Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

Affet Vatan affet..

9 Ocak 2012

İnsanoğlu var olduğu toprağın, yurtun kıymetini yaşadığı sürece bilmeli vede anlamalı. Bu sevgi insanlığın iç dünyasına ait bir şey, ama bu sevgini geniş anlamda gösterme vede onu iç dünyasından geçirerek topluma çatdırma gücünde olanlar da var. Böyle bir zorluğa sadece yaratıcı insan yüklene bilir. Ama her yaratıcının yarattığına profesyonel acıdan bakmak imkansız, çünki yaratmak sözde kolay görünmesine rağmen yaratılan anda bütün zorluklarıyla dikkati çekiyor ve yaratıcını zorluklarla içinde bırakma gücünü de göstere bilir. Dahilen yaratıcı doğulanlar bu zorluklardan qorkmaz, bilakis ona karşı gider. Dahilen yaratıcı olmayanlarsa yolun yarısında kalarak sadece bir kafiyenin, hikayenin, hatta defalarca çalışdırılmış bir sözün işığında ısınır. Böylelikle Azerbaycanın ünlü şairesi, dahilen yaratıcı doğulan Feride Hacıyeva Haber1.com saytının konuğudur. Önce Feride hanımın özgeçmişine bakalım.


ÖZGEÇMİŞ:
Feride Hacıyeva 1953. yılda doğdu. 1971.yılda N.K.Krupskayanın ismini taşıyan Kütübhane teknik okulunu, 1971-1976. yıllarda Azerbaycan Devlet Kültür Universitesini bitirmiş. 1972. yılda Devlet Kütüphanesinde kütüphaneçi, 1983-1992. yıllarda Aşıqlar Birliyinde folklor bölümünün müdürü gibi kimi çalışmış. 1992. seneden Devlet Kütüphanesinin Basın bölümünü yönetmiş. 1982. seneden Azerbaycan televizyon, radyo ve basında şiirleriyle gündeme gelmiş. “Gül açan hatıralar”, “Ümid çırağı”, “Kaybomuş yurt yeri” piyeslerinin, aynı zamanda “Beni benden alan dünya”, Dünyama kavuşacağım”, Gökler penahım benim”, “Affet vatan, affet”, “Tanrı Sevgisi” kitaplarının müellifidir. Ünlü Rumın yazarı Mixay Emineskunun şiirlerinin çevirmeninde “Yıldızlardan pay isterim” isimli şiir kitapı yayınlanmış.1984. yıldan Aşıqlar Birliyinin üyesi, Aşıq Peri meclisinin üyesi, 1998. Yıldan Azerbaycan Yazarlar Birliyinin üyesi, 1999.yıldan Mehseti Gencevi Meclisinin üyesi, 2000.yıldan Azerbaycan-Rumıniya Medeni İlişkiler Birliyinin üyesi üzvü ve başkan yardımçısı olmuş. Faaliyeti defalarca devlet tarafından ödüllendirilmiş. Türkiyenin Konya şehrinde Mevlana ve Mevlevilik sempozyumuna katılmış. Türkiyede ve diğer ülkelerde defalarca şiirleri yayınlanmış.

– Dinimizde 7 rakamı kutsal. Sizinle bu defakı buluşmamız 7. kitapınızın yayınlandığı bir zamanda oldu. Diger kitaplarınızdan farklı olarak 7. kitapınızda Türk dünyasından bahs etmiş XIII yüzyılda yaşamış, yaratmış Hezret Mevlana Celaleddin Ruminin yaratıcılığına olan sevginizi inceliyorsunuz. “Hu Mevlam, Hu” diyerek işte ebedi Tanrı sevgisini Yüce Göklere haykırırsınız…

– Şu makamı doğru buldunuz, evet bu bir haykırtı…Bilyormusunuz Mevlanaya ait onlarca şiirlerim var ve onların hepsi defalarca qazetelerde, dergilerde yayınlanmış, televizyon proqramlarında seslenmiş. Bu şiirler o kadar seslendi, dikkatte durdu ki, günlerin birinde Türkiyenin Azerbaycandakı Büyük Elçiliğinden Konyadakı Mevlana ve Mevlevilik sempozyumuna davet aldım. İşte katıldığım sempozyum 7. kitabımın

yaranmasına neden oldu ve kitabın esas bölümünü Mevlanaya ithaf ettim. Bu acıdan kitaba Mevlana için yazdığım “Hu Mevlam Hu…” şiirinin ismini verdim. Nasıl söylesem de sizi inandırsam, kitaba verdiyim bu ad hayat tarzımı deyişdi.

