Lütfen bekleyin..
Zuhal Mansfield

Zuhal Mansfield

22 milyon km2 topraklarımı geri istiyorum…

6 Ocak 2014

Türkiye bölgesel güç mü? Avrupa Birliği (AB) üyesi mi?

Son zamanlarda gündemde olan bu sorular sık sık soruluyor. Dayatılanlara baktığımızda; sanki bölgesel güç olan Türkiye, AB üyesi olamazmış gibi bir hava estiriliyor. Bu yaklaşımlarla; sanki ancak herhangi bir güç sahibi olmayan Türkiye, AB üyesi olabilir şeklinde yorumlara kapı aralanıyor. İlginç olan, bu tutum genellikle AB’nin başını çeken güçlü ülkeler tarafından dile getiriliyor. Oysa yalın bir mantıkla bakıldığında; güçlü Türkiye’nin, AB’ye üye olması Avrupa çıkarlarına daha uygun görünüyor. Demek ki; yalın ve şeffaf mantıktan ziyade, dışarıdan göründüğü gibi değil de, başka kompleks ve dışarıdan görünmeyen hesaplar olmalı diyor diğer bir mantık. Peki Türkiye’nin bölgesel güç olması, gerçekten AB’ye tam üye olarak katılmasına engel mi?

Geçtiğimi yıl Bremen’de ilginç bir toplantının konuğuydum. UETD (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği) şemsiyesi altında tartışmalı bir konferans düzenlendi. Konferansın konu başlığı ‘Türki’ye Bölgesel Güç mü, yoksa AB Üyesi mi?’. Paneldeki konuşmacılar beş kişiden oluşuyordu. İlk konuşmacı Bremen Üniversitesi ve Münster Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Röper’di. İlk ve en ilginç konuşma Prof. Röper tarafından gerçekleşti. Sözkonusu şahsın yaptığı konuşmanın içeriğinden anlaşılıyordu ki, kendisinin üstlendiği bir misyon vardı.

Özetle şunları söylüyordu:

1. Türkiye, AB’ye girmek istiyorsa, Doğu Roma İmparatorluğu’nun bayraktarlığını yapmak zorunda.

2. Ankara, kayıtsız şartsız Brüksel’e teslim olmak zorunda.

3. Türkiye, Güney Doğu Bölgesi’ne özerklik tanıyıp, federal sisteme geçmek zorunda.

4. Türkiye sınır sorunlarını halletmiş olmalı.

Konferansa yaklaşık 45-50 Türk ve Alman kimlikli katılımcılar mevcuttu. Prof. Röper’in konuşması sonrası hemen katılımcıların arasından bir Türk vatandaş söz hakkı istedi ve konuşmacının özet olarak dile getirdiği dört konuyla ilgili şunları sordu:

1. Doğu Roma İmparatorluğu’nun Başkenti bugünkü İstanbul’du. Siz Doğu Roma İmparatorluğu’nun tekrar kurulup, İstanbul tekrar iade edilip ve başkentlik yapmasını ima ediyorsanız, çok talihsiz bir ifade ve hayal bile edilemeyecek inanılmaz ütopik bir düşünceden bahsediyorsunuz. 1453’ten bu yana İstanbul artık Türklerin hakimiyetinde. Siz böyle bir taleple gelirseniz, o halde biz de 22 milyon km kare Osmanlı topraklarını geri isteriz.

2. Berlin ya da Paris Brüksel’e kayıtsız

şartsız teslim olmuş ki, Ankara’dan bunu bekliyorsunuz? Dile getirilen talebin uygulanabilirliği yok Sayın Prof. Röper.

3. Federal Sistemler, Federasyonlar ve federal devletler tarih boyunca, müstakil ve bağımsız devletlerin hep gönül rızasıyla ortak bir siyasi iradede birleşerek oluşmuşlardır. Tarihte hiçbir zaman kendi kendine “bir bütün” parçalanarak federal devlet kurulmamıştır. Böyle bir örnek gösterirseniz, Türkiye’de 81 il mevcut. O halde 81 adet ufak devletçikten oluşan bir federal devlet için hep beraber çaba gösterelim.

AB’nin manasız, tutarsız hatta bazen ütopik dayatmalarının yanı sıra, AB üyesi olan zavallı İspanya’nın, Yunanistan’ın, İtalya’nın içinde bulunduğu ekonomik çıkmazlar karşısında “Allah’a şükür ki üyesi değiliz” diyesi geliyor insanın.

