– Turcomoney CEO Sohbetleri Toplantısı’nın Haziran ayındaki konuğu Türk Reasürans Genel Müdür Vekili Özgür Bülent Koç’tu… Turcomoney yazarlarının ve konukların sorularını yanıtlayan Koç, çok çarpıcı değerlendirmeler yaptı…
İşte Koç’un değerlendirmelerinde öne çıkan başlıklar…
– 9 ÜLKEDEKİ YAKLAŞIK 15 SİGORTA ŞİRKETİNE REASÜRANS TEMİNATI SAĞLIYORUZ
Türkiye sigorta sektörü istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Türk Reasürans olarak temel hedefimiz, sigorta şirketlerinin yurt dışından temin ettiği reasürans kapasitesinin mümkün olduğunca ülke içinde karşılanmasını sağlayarak prim çıkışını azaltmak ve yerli reasürans kapasitesini güçlendirmektir. Uzak Asya ve Orta Doğu başta olmak üzere 9 ülkedeki yaklaşık 15 sigorta şirketine reasürans teminatı sağlıyoruz.
– HİZMET İHRACATIMIZI DAHA DA BÜYÜTMEYİ HEDEFLİYORUZ
Yaklaşık 520 milyon avro seviyesindeki ciromuzun 13 milyon avroluk kısmı yurt dışı faaliyetlerimizden elde ettik. Önümüzdeki dönemde uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından not alarak uluslararası faaliyetlerimizi ve hizmet ihracatımızı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Hayat dışı sigortacılıkta yangın, mühendislik, mali sorumluluk, kasko, trafik ve sağlık gibi branşlarda reasürans teminatı sağlıyoruz.
– SİGORTA SEKTÖRÜNÜN DEPREM TEMİNATI YAKLAŞIK 50 TRİLYON TL SEVİYESİNDE
Türkiye’deki sigorta sektörünün deprem teminatı yaklaşık 50 trilyon TL seviyesinde. Bunun yaklaşık 20 trilyon TL’lik bölümü Marmara Bölgesi’nde, 11 trilyon TL’si ise İstanbul’da bulunuyor. Marmara Bölgesi; İstanbul’un yanı sıra Kocaeli, Bursa, Yalova, Sakarya ve Tekirdağ gibi yüksek sanayi yoğunluğuna sahip illeri kapsıyor. Ağır sanayimizin önemli bir bölümü de lojistik avantajlar nedeniyle bu bölgede konumlanıyor.
– DASK İLE DOĞAL AFETLERİ DE GÜVENCE KAPSAMINA ALMAYI HEDEFLİYORUZ
Türkiye genelinde DASK ile ilgili sigortalılık oranı ise yüzde 57 seviyesinde. Bazı bölgeler Türkiye ortalamasının altında seyrediyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, yeni konut üretimi ile elektrik ve su aboneliği gibi poliçe yaptırmayı tetikleyen işlemlerin sınırlı olması. Bu nedenle Zorunlu Afet Sigortası ile depremin yanı sıra sel, taşkın, fırtına ve orman yangını gibi diğer doğal afetleri de güvence kapsamına almayı hedefliyoruz.
– DASK’TA YENİLEME SORUNUNU ÇÖZMEMİZ LAZIM
Hedefimiz, vatandaşların poliçelerini kesintisiz şekilde yenileyebilmesini sağlamak ve deprem sonrası hak sahiplerine tazminatlarını ödemek. Türkiye’de 32 milyon konutun yaklaşık 25 milyonunda bugüne kadar en az bir kez DASK poliçesi düzenlenmiş ancak bunların önemli bir bölümünde poliçeler yenilenmemiş durumda. Yenileme sorununu çözebilirsek, önümüzdeki beş yıl içinde sigortalılık oranını yüzde 90-95 seviyelerine çıkarabileceğimize inanıyoruz.
– SEKTÖRÜN TOPLAM ÖZ KAYNAĞI YAKLAŞIK 2,5-3 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNDE
Türkiye’de sektörde 70’in üzerinde sigorta şirketi faaliyet gösteriyor. mevcut. Bizim dışımızda ise 2 tane daha reasürans şirketi var. Biz reasürans sistemiyle sigorta şirketlere kapasite sağlıyoruz. Olası büyük bir hasar durumunda, şirketlerin en önemli güvencesi reasürans koruması oluyor. Sektörün toplam öz kaynağı yaklaşık 2,5-3 milyar dolar seviyesinde. Reasürans sistemiyle sağlanan teminat yaklaşık 20 milyar dolar düzeyinde. Yani sigorta sektörüne, çok daha büyük bir teminat kapasitesi sunuyoruz.
– TÜRK REASÜRANS’IN KURULMUŞ OLMASI, ÖNEMLİ VE STRATEJİK BİR ADIMDIR
Yakın dönemde Dubai, önemli bir sigorta ve reasürans merkezi haline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, yüksek ülke kredi notu sayesinde uluslararası sermayeyi çekebilmesi. Bizim en büyük dezavantajımız ise, ülke notumuz nedeniyle yabancı sermayeyi arzu ettiğimiz ölçüde çekemememiz. Buna rağmen son altı yılda, yurt dışına giden reasürans primlerinin Türkiye’de kalmasını sağlamak amacıyla Türk Reasürans’ın kurulmuş olması son derece önemli ve stratejik bir adımdır.
– PAZAR PAYIMIZ YÜZDE 63 SEVİYESİNDE
Türk Reasürans, öz kaynakları doğrultusunda kuruluş amacına büyük ölçüde ulaştı. Yurt içi reasürans pazarındaki payımız bugün yaklaşık yüzde 63 seviyesinde. Sermayemiz büyüdükçe üstlenebileceğimiz risk de artacak, böylece yurt dışına giden primlerin daha büyük bölümünü Türkiye’de tutabileceğiz. Bu da zaman içinde gerçekleşecek bir süreç. Önümüzdeki dönemde hayata geçirmek istediğimiz önemli projelerimizin başında Orta Vadeli Program’da da yer alan Zorunlu Afet Sigortası’na geçiş geliyor.
– YENİ BİR SİGORTA ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ
Özel Riskler Yönetim Merkezi bünyesinde kurulması planlanan yeni sigorta üzerinde çalışıyoruz. İşveren Mali Mesuliyet Sigortası ise ülkemizde yeterince yaygın olmayan, ancak son derece önemli bir branş. Bir iş kazasında hayatını kaybeden bir çalışan için ortaya çıkabilecek tazminat tutarı 8-10 milyon TL seviyesine ulaşabiliyor. Bu büyüklükte bir yükü birçok işverenin tek başına karşılaması kolay değil. Oysa bu risk, oldukça düşük primlerle teminat altına alınabiliyor.