– İnandırmanıza gerek yok ki, zaten ben yaratıcıları anlıyorum…

– Bilyorum da, ama yine de tam olarak samimi söylememe sizi inandırmak istedim. Mevlana yaratıcılığını bilenler, onun ruhuna yakın olanlar Mevlanayla bağlı bilgilere sahip olmanın ne demek olduğunu iyi biliyor. Yani, insan manevi acıdan tamamen deyişir-hayata bakış, insanlara bakış, çevrene bakış deyişir, insan manen saflaşır.

– Yaratıcı insanlar Allah tarafından seçilmişlerdi, ama öyle yaratıcılar var ki, onlar peygamber seviyesinde duruyor. Celaleddin Rumi bütün Türk dünyasında, özellikle baba yurtu Konyada işte bu türlü hatırlanıyor.

– Bilyormusunuz Mevlana kendini hiç de bahs ettiyiniz seviyede tutmamış. Ama yaşam tarzı onu herkesin gözünde göklere yükseltdi, daha yüksek zirvede olan Evliyaya döndürdü. Mevlana hep derdi: “Ben Muhammed(e.s.) Peygamberin ayağının tozuyum”. Yani o hiç bir zaman kendini Muhammed(e.s.) Peygamberin seviyesinde görmemiş. Ama dediyim gibi Mevlana yaratıcılığını kıymetlendirenler onu o seviyeye yükseltmiş.

– Bir yaratıcı gibi sizi Mevlana yaratıcılığında düşündüren, duyqulandıran makam hangisi?

– Bir yaratıcı olarak hep Mevlana yaratıcılığından bahs eden edebiyatlar okurdum. Hatta Türkiyeden bana gönderilen bir çok edebiyatlar okudum vede okurken Mevlana yaratıcılığına olan ilgimin nasıl güclendiyini göryordum. Yani bu benim için çok önemliydi. Bir yaratıcının yaratıcılığı beni düşündürüyor, yeni bir şeyler yazmaya sesliyor. Mevlananın eserlerini tercümeden seçmeler okumuşum, “Mesnevi”den hikayelerini okudum, Divani-Kebir”, “Mehtubatlar” gibi önemli eserlerini inceledim. Ve hiss ettim ki, onun eserleri sırasında özellikle ve hikmetamizliyiyle dikkatte duran “Mesnevi” eseridir. Yani, onun hikayesinin her birinden bir şeyler götürüyorsun, öyrenirsin, saflaşırsın, manen yükseliyorsun vede tamamen deyişirsin. Ama önemli bir makam daha var, Mevlananı ne kadar okusan, araştırsan, incelesen yine az. O öyle büyük bir düha ki, okudukca okumak, öğrendikce öğrenmek, araştırdıkca araştırmak istiyorsun, ama yine de Mevlana yaratıcılığından vaz geçmiyorsun.

– Şiirlerinizi okurken ney için yazdığınız şiirlerin fazla olduğunu görmüşüm. Bu, Mevlana yaratıcılığına olan sevgiden mi, yoksa sadece neye olan sevginizden mi?

– Doğru söylesem, Mevlana yaratıcılığıyla ilgilendiyim zaman neyin deyerini anlamışım, neyin sedasını dinlemişim, o sesde olan ruhu duymuşum. Hatta Mevlana için yazdığım şiirleri neyin sedalarıyla yazmışım, saatlerce göz yaşları akıtmışım…

– Sahiden neyin sedalarını dinlerken ilk önce akla gelen, gözlerimiz önünde canlanan Mevlana yaratıcılığı oluyor…

– Çünki Mevlananın tüm eserlerinde ney var, neyin sedasından bahs olunuyor. Adeta ney insan kalbinin hıçkırıklarını yüze çıkartıyor, hıçkırıklar yüze çıkınca insan sakinleşir, ruhen dinlenir.

– Belki neye ithaf ettiyiniz şiirlerden birini söyleyesiniz. Okurların da ruhen dinlenmeye ihtiyacı var değil mi ama?

– Tabii ki, insanlar ruhen dinlenmesini bilirse o zaman hayat güzel oluyor. “Ney sesine dönmüşüm ben” şiirimi okurlara ermeğan ediyorum. Dinleyin….

Ney sesine

Dönmüşüm ben.

Ruhumun

Temiz nefesi.

Dergahımın

Yolundayım.

Allah!

Saflaşır nefesim.

Ney seslenir,

Cennetdeyim.

Ruhlar

Bana selam verir.

Ölmezliyin

İçindeyim.

El uzalı,

Nur zerresi.

Bunu bana

Mevlam verir.

Ney sesine

Dönmüşüm ben.

Allah!

Dağları aşacam.

Bu ses

Kalbimde doğulur.

Beni

Saflaşdır başacan.