4. Kopenhag Kriterlerine göre AB üyeliğine kabul edilen yeni üye ülkenin herhangi bir sınır sorunu bulunmamalı.

Doğrudur ancak Güney Kıbrıs Rum Kısmının sınır sorunları yok muydu? Var olan sınır sorunları neden yok sayılarak kayıtsız şartsız AB üyeliğine kabul edildi? Bu çifte standart değil mi? Eğer sizinle hem fikirse AB, bu şartlar altında pek da samimi bir partner portresi çizmiyor. Umarım Türkiye Cumhuriyeti bu söylediklerinizi de gözeterek hiçbir zaman AB’ye tam üye olmaz. Tam üye olmayı da istememeli!

Prof. Röper tekrar söz alıp, Doğu Roma İmparatorluğu kavramını bir ‘metafor’ olarak kullandığını söyleyerek kullandığı utanmaz talebini (taleplerini) savunmaya çalıştı.

Türkiye Bölgesel Güç mü? sorusuna atfen şöyle devam etti:

‘Hangi bölgesel güçten bahsediyorsunuz? Ne bölgesi? Ne gücü? Bu biraz safi ve hayali bir ifade. Dünyada küresel ekonomik bir güç mevcut zaten. Ve bu tek güçtür. Almanya gibi ekonomisi çok güçlü olan bir ülkeyi bile sözkonusu küresel güç, istediği an alabora edebilecek durumdayken. Türkiye’nin ekonomik gücü zaten söz konusu değil’ dedi.

Bu sözler bence panelin kabul edilebilecek tek doğrusuydu.

Söz alıp aynı seviyede bir dille cevap veren Türk arkadaşa katılmamak imkansız. Olur ya, AB bir aymazlık yapar, Doğu Roma İmparatorluğunun hayali peşine düşerse, bize de 22 milyon km2 topraklarımızın gerçeklerini kabul ettirmek düşer.

AB’nin manasız, tutarsız hatta bazen ütopik dayatmalarının yanı sıra, AB üyesi olan zavallı İspanya’nın, Yunanistan’ın, İtalya’nın içinde bulunduğu ekonomik çıkmazlar karşısında “Allah’a şükür ki üyesi değiliz” diyesi geliyor insanın.

17 Aralık 2013’de Macaristan Başbakanı için düzenlenen yemekte Başbakan Orban Victor üzerinde düşünülmesi gereken bir konuşma yaptı; Sayın Victor, “9 yıl evvel ki ziyaretimde, ekonomisi çok da iyi olmayan bir Türkiye vardı. Biz Macarlar kendimize çok güveniyorduk AB üyeliği kabulümüz bize farklı bir üstünlük sağlıyor gibiydi. Bugün kendimizi sorguluyoruz. Artık sınırlarımız, bayrağımız, marşımız yok ve bizim dediğimiz birçok değerler sıradanlaştı. Bugün Türkiye ekonomisi hareketli ve kendine özgüveni tam bir ülke. Türkiye kendi öz değerleriyle bir bütün, bunu önemseyin”…

Macaristan Başbakanı samimiydi ve bizlerle buruk ve gerçek tecrübelerini paylaşıyordu. Ben de aynı fikirdeyim. Küresel kervana katılmayalım demiyorum, uluslararası platformlardan uzak duralım demiyorum, AB üyesi olmayalım demiyorum. Ancak; müzakere masalarında hedeflediğimiz amaçla, ödeyeceğimiz bedel orantılı olmalı. Masada kaybetmek sadece kuralları bilmeyenler içindir.

Kimliği ve kişiliği olan Türkiye, müzakere masalarında kuralları belirleyen taraf olmalı. Bizim de AB den isteklerimiz ve kırmızı çizgilerimiz olmalı. Bu bağlamda masalardan kötü anlaşmalarla kalkan ülkelerle istişareleri geliştirmeli aynı yanlışları yapmamalıyız.

2013 çatışmalar ve isyanlarla dolu bir yıl oldu, 2014’ün barış ve uzlaşma yılı olmasını diliyorum. Hepimize sağlık, huzur ve bereketli bir yıl diliyorum.

Kadın Gözüyle

Zuhal Mansfield

DEİK/Türk Mısır İş Konseyi Başkanı

Yazarın Diğer Yazıları
2 Kasım 2015
2 Ağustos 2015
1 Nisan 2015
1 Mart 2015
29 Temmuz 2014
11 Kasım 2013
1 Mayıs 2013
12 Nisan 2012
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=