– YÜZ MİLYAR DOLARLIK KÜRESEL PAZARDAN PAY ALMAK
Asıl büyüme alanımız ise yurt dışı pazarlar olacak. Uluslararası bir kredi derecelendirme notu aldıktan sonra küresel reasürans pazarından daha fazla pay almayı hedefliyoruz. Bu, yüz milyarlarca dolarlık bir pazar. Bu pazardan yüzde 1 pay almamız bile Türkiye’ye yaklaşık 1 milyar dolarlık işlem hacmi ve önemli bir prim geliri kazandıracaktır. En önemli gelişim alanımız da bu olacak.
– SAĞLIK RİSKLERİ ARTTIĞI İÇİN PRİMLER DE YÜKSELİYOR
Bugünkü sistemde yaş ilerledikçe sağlık riskleri arttığı için primler de önemli ölçüde yükseliyor. Bunun sonucunda bazı kişiler poliçelerini sürdüremiyor ve sağlık hizmeti yükü kamuya yöneliyor. Hastanelerde sağlık hizmeti maliyetleri de son yıllarda önemli ölçüde yükseldi ve bu durum doğal olarak sigorta primlerine yansıyor. Sigorta şirketleri açısından bakıldığında ise amaç, riski sürdürülebilir şekilde yönetebilmek.
– BİZİM ÖNERİMİZ İLERİ YAŞLARDA OLUŞAN EK RİSKLERİN BU HAVUZDAN KARŞILANMASI
Bizim önerimiz, yaş gruplarına göre belirli bir primin merkezi bir havuzda biriktirilmesi ve ileri yaşlarda oluşan ek risklerin bu havuzdan karşılanması. Böylece hem sigorta şirketlerinin üzerindeki risk dengelenir hem de vatandaşların sağlık sigortasına erişimi daha sürdürülebilir hale gelir. Ayrıca tek bir havuz yapısı, sağlık hizmeti sunucularıyla yapılacak fiyatlandırma ve anlaşma süreçlerinde de önemli avantajlar sağlayabilir. Üzerinde çalıştığımız projelerden biri de bu modeldir.
– MİSYONUMUZ YURT DIŞINA GİDEN REASÜRANS PRİMLERİNİ YURT İÇİNDE TUTMAK
Şirket olarak misyonumuz yurt dışına giden reasürans primlerini yurt içinde tutarak, ülkemiz ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunmak. Buna paralel şekilde yurt dışına aktarılan reasürans primlerini kademeli olarak yüzde 50 seviyesine indirdik. Hedefimiz ise bu oranı yaklaşık yüzde 35 seviyesine çekmek. Böylece yurt dışına çıkan kaşnaklarımızı ülkemizde tutmuş olacağız.
HAYREDDİN TURAN
Turcomoney CEO Sohbetleri Toplantısı’nın Haziran ayı konuğu Türk Reasürans Genel Müdürü Özgür Bülent Koç oldu. Samimi bir atmosferde gerçekleştirilen buluşmada Koç, Türkiye’deki ve dünyadaki sigortacılık ile reasürans sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Türk Reasürans’ın faaliyetleri, doğal afetlerin finansmanı, sağlık sigortaları ve sektörün geleceğine yönelik önemli mesajlar verdi.

Turcomoney Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç’ın moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıda yazarlar ve konuklar sordu, Koç yanıtladı…
DR. KAZIM KILINÇ: Turcomoney’nin değerli yazarları, değerli dostlarım; bu ayki konuğumuz Türk Reasürans Genel Müdürü Sayın Özgür Bülent Koç. Katılımı için Özgür Bey’e teşekkür ediyoruz. Bugün sigortacılık sektörünü, reasürans sistemini ve Türk Reasürans’ı konuşacağız. Önce Özgür Bey’den reasürans sistemi ve Türk Reasürans’a ilişkin değerlendirmelerini alalım. Ardından değerli yazarlarımızın ve konuklarımızın sorularına geçeceğiz. Buyurun Özgür Bey…
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Reasürans kavramını kısaca “sigortanın sigortası” olarak tanımlayabiliriz. Bizler, sigorta şirketlerine teminat sağlayan kuruluşlarız. Reasürans, kelime anlamı itibarıyla “yeniden sigorta” anlamına gelir.
Türk Reasürans, 2019 yılında yüzde 100 Hazine ve Maliye Bakanlığı sermayesiyle kuruldu. Bünyemizde Türk Katılım Reasürans’ın yanı sıra deprem ve sel modellemeleri yapan T-Rupt Teknoloji şirketimiz bulunuyor.
Şirketimizin iki önemli işleticilik görevi var. Bunlardan ilki ve en önemlisi, altı yıldır yürüttüğümüz ve hizmet süresi beş yıl daha uzatılan Zorunlu Deprem Sigortası’na ilişkin DASK teknik işleticiliği. İkincisi ise Özel Riskler Yönetim Merkezi bünyesinde, piyasada teminat bulunamayan ya da teminata erişimi sınırlı olan risklerin havuz sistemiyle sigortalanmasıdır. Örneğin uluslararası yaptırımlar nedeniyle sigortalanmasında güçlük yaşanan bazı riskler veya tahıl koridorundaki gemilere ilişkin reasürans teminatları bu yapı üzerinden sağlanabiliyor.
Bunun dışında TARSİM’in reasürans süreçlerinde de rol alıyoruz. 10 milyar TL öz kaynağımızla, hem Türk Reasürans hem de DASK için yurt dışından yaklaşık 3 milyar euro seviyesinde reasürans kapasitesi kullanıyoruz. Temel faaliyetimiz, Türkiye’deki sigorta şirketlerine reasürans teminatı sağlamaktır.
Milli Reasürans ise Atatürk döneminde kurulmuş, bugün İş Bankası iştiraki olarak faaliyetlerini sürdüren köklü bir kuruluş. Türk Reasürans olarak biz de sektörde Milli Reasürans ile birlikte önemli bir kapasite sağlayıcı konumundayız.