– Teşekkür ediyorum, ağzınıza, yüreyinize sağlıq. Okurlarımız için daha bir şiir istiyorum, ama önce bir sorum olcak. Mevlanaya ithaf ettiyiniz, hatta kitab için de tercih ettiyiniz “Hu Mevlam Hu” sözünün anlamını bir kadar okurlar için de anlatsaydınız. Neden bu isim, başka bir isim de tercih ede bilirdiniz?

– “Hu”-bir çağırışdır, net söylesem “Hu”-Allahın kısa isimlerinden biri, arab sözüdür, anlamı “Ol” demek. Mevlananın devrinde dergahlar olmuş, o dergahlara kim gelmek istermişse o zaman aynı kişi kapıdan “Hu” diye seslenirmiş. Eğer o sese karşılık olmazsa o zaman kapıda duran kişi dergaha giremezmiş. Bu gibi makamların beni düşündürmesinden dolayı günlerin birinde “Hu Mevlam Hu” şiirim yarandı. İkinci şiir de istemişdiniz, o zaman dinleyin. l
Hu…,Mevlam…Hu…

Hu erenler…,

Gidenler hu…

Gelenler hu…

Nice nefes,

Nice ruh var.

Nice eren,

Nice baxt var.

Sultanımın dergahında.

Pembe güller,

Hoş kokulu.

Gece dalğın,

Ay uykulu.

Bülbül

İlahi okuyor,

Sultanımın dergahında.

Canlar bize,

Can dedi, can!

Bu canlardan

Ayrıldı can!

Bu bir dünya,

Bu bir cahan!

Sultanımın dergahında!

Aydan arı,

Sudan duru,

Sirr dünyası,

Dağ qüruru.

Yüreyimiz

Aşkla vurur.

Sultanımın dergahında.

Niyyetim hoş,

Sözüm hoşdu.

Bakışlarım,

Gözüm hoşdu.

Kalbim dindi,

Gönlüm qoşdu.

Sultanımın dergahında!

– Konyada olduğum sürece hergün Mevlananın dergahını ziyaret ettim. Ziyaret edince de bütün kalbimle zikr ettim, Sultanımızla sohbet ettim. Bunu yaptığım zaman nasıl yüksekliye ulaştığımı hiss ediyordum. Orda erenlerin de mezarı vardı, onların hepsi bir candı. XIII yüzyıldan bahs ediyorum. Yazdığım şiirdeki erenler işte onlar. Aynı zamanda şiirdeki güller Mevlananın türbesində olan güllerdi. Bilyormusunuz, bunu sözle anlatmakla olmuyor, gözle görmek lazım, türbenin çevresi gülle süslenmiş. Bildiyiniz gibi gülün sembolik anlamı var. Gül Muhammed(e.s.) Peygamberin çok sevdiyi çiçeklerden biridir. Bu acıdan düşünüyorum ki, gülün manevi deyeri var. Böyle bir rivayet var ki, gülün taç yaprağının döküldüyü yerde bir güzellik yaranır. Mevlana da güle çok önem verib. Şiirde “Pembe güller hoş kokulu” dediyim zaman sadece gülün kokusunu kastetmiyorum, aynı zamanda paklığın, manevi deyerlerin kokusunu hatırlatırım. Yüzyıllar geçmesine rağmen onlara hala da güzellikle, büyük sevgiyle tezim olunuyor. Hatta yüzyıllar geçecek ama yine de bu sevgi hiç bitmeyecek.

– Her bir yaratıcının yaradıcılığında bir janra özellikle büyük önem verilir. Yaradıcılığını felsefi fikirler üzerinde kuranlar var, aşk-sevgi hissleri üzerinde kuranlar da var, aynı zamanda yaradıcılığını müzik üzerinde kuranlar da var, hattta kendini, yaradıcılığını politikaya, özel olarak seçtiyi partiye ithaf edenler de var. Siz hangi janrı yaradıcılığınız için seçtiniz?

– Dünyadakı politik olayları bir yurttaş olarak takip etsem de politikadan çok uzağım. Benim akidem hep saflığa hizmet ediyor. Janr seçiminde bütün janrlarda yazıyorum vede başvurduğum janrların hepsi ilahi bir sevgiden güc alıyor. Benim için sevgi sadece dar bir çerçevede durmuyor, benim için sevgi geniş anlamda geniş anlam taşıyor. Mesela benim için vatana olan sevgi bir başka. “Affet Vatan Affet” kitabımda toprak, vatan sevgisini inceleyerek bütün makamlarına kadar göstermişim. Şiir dünyasında benim kendi dünyam var, o dünyadan hiç bir zaman uzak durmam.

– Çoğuzaman aşk-sevgi sözleri yanlış anlaşılır. Ama ilahi hiss olan gibi, ilahi bir aşk da var insanoğlu gördüyü her bir işinde o hissden faydalanır. Yani sevgi olmadan her hangi bir işi görmek bile imkansız.

