Lütfen bekleyin..
Ali Coşkun

Ali Coşkun

Çocuk köleliğini durdurun!

1 Mayıs 2014

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile mücadele günü son yıllarda giderek önem kazanmakla birlikte, Dünya’da sağlıksız koşullarda çocuk işçilerin istismarı devam ediyor. Çocuk işçi kavramı; yasalar ve geleneklere bağlı olarak belirlenmiş yaşın altında çalışan çocukları tarif ediyor. Tarih boyunca bütün Dünya’da değişik koşullarda ve alanlarda çocuk işçiler acımasızca çok kötü ortamlarda hiçbir güvence sağlanmadan çalıştırıldılar. Nitekim tekstil, madencilik, cam, döküm, sanayi gibi ağır ve sağlıksız sektörlerde başlayan çocuk işçi çalıştırılmasına karşı 1909 yıllarından beri ABD ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede 1 Mayıs İşçi Yürüyüşlerinde “Çocuk Köleliğini Durdurun” sloganları görülüyor.

Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki tarihi, sosyal ve teknolojik değişim sonucu işçi kavramının ve çocuk haklarının ortaya çıkması ile yasalar şekillenmiş ve bugünlere erişilmiştir. Günümüzde çocukların küçük yaşlarda ve sağlıksız koşullarda çalıştırılmaları insani sömürü olarak kabul ediliyor. Çocuk işçilerden genellikle emek yoğun üretim dallarında, işgücü maliyetinin düşürülmesi amacıyla kayıt dışı iş gücü olarak yararlanılıyor. Sosyal güvencelerden yoksun çalıştırılan çocuklar; zorunlu eğitim hakkından mahrum edildiği gibi, sağlık sorunlarının yanı sıra çoğu zaman ölümle sonuçlanan, ya da sakat kalınan iş kazalarıyla da karşılaşabiliyor.

1992 yılında “İLO” İnternational Labour Organization Uluslararası Çalışma Örgütü öncülüğünde “Dünya’da Çocuk İşçiliğinin sona erdirilmesi” konulu program Türkiye’nin de içinde bulunduğu altı ülke ile başlatıldı.

Aslında çocuk hakları sözleşmesinin birinci maddesine göre 18 yaşından küçükler, çocuk sayılmakta ise de acil eylem planı doğrultusunda ülkemizde 15 yaş altındaki çocukların çalıştırılmaları yasaklanmış durumda.

Çocuk işçi sayısının kontrolünde; evrensel okullaşma sürecinin başlaması sonucu eğitim en etkin unsur olarak karşımıza çıkıyor. Önce 8 yıllık zorunlu eğitim, sonra da daha önemli bir adım olan 4+4+4 yönlendirmeli eğitim uygulamaları, ailelerin bilinçlenmesi, gelir seviyelerinin yükselmesi ve alınan önlemlerle olumlu sonuçlar ortaya çıkıyor. Nitekim 1992 yılında yaklaşık yüzde 70’i ağır işlerde çalışan 1.700.000 civarında olan çocuk işçi sayısı günümüzde 1.000.000 seviyelerine gerilemiş görülüyor.
Çöplerden atık madde toplayan sokak çocukları, trafiğin yoğun olduğu caddelerde araç aralarında kağıt mendil, sakız, simit, su vb. ürünleri satan, aracın durması ile cam silmeye koşan, köylerde ailesine bağda, bahçede çalışarak yardım eden çocuk işçiler doğaldır ki bu rakamların dışında kalıyor. Bu gruptakilerin de elbette ayrı ayrı araştırılması gerekiyor.

Ülkemizde bölgesel gelir dağılımı dengesizliği, aşırı göç alan şehirleşmenin etkileriyle en yüksek çocuk işçi sayısı sırayla Diyarbakır, İstanbul, Adana, Mersin ve Gaziantep illerinde görülüyor. Ne yazık ki günümüzde Dünya’daki birçok ülke, rekabet gücünü ucuz çocuk işçiliği ile sağlıyor. Hindistan başta olmak üzere birçok ülkede milyonlarca kız, erkek çocuk kaçırılmakta, kaybolmakta bunlar ailelerinden uzak bölgelerde kiralanarak ya da satılarak köle gibi istismar ediliyor.

Dünyadaki gelir dağılım adaletsizliği başta olmak üzere sosyal, kültürel yetersizlik ve eğitim eksikliği, sorunun çözümünü engelliyor.

Ülkemize gelince; geriye dönüp baktığımızda siyasi olaylar dışında kalkınmamızın önündeki en büyük engelin eğitim politikalarımızdaki tutarsızlıklar olduğunu görürüz.

