Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 26°
    25 Ağustos 2019 05:45
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Orhan ÖKMEN

2015 yılına girerken Türkiye ekonomisi

01 Ocak 2015 12:37

Büyüme oranı, işgücüne katılım hızını karşılayamıyor. Türkiye’nin mevcut yatırım politikaları, kaliteli büyüme ve istihdam modeli üretme gücü azaldı. Ortaya çıkan mevcut büyüme oranının, işgücüne katılım hızını karşılayabilecek yeterlilikte ve yetkinlikte olamaması, ekonominin ve sosyal ortamın en önemli problemi haline geldi.

Yapısal sebepleri olan düşük büyümenin nedeni faiz değildir. Küresel ekonomik döngü içerisinde, Türkiye’nin mevcut yatırım ve üretim politikalarının işlevsizliği ile faiz oranlarının seviyesi arasında neden-sonuç ilişkisi bulunmuyor. Mevcut yatırım ve üretim politikalarının fonksiyonel zayıflığının en önemli sebeplerinden birisi sanayiden ziyade, inşaat yoluyla büyümeye daha fazla ağırlık verilmesidir.

Sanayinin kurulum aşamasındaki ithal makine ve teçhizat bağımlılığının seviyesi düşürülemedi. Sanayinin araştırma-geliştirme faaliyetlerinin ve ulusal politikaların eksikliğine bağlı olarak, kurulum aşamasında gerekli olan makine ve teçhizatının tamamen ithalata dayalı olma zafiyeti hala devam ediyor.

Kamu ekonomik dengelerinde güçlü yapı devam ederken, yüksek enflasyon, tasarruf açığı, jeopolitik riskler, düşük hukuk standartları ekonominin ve sosyal yapının kırılganlık unsurları olarak devam ediyor.

Düşen döviz ihtiyacının yarattığı iyimserlik dış kırılganlık algısını değiştirmeye yetmiyor. 2015 yılında Türkiye’nin ihracat ve turizm gelirlerinde düşme beklenmiyor. Ancak enerji fiyatlarındaki gerilemeye ve büyümedeki yavaşlamaya paralel olarak Türkiye’nin küçülen döviz açığının, küresel fonlama koşulları nedeniyle dış kırılganlık seviyesinde yarattığı, ya da yaratacağı iyileşmeleri önemli ölçüde sınırlıyor. Ayrıca döviz ihtiyacının azalması ekonominin kendi performansından kaynaklanmıyor.

Olası faiz indirimleri ilave döviz talebi yaratacak. Dış fonlama ihtiyacı içerisindeki gelişmekte olan ülkelerde faizlerin yönü yukarı doğru iken, faizler genel seviyesinin ekonomi dışı nedenlerle düşürülmesi halinde Türkiye’nin dış fonlama süreci kesintiye uğrayabilecek ve döviz talebi yukarı yönlü ivmelenecek.

Bankacılığın bilanço içinde ve bilanço dışında taşıdığı ters yönlü yabancı para pozisyonları, karşı taraf riski ile yenileme ve çevirme risklerini içeriyor. Ekonominin hala en önemli koruyucu dayanaklarından birisi olmaya devam eden Türk bankacılık sektörünün, 2008 yılından beri bilanço için yabancı para pozisyon açıkları en yüksek seviyesine ulaştı. Türk bankacılık sektörünün bilanço içi yabancı para varlık ve yükümlülüklerin farkından kaynaklanan döviz pozisyon riskine karşı bilanço dışında yapılan hedge işlemleri oldukça yüksek karşı taraf riski taşıyor. Ayrıca hedge işlemleri olarak yapılan para swaplarının vadelerinin, bilanço içinde taşınan pozisyon açıklarının vadelerinden daha kısa olduğu için ciddi yenileme veya çevirme riskleri de içeriyor.

Verilen krediler nedeniyle, reel kesimin kur riski dolaylı olarak bankacılık sektörünün kur riskidir.

Döviz ve TL kaynakların maliyet farkları, Türk bankacılık kesiminin kaynak bileşiminde etkileyici ve bozucu boyutları geçti.

Küresel düzeyde para politikalarındaki normalleşme sürecinin ötelenme olasılığına ve enerji fiyatlarındaki düşme eğilimini temel eğilim olarak esas alınmasına yönelik ekonomik politikalar üretilmesine dair politik baskılara dayalı yönetsel değişiklik riski Türkiye’de hala devam ediyor. Küresel oynaklığın Türkiye ekonomisine olan olumsuz etkilerini sınırlamaya ve enflasyon görümünde yaşanan bozulmayı gidermeye yönelik politikalara 2015 yılında devam edeceğine yönelik TCMB’nın açıklamalarını önemsiyoruz.

Makro Analiz

Orhan Ökmen

JCR Eurasia Rating Başkanı

okmen@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Metin Sipahioğlu
5yıl önce
Sn. Ökmen,

Faiz oranlarının yıllık%4-5 seviyelerine düşmesi ile bahsettiğiniz inşaat sektörüne konut &iş yeri kredisi talebi artışı ve bu sektör ile bu sektörün büyümesiyle oluşacak diğer tüm sektörlerdeki talep&iş artışı (hafriyat, iş makinaları, mobilya, boya, kimya, beyaz eşya, temizlik, güvenlik, ulaşım, alt yapı vs devam ediyor) işsizliğe ve büyümeye etkisi olmayacak mı? Bu açıdan faizin düşürülme ısrarı makul değil mi? Özellikle başlanmış devam edemeyen büyük projelere talep yaratılmayacak mı? Sanayi ürünlerinde özellikle ithal edilen mekanik ve elektronik makine geliştirme ve piyasaya girebilme zorluğu/zamanı dikkate alındığında, inşaat üzerinden ekonominin büyütülmesi ve sermaye birikimi oluşturulması ile başlanıp aynı zamanda bahsettiğiniz diğer kulvarda gelişmenin hedeflenmesi makul değil midir? Bu açılardan da yorumlarınızı iletebilirseniz memnun olurum. Saygılarımla




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:4306:1613:1116:5619:5721:23
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=