TÜRKİYE’Yİ BÖLGESEL REASÜRANS MERKEZİ HALİNE GETİRMEK İSTİYORUZ
Türkiye sigorta sektörü istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Türk Reasürans olarak temel hedefimiz, sigorta şirketlerinin yurt dışından temin ettiği reasürans kapasitesinin mümkün olduğunca ülke içinde karşılanmasını sağlayarak prim çıkışını azaltmak ve yerli reasürans kapasitesini güçlendirmektir. Bunun yanı sıra hizmet ihracatımızı artırmayı da hedefliyoruz. Hâlihazırda Uzak Asya ve Orta Doğu başta olmak üzere 9 ülkedeki yaklaşık 15 sigorta şirketine reasürans teminatı sağlıyoruz. Yaklaşık 520 milyon avro seviyesindeki ciromuzun 13 milyon avroluk kısmı yurt dışı faaliyetlerimizden elde edilmektedir. Önümüzdeki dönemde uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından not alarak uluslararası faaliyetlerimizi ve hizmet ihracatımızı daha da büyütmeyi hedefliyoruz.
Hayat dışı sigortacılıkta yangın, mühendislik, mali sorumluluk, kasko, trafik ve sağlık gibi branşlarda reasürans teminatı sağlıyoruz. Reasürans ihtiyacının en yoğun olduğu alanlar ise yangın, mühendislik ve tarım sigortaları. Trafik ve kasko branşlarında riskler daha yaygın ve görece düşük tutarlı olduğu için sigorta şirketleri bu risklerin önemli bölümünü kendi bünyelerinde yönetebiliyor. Ancak deprem gibi büyük afet risklerinde tek bir sigorta şirketinin tüm yükü üstlenmesi mümkün değil. Bu nedenle riskler hem Türk Reasürans hem de uluslararası reasürans piyasalarıyla paylaşılıyor.
DASK sistemi de bunun en somut örneklerinden biri. Sistem yıllar içinde oluşturduğu mali yapı ve reasürans programı sayesinde Kahramanmaraş depremlerinde büyük ölçekli hasar ödemelerini başarıyla gerçekleştirdi. Sigorta ve reasüransın temel amacı da budur; yıllarca oluşturulan finansal kapasite, büyük bir afet yaşandığında devreye girerek ekonomik hayatın yeniden normale dönmesine katkı sağlar.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK RİSKİ ‘OLASI MARMARA DEPREMİ’
DR. KAZIM KILINÇ: Reasüransın geçmişi 1850’li yıllara kadar uzanıyor.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Evet, sigortacılığın da ülkemizde yüz yılı aşkın bir geçmişi var. Bizim işimiz riskleri doğru analiz etmek ve bu risklere karşı hazırlık yapmak. Bu çerçevede Türkiye’nin ve sigorta sektörünün karşı karşıya olduğu en büyük risk olası Marmara depremidir. Yıllardır yürüttüğümüz çalışmaların önemli bir bölümü de bu olası senaryoya hazırlık amacı taşıyor. Kamu kurumlarından sigorta sektörüne, sanayicilerden esnafa, vatandaşlara kadar herkesin bu gerçeği dikkate alarak hareket etmesi gerekiyor.
Türkiye’deki sigorta sektörünün deprem teminatı yaklaşık 50 trilyon TL seviyesinde. Bunun yaklaşık 20 trilyon TL’lik bölümü Marmara Bölgesi’nde, 11 trilyon TL’si ise İstanbul’da bulunuyor. Marmara Bölgesi; İstanbul’un yanı sıra Kocaeli, Bursa, Yalova, Sakarya ve Tekirdağ gibi yüksek sanayi yoğunluğuna sahip illeri kapsıyor. Ağır sanayimizin önemli bir bölümü de lojistik avantajlar nedeniyle bu bölgede konumlanıyor. Son yıllarda farklı bölgelerde organize sanayi alanlarının geliştirilmesine ve yatırımların Anadolu’ya yayılmasına yönelik önemli teşvikler uygulanıyor. Ancak bu dönüşümün kısa sürede gerçekleşmesi kolay değil.
DASK’TA SİGORTALANMA ORANI YÜZDE 57 BANDINDA
DR. KAZIM KILINÇ: Bu durum sizin açınızdan da çok büyük bir risk oluşturmuyor mu?
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Elbette oluşturuyor. Bütün çabamız bu riski doğru yönetebilmek. Marmara Bölgesi’nde yeni sanayi yatırımlarının dikkatle planlanması gerektiğini düşünüyorum. Riski yüzde 100 oranında sigortalamış olsak bile, olası büyük bir depremde lojistik zincirinde yaşanacak kırılmaların oluşturacağı etkiyi yönetmek son derece güç olacaktır.
DASK kapsamında konutlar için Zorunlu Deprem Sigortası sunuluyor. Türkiye genelinde sigortalılık oranı ise yüzde 57 seviyesinde. Bazı bölgeler Türkiye ortalamasının altında seyrediyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, yeni konut üretimi ile elektrik ve su aboneliği gibi poliçe yaptırmayı tetikleyen işlemlerin sınırlı olması. Bu nedenle Zorunlu Afet Sigortası ile depremin yanı sıra sel, taşkın, fırtına ve orman yangını gibi diğer doğal afetleri de güvence kapsamına almayı hedefliyoruz. Bu konuda hazırlanan kanun taslağının yasama sürecine alınmasını bekliyoruz. Diğer taraftan poliçelerin sürekliliğini sağlayacak otomatik yenileme sistemi üzerinde de çalışıyoruz. Elektrik, su, doğal gaz ve internet abonelik süreçleriyle entegre işlemesi planlanan bu model sayesinde, sigortalılık oranının artırılmasını ve poliçelerin kesintisiz şekilde yenilenmesini amaçlıyoruz.
AHMET KACAR: Yani otomatik yenileme geldiğinde, sisteme hiç girmemiş olanlar da sisteme dahil olacak.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Belirlenen kontrol noktaları sayesinde bir şekilde sisteme girmiş olacaklar. Hedefimiz, vatandaşların poliçelerini kesintisiz şekilde yenileyebilmesini sağlamak ve deprem sonrası hak sahiplerine tazminatlarını ödemek. Türkiye’de 32 milyon konutun yaklaşık 25 milyonunda bugüne kadar en az bir kez DASK poliçesi düzenlenmiş ancak bunların önemli bir bölümünde poliçeler yenilenmemiş durumda. Yenileme sorununu çözebilirsek, önümüzdeki beş yıl içinde sigortalılık oranını yüzde 90-95 seviyelerine çıkarabileceğimize inanıyoruz. Bugün Türkiye’de ortalama prim seviyesi 2.250 TL civarında. Zorunlu Afet Sigortası’nın devreye alınmasıyla bu seviyelerde artış bekliyoruz ama primler yine erişilebilir seviyelerde olacak. Bir poliçe sahibi bu artışla konutunu sadece deprem karşı değil, diğer doğal afetlere karşı da sigortalı olmuş olacak.
