Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

Yıllar geçse bile…

29 Haziran 2012

yillar_gecse_bile.jpg Azerbaycan tiyatro vede sinemasında ilginc, aynı zamanda çok sayıda rolleriyle hep seyrcilerin dikkatinde olan oyuncular var. Sanatına saygı duyduğum halk oyuncusu Hacı İsmayılovu www.haber1.com okurlarıyla tanıştırmak isterim.

Oyunculuk faaliyetinde 42. Tiyatro mevsimini uğurlayan Hacı İsmayılovla şimdi sizlere sunacağım röportajı yıllardır çalıştığı Milli Dram Tiyatrosunda yaptık. Bir saat süren konuşma sırasında ilginc konu olan sanatı tartıştık, röportajı hazırlarken ilginc tarafı korumaya çalıştım.

Hocam nasılsnız?

Çok şükür iyiyim…

Yoğun çalıştığınızı bildiyimden dolayı belki bir yıldır sizinle röportaj yapma fırsatım olmadı. Tabii ki, bu arada ben de yoğundum. Haberiniz olsun ki, “Azerbaycan filmlerinin yaranma tarihi” isimli II kitabım atrık yayında…

Canı gönülden kutluyorum…

Teşekkür ediyorum. İzninizle röportajı tiyatronun 42. mevsimi üzerine başlasak…

Neden olmasın…

Yıllardır ki tiyatro sanki sizin ikinci eviniz gibi olmuş. Günün daha önemli saatlerini tiyatroda yeni bir eser üzerine hazırlanma işleri yapıyor, yaptıklarınızı seyrcilere takdim ediyor vede bıkmadan yola devam ediyorsunuz…

Sanata kutsal bir mekan olarak bakanlar kıymetini daha iyi bildiklerinden dolayı onlar yıllar geçse bile sanata geldiklleri ilk gündeki gibi heyecan yaşarlar. Ben ilk defa 1970. sene tiyatroya gelmişim. Artık 42 senedir ki, çalışırım vede heyecanla yola devam ediyorum.

Aynı heyecanı 42. defa yaşamaya hazırmısınız?

Aynı heyecan değil de, artık farklı heyecan beni takib ediyor. Her devrin, dönemin, her yılın, hatta her anın kendi hükmü var. Mesela biz nesil oyuncuların geçen yüzyılda tiyatroda, sinemada yaptığımız işlerle XXI yüzyılda yaptığımız işler arasında fark büyük, hatta çok büyük. Zaman değişmiş, ortam başka, ilişkiler farklı, insanların hayata bakış acısı değişmiş ve b. Bu açıdan çalışmak gerek ki, ne olur olsun zamanla aynı yürümesini bilesin. Bilyormusunuz XX yüzyıl seyrcisiyle XXI yüzyıl seyrcisi arasında fark büyük.

Mesela ne gibi fark var?

Mesela şu dönemin seyrcilerini şaşırtmak çok zor. Oysa XX yüzyılın seyrcilerini şaşırtmak çok kolaydı. Belki eski dönemin insanları doğal oldukları için her şeye çabuk inanmışlar. Tüm değişikliklere neden olan teknolojini de unutmamak gerek. Bir zamanlar hiç kimsenin evinde TV, telefon olmamış. Bu yüzden tiyatroya olan ilgi çok güclü olmuş. Ama şüanda teknolojide belki her gün gelişme var. Bir tek internetin gücüyle tüm dünyada olan olayları öğrenmek mümkün. Bir zamanlar arşivlerde günlerce, belki aylarca zaman kayb ederdin ki, aradığın bir makaleni bulasın, ama şimdi arşive, kütübhaneye gitmeye o kadar da gerek yok ki, zaten internettde aradığını bulacaksın. Böyle olunca şu dönemin insanlarını nasıl kolayca şaşırtmak olur ki?

Ama mutlaka bir yolu olmalı değil mi?

Sadece bir tek yol var, çok çalışmak, sorumluluk taşımak vede somut olarak düşündürmesini, inandırmayı becereceksin. İnandırmasını becrmezsen o halde sanat dikatten uzak kalmış bile.

