Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

İÇİMİZDEKİ MEVLANA…

27 Mart 2013

İnsanoğlunun önemli yaş dönemi 60 diyorlar…Bu ne kadar doğru söylemesi zor, ama söz konusu 60 yaş olunca en az tecrübe konuşuyor diye düşünüyorsun. Yaratıcılığına, hanımlığına büyük saygı duyduğum Azerbaycanın ünlü yazarı Feride Hacıyeva da 60 yaşını tamamlamış. Yazar hanım diyor ki artık sorumluluk hissleri daha da güclenmiş, her şiirinde yeni söz söylemek gerek…Aslında Feride hanım bir yazar olarak hep yeni söz söylemiş…Ama 60 yaştan sonra müdrik söz söylemeli tabii… Onunla röportaj yaptığım zaman belki yarım saat, belki bir saat tabii ki yaratıcılığı üzerine konuşma yaptık, ama geniş konuştuk…

feride.jpg– Kendinizi bu yaşta nasıl hiss ettiyinizi sormak istiyordum ki, yeni yazdığınız şiirlerden birini okudum…Bahs ettiyim şiiri türk diline çevirmekle fikrimi tam olarak okurlarıma ulaştıramayacağımdan korktuğum için sadece bazı fikirleri söyliycem. Şiirde arzularınızın hep çiçekler kadar taze olduğundan bahs ediyorsunuz…Güzelliği seviyorsunuz belli, aynı zamanda fazlasıyla sorumluluk taşır, talebkar bir yaratıcı olduğunuzu da biliyorum…

– Bilyormusunuz yaş insanoğlunun geçtiyi hayat…Her yaşın kendi sorumluluğu, kendi hisabatı oluyor. Belki genclik yılları sorumluluk düşüncesine kapılmaya biliriz, ama yıllar geçdikce hayat tarzımız deyişdiyi gibi, tecrübe de söz konusu oluyor. 60 yaş her konuda hisabat yaş dönemi. Ben bir yazar olarak geçtiyim hayata bakınca görüyorum ki, yaratıcı faaliyetim zamanı hep kendime karşı sorumluluk taşımışım. Yaratıcılık gelişme demek zaten. Eger yaratıcı kişi dün yaptıklarıyla rahatsa demek ki o artık yeni söz demekten mahrum. Oysa yaratıcılık dediyim gibi her gün gelişme demek, yeni söz demek imkanlarını hep kullanmak demek…

– Aslında yazdığınız şiirleri okumak yeterli ki geçtiyiniz hayat yolunun zor olduğu kadar da sorumlu oldugunun farkında olasın.

– Dediyim gibi yaş tecrübe demek, yaşantılar demek, demek ki şiirlerimde tecrübe konuşmuş.

– Yaratdıcılığınızda millet, türkçülük duygusu çok güclü. Bizler türk milletine ait olmamıza rağmen kendimize dönme uzun zaman aldı…

– Türkçülük anlayışı zaten milletini tanımak, milletinə sahib çıkmak demek. Mesela ben Mevlananı kendimize ait bilirim, Mevlana bizim içimizde.

– Aslında kendine ait olanı tanımak zaten kendine dönme demek…

– Haklısınız…

– 20-25 senedir artık Azerbaycan türkü kendini kendi olarak hiss etmiş, kendine sahib çıkmış…Sovyetler Döneminde bunu hayel etmek bile imkansızmış, değil mi?

– Bilyormusunuz milletini tanımamak, ona sahib çıkamamak uzun yıllar hazırlanmış rus politikasına ait bir şey zaten. Buna rağmen miilletini tanıyanlar, milletine sahib çıkanlar var ve hep olmuş. Sovyetler Döneminde benim çocuklarım küçük yaşta olsalar bile ben hep onlara Nazim Hikmetin şiirlerini öğretiyordum. Yazar arkadaşlarla bir araya geldiyimiz zaman tabii ki çocularımızla da bir araya geliyordu. Çocuklarım Nazim Hikmetin şiirlerini dediyi zaman ben milletini seven bir anne olarak sadece kurur duyuyordum. Gerçi Sovyetler Döneminde ideoloji çok güclüydü, işte bu yüzden herkes sadece kendi işiyle uğraşıyordu, yani politik olaylara ilgi pek fazla değildi, aksine çok azdı. Mesel benim de pek ilgimi çekmezdi politik olaylar. Buna rağmen bir yazar olarak kendimi hiç bir zaman bağlı hiss etmemişim. Yani hangi konu beni düşündüruyorsa yazmışım.