Dünya genelinde yaşlanan nüfusuna bağlı olarak ortaya çıkan sağlık ve emeklilik yükü, iklim değişikliği ve ani jeopolitik riskler sigorta sektörünün en çok konuştuğu başlıklar arasında yer alıyor. İklim değişikliğiyle birlikte orman yangınları daha büyük bir tehdit haline geldi. Kaliforniya’da yaşanan bir yangın yaklaşık 45 milyar dolarlık sigortalı hasara yol açtı.
Bunlar dışında yeni dönemin en dikkat çekici konularından biri de veri merkezleri. Meta’nın bir veri merkezinin sigorta bedeli 25 milyar dolar seviyesinde. Bu tutar, Türk sigorta sektörünün yurt dışından aldığı toplam deprem korumasından daha yüksek. Yapay zeka ise hem beraberinde getirdiği riskler hem de istihdama etkisiyle yakından takip ettiğimiz bir diğer alan. Türkiye’ye dönecek olursak sektörde 70’in üzerinde sigorta şirketi mevcut. Bizim dışımızda ise 2 tane daha reasürans şirketi var. Biz reasürans sistemiyle sigorta şirketlere kapasite sağlıyoruz. Olası büyük bir hasar durumunda, şirketlerin sermayelerinin yanında en önemli güvence reasürans koruması oluyor. Sektörün toplam öz kaynağı yaklaşık 2,5-3 milyar dolar seviyesindeyken, reasürans sistemiyle sağlanan teminat yaklaşık 20 milyar dolar düzeyinde. Yani sigorta sektörüne, kendi sermayedarlarının sağladığından çok daha büyük bir teminat kapasitesi sunuyoruz.

DR. KAZIM KILINÇ: Arada kısa değerlendirmeler ve sorular oldu. Şimdi yazarlarımızın sorularına geçelim. Türkiye’de sigortacılık denince akla gelen ilk isimlerden Sayın Alaattin Büyükkaya’dan değerlendirmelerini ve sorusunu alalım.
DR. ALAATTİN BÜYÜKKAYA: Öncelikle Özgür Bey’e teşekkür ediyorum. Sigortacılık sistemini çok anlaşılır şekilde özetledi.
Türkiye son yıllarda özellikle hayat ve emeklilik sigortalarında önemli bir büyüme kaydetti. Oluşan fonlar, ülke ekonomisi açısından önemli bir kaynak haline geldi. Bu fonlar büyüdükçe ekonomiye sağlayacağı katkının da artacağını düşünüyorum. Elementer sigorta branşlarında da önemli bir gelişim yaşanıyor. Türk Reasürans’ın kurulmasını bu açıdan son derece önemli bir adım olarak görüyorum. Bununla birlikte Türkiye’nin milli reasürans kapasitesinin daha da güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Türk Devletleri, Balkanlar ve Afrika, tarihsel ve ekonomik bağlarımızın güçlü olduğu bölgeler. Bu coğrafyalara yönelik reasürans ve sigorta kapasitesinin oluşturulması büyük önem taşıyor. Bunun yeni şirketler ya da uluslararası ortaklıklar yoluyla geliştirilmesi mümkün olabilir.
Diğer taraftan İngiltere’nin sigortacılık alanındaki başarısı önemli bir örnek oluşturuyor. Londra, risk üstlenmenin yanı sıra sigorta aracılığı faaliyetlerinden de çok önemli gelir elde ediyor. Türkiye’nin de İstanbul Finans Merkezi bünyesinde uluslararası ölçekte faaliyet gösterecek bir sigorta sendikasyonu oluşturması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için gerekli insan kaynağına ve bilgi birikimine sahip olduğumuza inanıyorum. Bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek isterim.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Keşke bu adımlar 20-30 yıl önce atılmış olsaydı. Uluslararası ölçekte bir sigorta sendikasyonu oluşturabilmek için güçlü bir merkezî organizasyona ihtiyaç var. İstanbul Finans Merkezi, sahip olduğu altyapı, hukuki düzenlemeler ve teşvik mekanizmalarıyla uluslararası reasürans brokerları için önemli bir merkez olma potansiyeline sahip.
DR. ALAATTİN BÜYÜKKAYA: Sigorta pazarının oluşması gereken yer de burasıdır.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Bu görüşe katılıyorum. Ancak bugüne kadar karar vericilerin önceliği daha çok bankacılık sektörü oldu. Oysa gerekli insan kaynağına ve hukuki altyapıya sahibiz. Bu vizyonu sahiplenip hayata geçirecek güçlü bir iradeye ihtiyaç var.
Yakın dönemde Dubai’nin önemli bir sigorta ve reasürans merkezi haline geldiğini görüyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri, yüksek ülke kredi notu sayesinde uluslararası sermayeyi çekebilmesi. Bizim en büyük dezavantajımız ise ülke notumuz nedeniyle yabancı sermayeyi arzu ettiğimiz ölçüde çekemememiz. Buna rağmen son altı yılda, yurt dışına giden reasürans primlerinin Türkiye’de kalmasını sağlamak amacıyla Türk Reasürans’ın kurulmuş olması son derece önemli ve stratejik bir adımdır.
DR. KAZIM KILINÇ: Orta Asya, Balkanlar ve Afrika pazarlarına bir açılımınız var mı?
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Uygun bir iş birliği mekanizması oluşturularak bu bölgeler ortak bir yapı altında koordine edilebilir. Geçmişte Afrika ve Asya Sigorta ve Reasürans Şirketleri Havuzu (FAIR Pool) bu amaçla faaliyet gösteriyordu ve yönetimi Milli Reasürans tarafından yürütülüyordu. Daha sonra havuzun yönetimi Mısır’a geçti.
DR. ALAATTİN BÜYÜKKAYA: FAIR Pool’un kuruluşunda İngilizlerin etkisi vardı. Amaç, bölgedeki prim üretimini Londra merkezli sisteme yönlendirmekti.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Buna rağmen model, bölge ülkeleri arasında risk paylaşımı açısından işlevsel bir yapı sunuyordu.
DR. ALAATTİN BÜYÜKKAYA: Milli çıkarlarımız doğrultusunda kendi sigorta ve reasürans pazarımızı oluşturmalıyız. Türkiye bunun için gerekli potansiyele sahip. Reyting konusuna gelince; dünyadaki mevcut sistemlere mahkûm olmamak gerekiyor. Reyting kuruluşlarına bağlı kalmadan, bölgedeki sermayeyi bir araya getirerek bu yapının temellerini oluşturabiliriz.