Aslında dünyadakı olaylar sanata etkisini göstermekte…

Haklısnız, hatta dünyadakı olaylar sanatla aynı anda gediyor. Sanat zamandan geri kalamaz, çünkü geri kaldığı zaman seyrcilerini kaybeder. Bu açıdan zamanla yürümek gerek, hatta zamanı bir adım olsa bile geçmek gerek. İşte böyle yapılırsa o zaman seyrcileri şaşırtmak mümkün.

Nasıl düşünüyorsunuz acaba, şüanda dünyada olan olayları sahnede yaratmakla seyrci sayını artırmak mümkün mü?

Şüanda görülen, yapılan tüm işlerde devrin özelliklerini mutlaka dikkate almak gerek. Seyrciler olayların gelişmesine çok meraklı. Bu yüzden oyuncu sanatta olduğu gibi sahnede de olayın biri bittiyi zaman hemen diğer olayı takib ederek canlandırmalı. Bu yüzden oyuncu büyük sorumluluk taşıyor. Yani söylemek istediyim şu, şimdiki devr geçmişle kıyaslanamaz. Çünkü dediyim gibi şimdiki olaylar hızla gelişiyor.

Ne yazık ki, seyrci lazım olduğu kadar değil, aksine fazlasıyla şaşırmaya ihtiyac hiss ediyor. Belki fazla istek hayatı zorlaştırıyor?

Hergün yeni satışa çıkarılan cep telefonları, bilgisayarlar, haberlerin hızla yayınlandığı devrde insanları şaşırtmak zorlaşıyor. İşte bu yüzden seyrci şaşırmaya ihtiyac hiss ediyor. Ama şunu unutmayalım, sanatın mucizeli gücüne seyrcilerin hep ihtiyacı var. Seyrci tiyatroda olmaya, sahnede yeni bir olayı izlemeye hep ihtiyac hiss ediyor. Fark etmez, olay geçmişte olmuş, belki yeni bir olay, önemli olan olayın baş vermesi. Oyuncu mucizeli gücü kullanarak seyrcinin hep tiyatroya gelmesine ortam yaratmasını bilmeli.

Siz tiyatroda çalışsanız bile, aynı zamanda hep sinemada da kendi sözünüzü ilginc rollerle demesini becerdiniz. Aslında tiyatroda baş verenlerle sinemada olanlar aynı. Yani sinemada olan konu da seyrci için ilginc olarak kalıyor. Her film seyrcileri şaşırtmaz.

Tiyatroda olduğu gibi sinemada da sanat denilen şey seyrcileri o zaman kendine çeker ki orda aynı olayların tekrarlanmaması için çaba harcanmak gerek. Mesela biz nesil oyuncular bir zamanlar “Beyin oğurlanması”, “Yol ehvalatı” filmlerinde ilginc roller yarattık. Roller bize ilginc gelmesine rağmen düşünüyorduk ki acaba seyrciler de beyenecekmi?! Yılllar geçdikce bahs ettiyim filmler dikkatte durmuş. Seyrciler beni gördükce hep bahs ettiyim filmleri tekrar olarak hatırlıyor benimle bir şeyler paylaşıyorlar. Filmlerdeki fikirler, kelimeler seyrci tarafından unutulmuyor. Yıllar geçse bile seyrcini filmlerdeki mucizeli güc terk etmiyor. İşte olay bu olmalı gerek…