– Yazar için zaten konu çok. Öyle bir konu var ki sizi hep düşündürmüş ama siz yazmakta gec kalmışsınız…

– Şu soruya farklı cevab vermek isterim. Benim iç dunyamda beni düşündüren sadece güzelliye kavuşmak duygusu var. Mesela yolda ilerleyen, ama yorulmuş, gücü kalmamış adımlarını zor atmasını bilen birine yaklaşıb ona yardım etmek benim için çok önemli. Eger yardıma ihtiyacı olana anında yardım ediyorsan demek ki sen insanlğın yüksek katındasın. Ben hep böyle düşünmüşüm, eger bir yazar olarak insanlğın yüksek katında olmayı istiyorumsa vede bunu becerdimse işte bu huyumla kurur duyuyorum. Mevlananın yaratıcılığıyla ilgilendiyim zaman anladım ki bu bu duygular benimle beraber doğmuş.

– Ömrünüze iki dönemi yaşamak kısmet olmuş. Sovyetler Dönemini yaşayan insanlarımız diyorlar ki eski dönemin insanları samimi, sıcakkanlı olmuş, ama şu dönemin insanları hakkında aynı lafları söylemek imkansız…Dönem deyişmiş, insanlar neden her şeyden uzak kalmış, onu anlamak çok zor…

– Bildiyim kadarıyla şu deyişikliyin dönemle bir alakası yok. Çünkü her dönemin kendi kuralları olduğu gibi her dönemin insanlarının hayata bakış acısı da farklı ola bilir tabii. Sovyetler Döneminde yasaklar çok olmasına rağmen iç özgürlüyü denilen bir şey vardı. Ama şuan bağımsız bir ülkede yaşasak bile, dünyayla bağlantılarımız güclü olsa bile, teknoloji gelişse bile, maalesef bazılarının hala iç özgürlüyü yok. Bu gibi durumlar beni çok rahatsız ediyor.

– İç özgürlüyü derken herkes farklı anlaya bilir. Size göre iç özgürlüyü ne demek…

– Yani insanoğlu iç dünyasında kendini rahatsız eden makamları anlata biliyorsa, sevgini saklamıyorsa, içinde korku yoksa, çevrenin fikrine saygı duymasına rağmen kendi fikirlerini önemsiyorsa demek ki iç acıdan özgür. Şunu da söyleyim ki iç acıdan özgür olan insanlar hep kendini rahat hiss eder.

– İç özgürlüyü çok önemli olsa bile fazlasıyla kullanmak zararlaı ama…

– Tabii ki…

– Yaratıcılığınızı takib ettiyim için Mevlana yaratıcılığına olan büyük askınızın farkındayım. Bir itirafta bulncam. Sizin sayenizde ben bile Mevlana yaratıcılığıyla ilgilenmeye başlamışım…

– Ne güzel işte…Bilyormusunuz Mevlana yaratıcılığı bir derya, hatta suyu hiç tükenmeyen bir derya…Onun yaratıcılığına meraklı olanlar hep şu deryadan su içmek istiyor. Mevlana peygamber seviyesinde düşünülen bir yaratıcı. Allahını bir an olsun unutmayan, peygamberimize büyük sevgisi olan Mevlana kendini hep deryadan bir damla kadar hiss etmiş. Yani kendine ait olan gücün ona Büyük Yaradan tarafından verildiyinin farkında olan bir yaratıcı olduğu için onu hep peygamber seviyesinde düşünmüşler. Ama bakın Mevlana ne diyor: “Peygamberimiz ümman, ben bir zerre”. Ama ne olur olsun herkes onu büyük bir övliya olarak görmüş. Onun yaratıcılığını hep öğreniyorum. Vede itiraf ediyorum ki, Mevlana yaratıcılığı benim yaratıcılığımı çok etkilemiş. İki defa onun türbesini ziyaret etmişim ve ben hep ona teşekkür ediyorum. Tabii ki şiirlerimde benim Mevlana yaratıcılığına olan bağlılığımı da siz iyi biliyorsunuz.

– 60 yaş insanoğlunun kendine hisab verdiyi yaş dedik ya…şimdi hangi konu sizi daha çok düşündürüyor…
– Şuan bir kitab için hazırlanmış şiirlerim var. Konu tabii ki yine de insani duygular, güzellik, Yaradana sitayiş üzerinde kurulmuş. İnanaıyorum ki, okurlarımı yeni şiirlerimle de güzelliye kavuştura bileceyim…

SON : Feride Hacıyevayla şu röportayı hazırladığım zaman onun 60 yaşı şerefine Yazıçılar Birliğinde düzenlenen kutlamanın hazırlıkları vardı. Yani demek istediyim şu şerefli ömür geçmiş hanımın doğum gününü önemseyen yaratıcılıar onun ismine layık kutlama yapmış. Bizler de Feride hanımı canı gönülden kutluyor vede yaşı üzerine bir o kadar da yaş gelmesi dileyiyle şu röportaja son noktayı koyuyoruz.

ULDUZE QARAQIZI
ulduzqaraqizi@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları
21 Haziran 2013
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
6 Ekim 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
9 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=