Afrika açılımı gündeme geldiğinde “Orada ne işimiz var?” diyenler olmuştu. Bugün ise Türkiye, Afrika’da en önemli oyunculardan biri haline geldi. Yeter ki doğru hedefi belirleyelim ve bu doğrultuda kararlılıkla ilerleyelim. Yol açıldığında, devamı mutlaka gelecektir.
6 YILDA 80 MİLYON DOLARDAN 250 MİLYON DOLARLIK DEĞERE ULAŞTIK
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Haklısınız; ancak sermaye konusunda eksikliklerimiz var. Bizim 80 milyon dolarla kurduğumuz şirket, altı yılda 250 milyon dolarlık değere ulaştı. Suudi Arabistan’da kurulan bir şirket ise 2 milyar dolarlık sermayeyle faaliyete başlıyor. Ölçek farkı ciddi. Bu handikapları ancak çalışarak aşabiliriz.
DR. KAZIM KILINÇ: Şimdi de değerli yazarımız Gürdoğan Yurtsever’in sorusunu alalım. Gürdoğan Bey, bankacılık sektörünün ardından bir dönem sigortacılık alanında da görev yaptı. Buyurun Gürdoğan Bey…
GÜRDOĞAN YURTSEVER: Yaklaşık 30 yıllık iş hayatımda sigortacılık sektöründe de görev yaptım. Sigortacılık kadar insanların hayatına, mal varlığına ve sağlığına doğrudan dokunan başka bir sektör görmedim. Bu alanın çok büyük bir potansiyel taşıdığına inanıyorum. Üstelik reasürans sistemi sayesinde üstlenilen riskleri uluslararası piyasalara yayma imkânına da sahibiz. Böylesine güçlü bir yapıya rağmen, bu potansiyeli neden daha etkin kullanamıyoruz?
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Türkiye’de sigorta penetrasyonu uzun yıllar yüzde 1-1,5 seviyelerinde seyretti. Kahramanmaraş depremlerinin ardından bu oran yüzde 2,5 seviyesine çıktı. Ancak bu artışın önemli bölümü fiyat artışlarından kaynaklandı. Avrupa’da sigorta penetrasyonunun yüksek görünmesinin temel nedeni emeklilik ve zorunlu sağlık sigortalarıdır. Bu branşlar çıkarıldığında aradaki fark önemli ölçüde azalıyor.
Bizdeki temel sorun ise vatandaşın sigortaya ayırabileceği yeterli gelirinin bulunmaması. Avrupa’da sigorta ekonomik sistemin doğal bir parçası. Örneğin ev sahibi kiracısından sorumluluk sigortası talep ediyor, belediyeler komşulara verilebilecek zararlar için sigorta güvencesi arıyor. Yani ekonomik sistem, tarafları sigorta yaptırmaya yönlendiriyor.
Bir diğer önemli sorunumuz ise mevzuatın oldukça karmaşık olması. Bu alanda sadeleşmeye ihtiyacımız var. Ayrıca sorumluluk sigortalarında gelişmemiz gereken önemli bir alan bulunuyor. Trafik sigortalarında belirli bir seviyeye ulaştık ancak hayat sigortalarında hâlâ istenilen noktada değiliz. Türkiye’de hayat sigortası büyük ölçüde banka kredilerine bağlı olarak yaptırılan poliçelerden oluşuyor. Oysa dünyada hayat sigortası en fazla suiistimale açık branşlardan biri olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise henüz bu ölçekte bir sahtekârlık vakasıyla karşılaşmadık.
GÜRDOĞAN YURTSEVER: Türk Reasürans olarak reasürans kapasitesi açısından hedeflediğiniz noktada mısınız? Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?
YENİ BÜYÜME ALANIMIZ ULUSLARARASI PAZARLAR
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Türk Reasürans, öz kaynakları doğrultusunda kuruluş amacına büyük ölçüde ulaştı. Yurt içi reasürans pazarındaki payımız bugün yaklaşık yüzde 63 seviyesinde. Geldiğimiz nokta kötü değil. Ancak sermayemiz büyüdükçe üstlenebileceğimiz risk de artacak, böylece yurt dışına giden primlerin daha büyük bölümünü Türkiye’de tutabileceğiz. Bu da zaman içinde gerçekleşecek bir süreç.
Önümüzdeki dönemde hayata geçirmek istediğimiz önemli projelerimiz var. Bunların başında Orta Vadeli Program’da da yer alan Zorunlu Afet Sigortası’na geçiş geliyor. Bunun dışında Özel Riskler Yönetim Merkezi bünyesinde kurulması planlanan yeni sigorta üzerinde çalışıyoruz. İşveren Mali Mesuliyet Sigortası ise ülkemizde yeterince yaygın olmayan, ancak son derece önemli bir branş. Bir iş kazasında hayatını kaybeden bir çalışan için ortaya çıkabilecek tazminat tutarı 8-10 milyon TL seviyesine ulaşabiliyor. Bu büyüklükte bir yükü birçok işverenin tek başına karşılaması kolay değil. Oysa bu risk, oldukça düşük primlerle teminat altına alınabiliyor.
Asıl büyüme alanımız ise yurt dışı pazarlar olacak. Uluslararası bir kredi derecelendirme notu aldıktan sonra küresel reasürans pazarından daha fazla pay almayı hedefliyoruz. Bu, yüz milyarlarca dolarlık bir pazar. Bu pazardan yüzde 1 pay almamız bile Türkiye’ye yaklaşık 1 milyar dolarlık işlem hacmi ve önemli bir prim geliri kazandıracaktır. En önemli gelişim alanımız da bu olacak.
DR. KAZIM KILINÇ: Değerli yazarımız Zuhal Mansfield’den bir soru alalım.
ZUHAL MANSFIELD: Bireysel sağlık sigortalarında yaş ilerledikçe primler ciddi şekilde artıyor. Sigorta şirketini değiştirmek istediğimizde ise çok daha yüksek primlerle karşılaşıyoruz. Bu nedenle mevcut poliçeye bağlı kalmak zorunda hissediyoruz.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Aslında bunun bir çözümü var. Ancak bu, uzun vadeli ve devlet desteği gerektiren yapısal bir model. Emeklilik sistemine benzer şekilde merkezi bir risk havuzu oluşturulması gerekiyor. Genç yaşlarda ödenen sağlık sigortası primlerinin belirli bir bölümü bu havuzda biriktirilir; kişi yaşlandığında ise bu kaynak, artan sağlık risklerinin finansmanında kullanılır.