– Haqlısınız. Yüreyinde hayatla bağlı sevgi hissleri olmayanlar hiç bir şey yaratamaz. Mevlana yaradıcılığına olan sevgim bana bahs ettiyimiz bu kitabı yazdırmış. Bu acıdan benim için janr seçimi yok. Beni düşündüren, rahatsız eden bütün konulara başvuruyorum.

– Yazarlar farklı karakterde olduğu gibi farklı da düşüncelere sahib. Bazı yazarları okurken onun şiirlerinde olan kafiyelerin düzümü insanı sakinleştirir, bazılarının şiirleri bir muzik gibi akla, beyine kazınıyor, terennüm ediyorsun ve başka. Ama sizin şiirleri okurken sadece düşünmek istiyorsun. Yani yaradıcılığınızda olan düşündürücü makam hep okurların dikkatinde. Yani şiir sarrafı olan okurları kastediyorum. Şiirleriniz başka dillere çevrildi mi, başka dillerde okundunuz mu?

– Tabii ki, başka dilerde de okundum. Özellikle Türk ve rus dillerinde şiirlerim rusdilli ve türkdilli devletlerde yayınlanmış.

– Haklımıyım, haksızmıyım bilmiyorum, ama düşünürüm ki, her yazarın şiirini kendi dilinde okumak gerekir. Çünki bir şiir başka dillere ne kadar profesyonel olarak çevrilse bile yine de anlam acısından yarım gözükecek, yani şiirin anlamı tam olarak anlaşılmayacak.

– Aslkında haklısınız, çünki ben de şiir okurken hep şu makamlara bakıyor vede anlamağa çalışıyorum. Mesela, ben Türkce şiirler okumayı seviyorum. Ama Türk şiirlerini Azerbaycanca çevirmede okumayı sevmiyorum. Çok okutuğum Necib Fazıl Kısakürekdi. Şiir çevirmesinde görülen profesyonel iş sadece konuyu, fikirleri ulaştırma gücüne sahib. Şiirin anlamını anlamak için sadece şiiri yazılan dilde okumak gerekir.

– Son zamanlar yazarlarla besteciler arasında işbirliyi yaranmasından dolayı gönülleri okşayan şarkılar dinliyoruz. Ama sizin bestecilerle bir araya geldiyinizi hiç görmedim. Şiirlerinize hiç mi beste yazılmamış, yoksa beste yazarlarının dikkatinden kenar kaldınız?

– 9 sene Aşıqlar Birliyinin folklor bölümünün yöneticisi oldum. İşte “Aşıq Peri” isimli şiirime beste yazarı Sevda İbrahimova tarafından beste yazıldı. Ünlü şarkıcı Yaşar Seferov aynı şarkının en iyi ifa ederdi. Sadece bir şiirime beste yazılmış.

– Belki siz de kendinizi beste için şiirler yazan yazar olarak tanıtsaydınız, şimdi besteleriniz çok sayda ola bilirdi.

– Doğru söylesem kendimi hiç bir zaman besteler için şiirler yazan yazar olarak göremedim. İlgim olmadığından dolayı beste yazarlarıyla işbirliyim olmuyor. Bildiyiniz gibi beste yazarı olmak için bazı şartlar gerekir. Mesela şiir üzerinde kurulmalı, bestenin sesine, uyumuna uyarlanmalı. Yaradıcı için, özellikle profesyonel için yazdığı şiir bestenin uyumuna uyarlandırmak hiç de zor bir şey değil. Ama ben kendimi beste yazarı gibi görmediyim için böyle işlerden uzak kalmayı tercih ettim. Zaten beni düşünüdüren konular çok, onları yazmak için bir ömür bile yetmez. Bu yüzden düşünüyorum ki, Uca Yaradan ne kadar ömür vermişse o zamana kadar da yazıb yaratmalıyım.

Son söz olarak: Sohbetimiz sona ulaşınca Feride hanımdan budefa yazacağı şiirler kitabını hangi konu üzerinde kuracağından dolayı fikirler almak istesem bile becermedim. Aslında yıllardır tanıdığım, sayqı duyduğum Feride hanımın gisli saklısı yok, sadece hala kesin olarak yeni ktabını hanki konu üzerinde kuracağını bilmediyi için susmayı tercih etti. O bir yazar olarak özgür. Kararlı, planlı formada çalışmayı hiç sevmez, ne zaman ilham perisi gelirse o zaman da yazıyor. Bu kadar basit işte. O zaman bizlere, yazar hanıma – “İlham Periniz hep yakınınızda olarak size düşündüren konuları söylesin” dileyimizi söylemek kalıyor.

Yazarın Diğer Yazıları
21 Haziran 2013
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
6 Ekim 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=