Haklısınız…her yaratılan filmin kendi zamanı var…

Bilyormusunuz zaman deyişdikce nesillerin deyişmesi süreçi devam ediyor. Yani bir zamanlar deyerli sanat eseri yaratan yönetmenlerimiz artık hayatta yok, onların işini yeni nesil yönetmenler devam ettiriyor. Gerçi şimdiki yönetmenler hala bile eski yönetmenler gibi iş yapamıyorlar, ama inanıyorum ki bu da olacak. Sadece zaman gerek. Yönetmen işi, tiyatro, sinema hep zamanla kendi sözünü demesini biliyor. Çünkü insanoğlu tecrübe kazanmadan hayatı tam olarak anlayamaz. Mesela oyuncu genc yaşlarında rolu sadece olduğu gibi yaratmak ister, ama tecrübe kazandıktan sonra rolun hayatını yaşamak için çaba gösterir, bunun için ne gerekirse yapmasını biliyor. Yani zaman kazandırır derler ya, o türlü işte. Sovyetler Birliyi dağıldıktan sonra bağımsızlık kazanan ülkemiz zorluklarla üzleşti, tüm çalışma mekanlarında buhranlar başlandı. Azerbaycan sineması vede tiyatrosu bühran içinde yıllarca kalmış. Buna rağmen devlet sinemanı, tiyatronu dikkate almış, yeni filmler, yeni eserler yaratılmaya başlamış. Bir makamı özellikle hatırlatmak isterim. Sinema stüdyoda yaranmalı.

Maalesef “Azerbaycanfilm” stüdyosu hala bile dikkatten uzak kalmış…

Haklısınız…Maalesef stüdyo hala faaliyetini tam olarak berpa edemedi. Geçen yüzyılın 1930. yıllarında kullanılan teknoloji hala kullanılır….eski teknolojiyle bu kadar film yaratma gücü olan bir stüdyo yeni teknolojiyle neler yaratmaz ki?! Eskide stüdyoda yönetmenler arasında iyi anlamda rakabet olmuş, işte rakabetten dolayı deyerli sanat eserleri yaratılmış. Belki rakabetten dolayı hala bile eski filmler daha çok dikkatte, bıkmadan hep bakıyoruz…Seyrcilerin fikri zaten. Ama şüanda filmler bazı stüdyolar tarafından yaratılır. Şu duruma itirazım yok zaten, ama ne olur olsun yaratılan filmler mutlaka sinemaya ait teknolojiyle çevrili olan stüdyoda yaratılmalı. Film yaratmak büyük bir iş, bu yüzden sinemada emeyi olan herkes bir araya gelerek, yani ekib olarak yeni filmler yaratmalı.

Ama sinemada kendini gören herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor zaten. İşte bu yüzden az da olsa bile yeni filmler yaratılır…

Tabii ki, önemli olan az da olsa filmlerin yaratılması. Hatta duyduğum kadarıla yeni filmler yabancı devletlerde ödüller kazanıyor bile. Bu iyi taraf aslında. Ama bazı rahatsız edici durumlar da olmamış değil. Yeni yaratılan filmleri seyrciler sadece bir defa görmek şansı kazanıyor, sonra sanki film kayb oluyor. Şu durum beni rahatsız ediyor. –

Fikrinize hak veriyorum. Ama çoğuzaman yeni filmleri TV-lerde izleme şansı oluyor, ama çoğuzaman bu şans de olmuyor…Bence şu problemin çözülmesi şart…

Bence de…Yabancı bir ülkede Azerbaycan filmi ödül alıyor, ama Azerbaycan seyrcisi filmi görme fırsatı kazanamıyor? Yabancı ülkeler filmlerimizi görsün, bir şey demiyoruz zaten, ama biz de görmeliyiz değil mi?!

Düşünüyorum ki Azerbaycan sinemasının hala bile devlete bağlı olmasından dolayı şu problemler yaşanıyor. Oysa sinema özgürlüyü seviyor…

Şu konuda sizin fikrinize katılmıyorum. Aksine diyorum, Azerbaycan sinemasının devlete bağlı olması maddi manevi taraftan çok önemli. Özgür olarak çalışırsa durum zorlaşa bilir. Azerbaycan sinemasının problemi şu ki hala bile faaliyetini tam olarak berpa edememiş. Ama ben hiç umutsuz olmam. İnanıyorum ki yakın zamanda Azerbaycan sinemasına dikkat daha da artacak.

ULDUZE QARAQIZI

ulduzqaraqizi@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları
21 Haziran 2013
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
6 Ekim 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
9 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=