Bugünkü sistemde yaş ilerledikçe sağlık riskleri arttığı için primler de önemli ölçüde yükseliyor. Bunun sonucunda bazı kişiler poliçelerini sürdüremiyor ve sağlık hizmeti yükü kamuya yöneliyor. Bu nedenle sağlık sistemindeki maliyet artışlarını yalnızca sigorta şirketleri üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Hastanelerde sağlık hizmeti maliyetleri de son yıllarda önemli ölçüde yükseldi ve bu durum doğal olarak sigorta primlerine yansıyor.
Sigorta şirketleri açısından bakıldığında ise amaç, riski sürdürülebilir şekilde yönetebilmek. Bu nedenle yaş ilerledikçe artan risklerin yalnızca şirketlerin üzerinde bırakılması yerine, merkezi bir havuz tarafından desteklenmesi daha sağlıklı bir model oluşturacaktır.
Bu yönde çeşitli düzenlemeler hayata geçiriliyor. Ancak mevcut sistemde vatandaş çoğu zaman aynı sigorta şirketiyle devam etmek durumunda kalıyor. Prim artışları da belirli bir seviyenin üzerine çıkabildiği için poliçelerin sürdürülebilirliği zorlaşıyor.
ZUHAL MANSFIELD: Neredeyse bir otomobil parası kadar prim ödüyoruz.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Haklısınız. Ödeyebilenler poliçelerini sürdürüyor, ödeyemeyenler ise sistemin dışında kalıyor. Bizim önerimiz, yaş gruplarına göre belirli bir primin merkezi bir havuzda biriktirilmesi ve ileri yaşlarda oluşan ek risklerin bu havuzdan karşılanması. Böylece hem sigorta şirketlerinin üzerindeki risk dengelenir hem de vatandaşların sağlık sigortasına erişimi daha sürdürülebilir hale gelir. Ayrıca tek bir havuz yapısı, sağlık hizmeti sunucularıyla yapılacak fiyatlandırma ve anlaşma süreçlerinde de önemli avantajlar sağlayabilir. Üzerinde çalıştığımız projelerden biri de bu modeldir.
KORUYUCU HEKİMLİĞİN GÜÇLENDİRİLMESİ LAZIM
DR. KAZIM KILINÇ: Aramızda değerli bilim insanı, gastroenterolog Prof. Dr. Levent Erdem hocamız var. Levent Hocam, siz sağlık sektörünün içindesiniz. Değerlendirmelerinizi alalım…
PROF. DR. LEVENT ERDEM: Yıllardır takip ettiğimiz ciddi karaciğer hastalarının, yüksek sigorta primleri nedeniyle poliçelerini yenileyemediği ve sağlık güvencelerini kaybettiği örneklerle karşılaşıyoruz. 2017 yılında başkanlığını yürüttüğüm ve Türkiye’de ödül alan çalışmada, kalın bağırsak kanseri tarama yaşının 45’e indirilmesi gerektiğini ortaya koyduk. Son yıllarda kolon kanseri ve öncül lezyonlarının en hızlı arttığı yaş grubu 20-29 yaş aralığı. Bu nedenle tarama yaşının aşağı çekilmesi büyük önem taşıyor.
Koruyucu hekimliğin güçlendirilmesi lazım. Aksi takdirde hem sağlık sistemi üzerindeki yük hem de maliyetler artacaktır. Sigorta sistemi de bundan olumsuz etkileniyor. Bazı uygulamaların suistimal edilmesi, primlerin yükselmesine yol açıyor; yükselen primler nedeniyle sigortalılar poliçelerini sürdüremiyor ve sonuçta kaybeden hem vatandaş hem de sağlık sistemi oluyor. Bu nedenle konuya uzun vadeli bakmak ve koruyucu sağlık politikalarını güçlendirmek gerekiyor.
SİGORTA SEKTÖRÜNDE YERLİLEŞME EĞİLİMİ GÜÇLENİYOR
DR. KAZIM KILINÇ: Şimdi değerli yazarımız Sudi Aydemir’in değerlendirmesini alalım.
SUDİ AYDEMİR: Sermaye piyasalarında finansal okuryazarlığın geliştirilmesini sürekli gündeme getiriyoruz. Buradaki temel amaç, toplumun tasarruf yapma kapasitesini artırmak. Bunun da çocukluk çağından başlayarak topluma kazandırılması gerekiyor. Tasarruf bilinci gibi sigorta okuryazarlığının da erken yaşlarda oluşturulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de 1990’lı yıllarda Türkiye’de çok sayıda yerli sermayeli sigorta şirketi vardı. Ancak 2000’li yıllarda bunların önemli bir bölümü yabancı sermayenin kontrolüne geçti.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Sonraki yıllarda sektörde yeniden yerlileşme eğilimi başladı. 2002-2015 yılları arasında Avrupa ve ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerden önemli ölçüde sermaye girişi yaşandı ve birçok yerli sigorta şirketi yabancı yatırımcılar tarafından satın alındı. Ancak sonraki dönemde bu yatırımcıların önemli bir bölümü Türkiye pazarından çekildi. Kimi faaliyetlerini sonlandırdı, kimi şirketini devretti, kimi ise birleşme yoluna gitti. Bir dönem sigortacılık sektöründe yabancı sermayenin payı yüzde 70-80 seviyelerine kadar çıkmıştı. Bugün ise bu oran yaklaşık yüzde 50 seviyesinde bulunuyor.
DR. KAZIM KILINÇ: Şimdi gazeteci dostumuz Ahmet Coşkun Aydın’ın bir sorusu var…
AHMET COŞKUN AYDIN: DASK poliçeleri kapsamında tahsil edilen primler nasıl yönetiliyor? Uluslararası krizler sigorta sektörünü de etkiliyor mu? Silikon Vadisi’ndeki bir binanın 25 milyar dolar teminatla sigortalandığını söylediniz. Burada tam olarak ne sigortalanıyor? Diyelim ki bir yangın çıktı ve veriler kayboldu. Böyle bir durumda teminat nasıl işliyor?