Ekonomik ve sosyal yapının en temel sorunu uygulanabilir eğitim düzeyinin eksikliğidir. Zira bugüne kadar eğitim sistemimiz, mesleksiz okumuşlar ordusu yetiştirmeye devam ediyor.
Halen mesleki ve teknik lise mezunlarının istihdamdaki oranları yüzde 15’lerin altında olup, ekonominin itici gücü olan sanayimizin gelişmesi için yetersizdir. Dönem dönem ihtiyaç duyulan vasıflı teknik eleman yetiştiren meslek okullarına ön yargılı toplum mühendisliği ve ideolojik baskılarla engeller koyulurken diğer taraftan sağlıklı koşullarda eğitilerek yetiştirilmeye çalışılan ve çocuk işçiliğini eğitimle kontrol altına alan çıraklık müessesesini de sağlıklı bir yapıya kavuşturamadık.
Mütevazi bir aile çocukluğu yaşamış simit, gazete satmış sonra orta öğretim döneminde çıraklık yapmış, elde ettiği iş ve mesleki tecrübeyi aile disiplini ve eğitimle bütünleştirerek mühendis, ekonomist olmuş özel sektöre ve devletimize birçok kademede hizmet verebilmiş biri olarak çocukların sağlıklı bir ortamda kabiliyetlerine göre meslek sahibi olarak yetiştirilmesinin önemine inanıyorum. Örneğin halk arasında da Kayserililerin çocuk yaşta ticaret öğrenmeleri sonucu büyük iş adamı olmaları takdirle karşılanıyor.

Yüksek öğretime gelince birçok alanda mezun olanlarla ilgili ihtiyaç fazlası yaşanırken, ihtiyaç duyulan meslek alanlarında da yetersizlik devam ediyor. Bu yılki Yüksek Öğrenime Geçiş (YGS) sınavlarına kısaca göz atacak olursak geçmişe nazaran fazla bir değişiklikle karşılaşmayız. Bu yıl 1 milyon 900 bin civarında aday sınava girmiş durumda. Yarısı bu dönem lise mezunu, geri kalanı şansını tekrar deneyen eski mezunlar. Görülen ne yazık ki, başarı değil başarısızlık tablosudur. 50.000 adayın kâğıdı değerlendirme dışı yanı sıfırdır. Mezunların yüzde 10’u iyice, yüzde 25’i idare edecek düzeyde orta, geri kalan yüzde 65’i ise oldukça düşük seviyede.

Bizim yaşımızda olanlar hatırlarlar; eskiden lise bitirme imtihanları vardı. Demek ki; YGS’ler bitirme imtihanı sayılsa gençlerin çoğu liseden mezun olamayacaklar. Bu sebepten olacak ki: devlet 16-18 yıl okutup bir kaç diploma verdiği vatandaşlarını memur olarak alacağı zaman bu diplomaları hiçe sayıp; Kamu Personeli Seçme Sınavını (KPSS) esas almakta. İşi ehline vermek için mülakatla işe uygun eleman seçmek yerine, yüksek KPSS puanlı adama iş veriliyor. Sonuç; verimsiz, hantal personel yapısı, bürokrasi ve bütçe açıkları. Aktif nüfusumuzun yüzde 10’u işsiz gözükürken diplomalı işsiz oranı yüzde 25-30 seviyelerinde.

Bir başka acı ise geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın yetişme ortamlarının çılgınca yozlaşması; ailede başlayan eğitim, okulla arkadaşlarla sürerken çocuklarımız çevrenin ağır etkisi altına girmesidir. Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kötü amaçlı internet kullanımı, reklamlarla beslenen çılgın moda tutkunluğu ile gençlerimiz; esir alınmakta, kültürümüze ve yaşantımıza yabancılaştırılmaktadır. Gençler, magazin kültürüne sürüklenilerek gösteriş, macera, savaş, çatışma ortamına özendiriliyor.
Sonuç olarak sorumluluk duyguları zayıflamış, meslek sahibi olmak yerine, kolay yolları seçen, girişimci ruhtan uzak, hatta gereksiz bulan bir nesil yetişiyor. Ne yazık ki; yakında yaşadığımız mahalli seçim ortamında gelişmiş ülkelerde yaşanan seçimlere göre siyasi parti liderleri başta birçok yöneticinin ve yaygın vatandaş gruplarının, basınımızın neleri tartıştığını bir kere daha üzülerek ortaya koyduk. Bu durumda geri kalmamızın nedenlerini araştırırken başka sebepler aramaya gerek var mı?

Sevgilerimle…

Mihenk Taşı
Ali Coşkun
58 ve 59 Hükümette Sanayi ve Ticaret Bakanı
İş Dünyası Vakfı Başkanı
coskun@turcomoney.com

Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=