolay görüne bilir, ama kolay değil. Bilyormusunuz rolün iç dünyası çok önemli, oyuncu rolün iç dünyasını incelemezse o zaman bir şey yapamaz.

– Siz kahramanlarınıza sadece oyuncu gibi değil, aynı zamanda şair-yazar olarakta bakıyorsunuz. Şiir yazdığınızı biliyorum, hatta şiirin sizin için büyük bir anlam taşıdığını da biliyorum.
– Şiir dünyası benim hayatımdır, dünyamdır. Hep düşünüyorum ki annem beni şiirle doğurmuş. Kendimi hiç bir zaman şair gibi görmedim, yani şair olarak bir iddiam yok, ama kendi acılarımı, çevremdeki insanların acılarını şiirle demesini iyi bilirim.

– Yazdığınız şiirlerden belli zaten. Şiir dünyasında hangi konu sizi daha çok düşündürüyor.
– Tabii ki Aşk konusunda yazıyorum. Ama yaş ilerledikce felsefi konular daha çok dikkatimde.

– Zaten Aşk büyük bir felsefe demek…
– Doğru, ama benim şu hayata felsefi bakışlarım var. Mesela ben bir şarkıya, müziğe dans eden kişinin ne kadar ruhlu-ruhsuz olduğunu hemen fark ediyorum.

– Nasıl fark ediyorsunuz?
– Eger müzik, şarkı keder üzerinde yazılmışsa, yani kederli bir hikayeni anlatıyorsa vede dans eden kişi de buna önem vermeden keyifle dans ediyorsa demek ki ruhu yok. Nasıl olur da dertli bir hikayeni anlatan şarkıya dansla keyif yapasın?!

– Ama ruhlu insan yapmaz…
– Asla yapmaz vede iyi ki ruhlu insanlar var, onlar var oldukca hayat bile var olacak…

ULDUZE QARAQIZI
ulduzqaraqizi@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları
21 Haziran 2013
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
9 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=