MARAŞ DEPREMLERİ REASÜRANS MALİYETLERİNİ ÜÇE KATLADI
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: DASK’ta toplanan primler, deprem riskine karşı oluşturulan havuzda biriktirilir ve meydana gelen depremlerde hak sahiplerinin hasar ödemelerinde kullanılır. Türkiye genelinde 7 farklı risk bölgesine göre belirlenen primler havuzda toplanırken, teknik işletici olarak aldığımız işletme ücretiyle personel, bilgi teknolojileri altyapısı ve kurumsal iletişim başta olmak üzere tüm operasyonel giderlerimizi karşılıyoruz.
Türk Reasürans olarak, DASK havuzunun finansal gücünü korumak toplam portföy üzerinden reasürans teminatı satın alıyoruz. Bu teminatların maliyetin de o ülkedeki hasar frekansı ve şiddeti belirleyici oluyor. Kahramanmaraş depremleri öncesinde DASK primlerinin yaklaşık yüzde 25’i reasürans maliyetine giderken, deprem sonrasında bu oran 2024 yılında yüzde 75’e kadar yükseldi. Bunun yanı sıra, deprem öncesinde 20-25 milyar TL seviyesinde olan havuz büyüklüğü, büyük hasar ödemelerinin ardından 8-9 milyar TL’ye geriledi; bugün ise 28 milyar TL seviyesine ulaştı.
Diğer taraftan şirket olarak misyonumuz yurt dışına giden reasürans primlerini yurt içinde tutarak, ülkemiz ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunmak. Buna paralel şekilde yurt dışına aktarılan reasürans primlerini kademeli olarak yüzde 50 seviyesine indirdik. Hedefimiz ise bu oranı yaklaşık yüzde 35 seviyesine çekmek.
Diğer sorunuza gelince, veri merkezi sigortalarında sadece bina değil, sunucu altyapısı, donanım, iş durması (Business Interruption) ve veri kaybından kaynaklanan operasyonel zararlar da teminat altına alınıyor. Yaklaşık 25 milyar dolarlık teminatın 5-6 milyar dolarlık bölümü fiziki varlıkları, kalan kısmı ise veri kaybı nedeniyle ortaya çıkabilecek iş durması ve buna bağlı finansal kayıpları kapsıyor.
Uluslararası gelişmeler de sigorta sektörünü doğrudan etkileyebiliyor. Özellikle savaşlar, jeopolitik gerilimler ve lojistik hatlarında yaşanan aksamalar reasürans maliyetleri ile nakliyat sigortası primleri üzerinde belirleyici olabiliyor. Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında yaşanan risk artışları bunun güncel örnekleri arasında yer alıyor.
DR. KAZIM KILINÇ: Şimdi değerli Büyükelçimiz Ali Kemal Aydın’dan bir sorusunu alalım. Buyurun Sayın Büyükelçim…
ALİ KEMAL AYDIN: Sağlık sistemindeki önemli sorunlardan biri, yalnızca ilaç yazdırmak amacıyla yapılan gereksiz hastane başvuruları. Ben de dahil olmak üzere birçok kişi, birkaç ayda bir kolesterol ilacını yazdırmak için aile hekiminden randevu alıyor. Muayene olmadan ilacın adı söyleniyor ve reçete yazılıyor. Bu işlem de sanki muayene yapılmış gibi sisteme işleniyor. Bu sürecin sadeleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Koruyucu hekimlik ve sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Özellikle hazır gıdalardaki şeker oranlarının daha etkin denetlenmesi gerektiğine inanıyorum.
Almanya’da görev yaptığım dönemde, büyük afetlerde sigorta sektörünün devletle birlikte sürece ne kadar etkin şekilde dahil olduğunu gözlemledim. Türkiye’de ise devlet daha fazla sorumluluk üstleniyor ve bunun maliyeti dolaylı olarak vergi mükelleflerine yansıyor.
Diğer taraftan Afrika açılımını son derece önemli buluyorum. Türkiye’nin kıtadaki diplomatik varlığı son yıllarda önemli ölçüde arttı. Ben 1999-2002 yılları arasında Güney Afrika’da görev yaparken 12 büyükelçiliğimiz vardı; bugün bu sayı 45’e yaklaştı. Türkiye’nin ekonomik gücüyle birlikte Afrika’daki etkinliği de arttı. Şirketlerimizin reasürans başta olmak üzere finans sektöründe bu pazarlarda daha fazla yer almasının stratejik bir kazanım olacağını düşünüyorum.
Ayrıca görev yaptığım dönemde edindiğim izlenimler doğrultusunda, Suriye’nin de sigortacılık açısından önemli bir potansiyel taşıdığına inanıyorum. Bu pazarın da gelecekte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Sayın Büyükelçim, sağlık alanında bahsettiğiniz konular daha çok sağlık politikalarının konusu. Sigorta sektörü açısından baktığımızda ortada ortak bir risk havuzu var. Bu havuz ne kadar etkin ve verimli yönetilirse, sistemden faydalanan herkes için o kadar sürdürülebilir bir yapı oluşur. Bu nedenle sigortaya, sadece hasar anında karşılık beklenen bir ürün olarak bakmamak gerekir. Sigorta, emniyet kemeri gibidir; hayatınız boyunca kullanırsınız, belki yalnızca bir kez ihtiyaç duyarsınız. “Prim ödedim ama karşılığını almadım” yaklaşımı, sigortacılığın temel mantığıyla örtüşmez.
Suriye özelinde ise mevcut koşullarda sigortacılık faaliyetleri yürütmek kolay değil. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından uygulanan yaptırımlar devam ettiği sürece operasyonel anlamda önemli kısıtlar bulunuyor. Oysa savaş öncesinde Suriye, Türkiye açısından hem ihracat hem de sigortacılık faaliyetleri bakımından önemli pazarlardan biriydi.
DR. KAZIM KILINÇ: Şimdi de değerli yazarımız Prof. Dr. Kenan Aydın’dan bir soru alalım…
KENAN AYDIN: Sağlık harcamalarında “hedonik tüketim” (ihtiyaç dışı kullanım) ile gerçek tıbbi ihtiyaç ayrımının iyi yapılması gerekiyor. Tedarik zincirindeki herhangi bir halkanın kopması tüm ekosistemi olumsuz etkiler. Örneğin bir demir tedarikçisinin satış yaptığı inşaat firmasının batması, zincirin tamamını etkileyebilir. Türkiye’de bunun sigortası nasıl yapılıyor? Bir de kriz dönemlerinde Türkiye’de veya dünyada batan reasürans şirketleri oldu mu? Varsa bunun örnekleri nelerdir?
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Tüccardan tüccara olan alacaklarla ilgili bir alacak sigortası sistemi var. Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren çok az şirket bulunuyor ve pazar büyüklüğü henüz çok yüksek değil.
