Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 26°
    25 Ağustos 2019 06:30
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

Merkez Bankası ve yapısal ekonomik sorunlar

01 Mayıs 2014 18:01

 Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının bir bölümü 2001 krizi ertesinde çözüldü. Özellikle kamu maliyesinin sürdürülebilir bir konuma taşınması ve bankacılık sisteminin güçlendirilmesi bu çerçevede dikkat çekici kazanımlar oldu. Ancak belki de en önemli ilerleme fiyat istikrarı ve merkez bankacılığı alanında sağlandı. TCMB Başkanı Başçı tarafından da vurgulandığı üzere 30 yılı aşan bir kayıp dönem geride bırakılarak merkez bankası bağımsızlığının ve fiyat istikrarının vazgeçilmezliğinin farkına varıldı. Ancak artık Türkiye’nin tüm bu iyileşmelerin ötesine geçmesi, bunlarla yetinmeyerek yapısal sorunlarının üzerine gitmesi de kaçınılmaz. Aksi takdirde birçok iktisatçı tarafından vurgulanan “Orta Gelir Tuzağı”na düşmüş olacağız. Benim bu noktada dikkat çekmek istediğim husus ise merkez bankacılığı bağlamında yapılması gerekenlere dair bir tartışmanın da gerekli olduğudur. Bu kapsamda Türkiye ekonomisini daha ileri bir noktaya taşıyacak yapısal reformların TCMB ile ilgili olanlarına üç başlık çerçevesinde katkıda bulunmayı deneyeceğim.

Fiyat İstikrarı Amacı: Yaklaşık 30 yıl boyunca çift haneli yüksek enflasyon yaşayan Türkiye ekonomisi 2001 krizi ertesinde enflasyonu tek hanelere indirmeyi başardı. Özellikle 2000’li yılların ortalarına kadar tek haneli enflasyon hem inanılmaz bir başarı olarak görülüyor, hem de yeterli bulunuyordu.

TCMB’nin orta vadeli enflasyon hedefini yüzde 5 olarak belirlemesi de fiyat istikrarı algısını güçlendirmekteydi. Ancak daha sonraki gelişmeler kanımca fiyat istikrarı amacımız açısından olumsuz gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Öncelikle vurgulanmalıdır ki enflasyon yüzde 5 olarak hedeflenmekle birlikte gerçekleşmeler genellikle yüzde 6-8 arasında oluyor. Bu sapmanın TCMB tarafından kabul edilebilir bulunması ise fiyat istikrarı anlamına gelmiyor. Türkiye’nin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 2 düzeyinde bir enflasyonu hedeflemesi ve kendini böyle bir düzey ile sınaması gerekiyor. Buna ilave olarak fiyat istikrarı algımızı bozan olumsuz alışkanlıklardan da vazgeçmek gerekiyor. Bu kapsamda en önemli husus düşük kur politikası vasıtasıyla enflasyonu kontrol etmeye çalışmaktır. Belki bir süre kullanılabilecek bir araç olan söz konusu politika süreklilik kazandığında hem merkez bankasında bir rehavete yol açıyor, hem de ulusal paranın aşırı değerlenmesine neden oluyor.

Merkez Bankası Bilançosu: TCMB Analitik bilançosunun aktiflerine bakıldığında görülen döviz varlıkları belki de bilançonun en önemli olumlu özelliği. Ancak vurgulamak gerekir ki zaman zaman övünülerek vurgulanan döviz varlıklarının karşılığında merkez bankasının çok büyük miktarda döviz yükümlülüğü var. Artık TCMB’nın döviz yükümlülüklerini azaltmanın ve net döviz rezervi biriktirmesinin anlamlı olacağı zaman geldi. Bu çerçevede atılan önemli bir adım TCMB’nın on yıllardır devam eden yurtdışında yerleşik vatandaşlardan döviz mevduatı kabul etme uygulamasını sonlandırması oldu.

TCMB daha cesur adımlar atarak hem kamudan, hem de bankalardan topladığı dövizlerden vazgeçmeli. Bu doğrultuda olmak üzere merkez bankamızın zorunlu karşılıkların döviz cinsinden tutulmasına yönelik uygulamalarına (hem DTH için döviz olarak zorunlu karşılık, hem de rezerv opsiyon mekanizması) kademeli biçimde son vermesi yerinde olacak. Böylece TCMB para politikasını kendi yarattığı para üzerinden daha etkin bir biçimde yürütme olanağına kavuşabilecek.

Bankaların Bankası İşlevi: Bilindiği üzere merkez bankamız son borç verme mercii olarak 2001 krizi öncesinde başarısız bir sınav verdi. Günümüzde de finansal istikrar amacı sıklıkla vurgulanmakla birlikte TCMB çok yüksek oranları içeren zorunlu karşılık politikasını benimsemekte. Yüksek zorunlu karşılıklar bir taraftan bankacılık sisteminin maliyet yapısını olumsuz etkilerken, diğer taraftan da banka bilançolarının esnekliğini azaltıyor. Bu kapsamda merkez bankasının zorunlu karşılık oranlarını tamamı ulusal para cinsinden olmak üzere yüzde 2-3 düzeylerine indirmesi tartışılabilir. İstanbul’u finans merkezi yapmayı hedeflerken ve finansal istikrarı önemserken merkez bankasının bankalarla olan mevcut ilişkisini gözden geçirmesinde orta-uzun vadede çok büyük yarar olduğu vurgulanmalı.

Analiz
Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya
İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi
kizilkaya@turcomoney.com

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)




Linkler

Arşivde Ara

Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    04:4306:1613:1116:5619:5721:23
Anket
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=