Bir de bizim Türk Reasürans olarak teknik işleticiliğini üstlendiğimiz Özel Riskler Yönetim Merkezi kapsamında yönettiğimiz Devlet Destekli Ticari Alacak Sigortası Havuzu var. Burada küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) arası alacaklara yönelik teminat sağlıyoruz. Bu yapı, B2B dediğimiz işletmeden işletmeye ticari alacakları güvence altına alan bir sistem. Bir de Türk Reasürans olarak sunduğumuz KOBİ üstü segment için ticari alacak sigortası var.
Ancak bu alanda çeşitli zorluklar var. Bu konuyu Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı ve Kurul Üyeleriyle değerlendirirken, “Alacak sigortası öyle bir ürün ki, biz eski köye yeni adet getiriyoruz” diyorum. Türkiye’de güven ilişkisi üzerine kurulu çok güçlü bir ticaret alışkanlığı var. Mevcut sistemle ticaretlerini sürdürebildikleri için bu ürüne mesafeli yaklaşabiliyor. Dolayısıyla alacak sigortası, Türkiye’nin çek-senet sistemindeki güvene dayalı alışkanlıklarıyla rekabet eden bir ürün niteliği taşıyor.
Diğer sorunuza gelecek olursak, küresel ölçekte reasürans şirketlerinin iflası nadirdir. Genellikle çok büyük afetler veya finansal krizler gibi olağanüstü dönemlerde sistemin limitlerini zorlayan beklenmedik durumlar yaşanır. Tayvan’daki büyük sel felaketi, 11 Eylül saldırıları veya küresel mortgage krizi bu açıdan dikkat çeken örnekler arasında sayılabilir.
REASÜRANS ŞİRKETLERİ DOĞRU RİSK YÖNETİMİYLE KRİZLERE KARŞI GÜÇLÜ KALABİLİYOR
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Son 15 yıla baktığımızda, reasürans sektöründe yaşanan en dikkat çekici örneklerden biri, biraz önce değindiğim Tayvan’daki büyük sel felaketi sonucunda Malezya’da faaliyet gösteren Best Re’nin tasfiye sürecine girmesiydi. Ülkenin yaklaşık yüzde 60’ı sular altında kaldı ve aylarca süren yoğun yağışlar çok büyük hasarlara yol açtı. Şirket, Tayvan’da üstlendiği riskin büyüklüğünü öngöremediği ve reasürans koruması da yetersiz kaldığı için tasfiye sürecine girdi.
Dünya genelinde sigorta ve reasürans sisteminin ana oyuncuları güçlü sermaye yapıları, yaygın risk dağılımı ve kapsamlı reasürans programlarıyla faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki DASK sistemini de bu çerçevede değerlendirebiliriz. DASK’ın öz kaynakları ve reasürans koruması bulunuyor. Ancak her reasürans programında olduğu gibi bu korumaların da belirli limitleri var. Aynı yıl içinde birbirini izleyen çok büyük ölçekli dört depremin yaşandığı olağanüstü bir senaryoda sistem üzerindeki finansal yük önemli ölçüde artabilir. Bu nedenle riskin doğru modellenmesi, yeterli reasürans kapasitesiyle desteklenmesi ve etkin risk yönetimi büyük önem taşıyor.
Normal koşullarda riskini doğru yöneten, riskini etkin şekilde dağıtan ve alacak yönetimini sağlıklı sürdüren reasürans şirketlerinde iflas örnekleriyle çok sık karşılaşmazsınız. Sektörde bunun en dikkat çekici örneklerinden biri ise 11 Eylül saldırılarının ardından yaşanan gelişmelerdi.
DR. KAZIM KILINÇ: Değerli yazarımız Kamil Kazım Sarı’nın sorusu var…
KAMİL KAZIM SARI: Konuşmanızda “longevity” (uzun yaşam) kavramından söz ettiniz. Sadece sigorta bilincinin değil, sağlıklı yaşam kültürünün ve koruyucu hekimlik anlayışının da güçlenmesi gerekiyor. Bu dönüşüm hem sağlık sigortalarını hem de genel olarak sigorta sistemini etkileyecek. Buradaki asıl mesele, uzun yaşamak kadar o yaşlara sağlıklı ulaşabilmek ve sağlıklı kalabilmektir.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Sigortacılık açısından uzayan yaşam süresi, özellikle sağlık sigortaları ile yaşlı bakımına yönelik riskleri daha da önemli hale getiriyor. Ancak geleceği değerlendirirken bugünkü sağlık sisteminin aynı şekilde devam edeceğini varsaymamak gerekiyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde insanlar doktora gitmeden, evde kullanılacak bir cihazla kan örneğini alıp yapay zeka destekli uygulamalar üzerinden analiz ettirebilecek ve ortaya çıkan sonuçlara göre tedavi süreçleri yönlendirilebilecek. Hasta, doktora gitmeden önce gerekli tahlilleri yaptırabilecek ve teşhis süreci önemli ölçüde hızlanabilecek.
DR. KAZIM KILINÇ: Son soruyu değerli yazarımız Mustafa Aykut’tan alalım…
MUSTAFA AYKUT: Topladığınız fonları nerede, nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Biz kamu haznedarlığı yönetmeliğine tabi olarak varlıklarını yöneten bir kurumuz. Bütün paramızı kamu bankalarındaki mevduat/katılım hesabı, devlet tahvili, hazine bonosu ya da kira sertifikalarında yatırım yaparak değerlendiriyoruz.
MUSTAFA AYKUT: Özel sağlık sigortalarında hastanelerin, özellikle diyabet gibi yaygın hastalıklarda ticari kaygılarla gereksiz tahliller istemesi primleri artırıyor. Sistemin daha verimli işlemesi gerektiğini düşünüyorum.
ÖZGÜR BÜLENT KOÇ: Bu konu, doğrudan Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun görev alanına giren sağlık sisteminin işleyişiyle ilgilidir. Obezite ve diyabet gibi yaygın kronik sağlık sorunlarının çözümü ise yalnızca sigortacılıkla mümkün değildir. Nitelikli gıdaya erişimin artırılması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve koruyucu hekimlik uygulamalarının güçlendirilmesinin bu süreçte belirleyici olacağını düşünüyorum.
Devamını okumak için tıklayınız..
https://www.turcomoney.com/hedefimiz-dunyaya-acilarak-100-milyar-dolarlik-pazardan-pay-almak.html

