Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

Düşmanlik tohumu…

21 Haziran 2013

Aslında politikanın anlamı maksata ulaşmak demek…maalesef günümüzde politika fitne-fesattan başka bir şey değil. Bunun da nedeni Rusya babası I. Petro (1625-1725) gibi politikaçıların yaptıkları iğrenc siyaset…

Rusya babası kaç yüzyıl önce yazdığı vasiyetname hala bile dünyanı şaşırtmaya devam ediyor. Vasiyetnamenin daha çok dikkat çeken bölümlerinden birini şimdi sizlere takdim edicem. Şu bölüm bir daha kanıtlıyor ki müslüman dünyasında şuanda bile karşısıalınmaz hale gelen ruşvet meselesi rusların ilk olarak yaptığı bir vede dünyaya yaydığı bir çirkinlik. Mesela Vasiyetnamenin IV bölümünde Petro halkını Polonya’da kargaşalık çıkarmaya, onların ileri gelenlerine cimrilik etmeden rüşvet verip güçlerini bozmaya, devlet işlerine darbe vurmaya, Moskova’dan asker götürüp orada yerleştirmeye çağırıyor. Hatta “Eğer başka devletler bizim bu tedbirlerimize itiraz ederlerse “sus payı” olsun diye Polonya’ dan bir parça koparıp onlara da vermeli, iş tamam olduktan sonra ise, o parçayı da geri almalı. Rus saltanatını muhkemleştirmeli” diyor.

Belli ki şu bölüm hep dikkat… Polonyada şimdiye kadar kargaşalık devam ediyor. Oysa BÜYÜK VATAN SAVAŞINDA (1941-1945) Polonya devleti Rusyaya büyük yardımlar göstermiş, Rusya uğrunda yüzlerce askerini kurban vermiş. Buna rağmen Rusya savaşta kurban gitmiş vede Rusya arazisinde gömülen askerlerin kabirlerini ne kendileri ziyaret etmiş, ne de polonyalıların gelib ziyaret etmesine izn vermişler. Sonuncu olayı kimse unutmadı tabii ki. Bir kaç yıl önce askerlerinin kabrini ziyarete gelmek isteyen içinde onlarla Polonyalı olan, tabii ki, cümhurbaşkanı da dahil, uçak kaza yaptı…ne çok tesadüfler oluyor böyle…Neden ziyaret gününden iki gün sonra Polonya cümhurbaşkanı inad ederek yakınlarıyla beraber yola çıkmaya karar vermiş?

Sorular çok ve bu makamda bir masalı hatırladım. Diyorlar ki, bir kişi vapurla seyahata çıkmış, bir kaç ay vapurla ülkeleri dolaşır. Qaliba o kişinin dünyasını deyişme zamanı çatıbmış, Allahın emr kulu olan meleyi Azrayıl ona yaklaşmış. Kişi ondan zaman isteyerek bazı görülecek işleri olduğunu bildirmiş.

Azrayil de insafsız değilmiş yani, o kişiye zaman veriyor. Hatırlatıyım ki, o kişinin ölümü için mekan olarak su seçilmiş. Yani ne zaman su içinde vapurla nereye giderse o zaman da hayata veda etmeliymiş. Azrayıl ona böyle söylüyor. Azrayılın fikriyle razılaşan kişi o günden itibaren korku içinde yaşıyor, bir daha, ama bir daha vapurla seyahete çıkmıyor. Ama Azrayıl da onu takib etmekden bıkmamış, sonuçta oda bir emr kulu canım. Yıllar geçir, artık ihtiyarlanan kişi Azrayıl tarafından unutulduğu için rahat hayatına devam ediyor, hatta Azrayılı bile unutmuş. Günlerin birinde arkadaşlar bir araya gelerek seyahete çıkmaya hazırlanıyor ve arkadaşları, yıllardır seyahete hasret kalan arkadaşlarını da-yani Azrayıldan korkan kişini de davet ediyorlar. Artık defalarca itiraz ederek seyahetden kalan kişi, bu defa razılaşmış…

Hava güzel…deniz sakin, vapurdakılar de bir keyfde ki, hiç görünmemiş…Bu zaman Azrayıl göylerden uçarak vapurun içinde durur ve de sakin bir şekilde eski tanıdıka bakıyor ve bakışlarıyla onun zamanının çoktan dolduğunu diyor. Heyecandan az kala aklını kayb eden kişi zorlukla toparlanıb bir bahane arıyor, bulamadığı için Azrayıldan bir şans daha istiyor. Azrayıl itiraz edecek bakışlarla kişiye bakmakta devam ediyor. Çaresiz kalan kişi “yani bir tek bana göre vapurdakıların hepsini suda boğacak mısın?” diye hırsla acımasız şekilde can alan Azrayıla bakıyor. Azrayıl sakinliyini bozmadan “Vapurda gördüğün insanların hepsi bugün seninle beraber dünyasını deyişecek. Yıllardır suda hayatlarını deyişecek bu insanları bir araya getirmek için çaba göstermişim. Nihayet bu çabamın bir faydası oldu. Bugün hepinizin sonu, unutma ki, ben de bir emr kuluyum” diyor ve hemen vapuru suya taraf döndürüyor. Azrayıl işte, sonucta o da bir emr kulu.

Bu masalı anlatmakla hiç de Ruslarla Azrayılı kıyaslamak istemem. Azrayıl ne kadar çok can alsa bile, o bir melek, hatta Allahın sevimli meleklerinden biri. Azrayılın işi sadece sonu gelen kişini hakk dünyasına apararak onu oralarla tanıştırmaktır.

Ama komşumuz Rusyanın işi sadece babası Petronun emr gibi yazdığı Vasiyetnameni değil, hatta babasının yazdıklarından daha acımasızını hayata geçirmekti. Peki, Petro demiş ki, Polonyada kargaşalık çıkar, ileri gelenlerine rüşvet verip güclerini boz, devlet işlerine darbe vur ve b. Ama Petro dememiş ki, Polonyanın Rusya uğrunda kurban giden askerlerinin ziyaret olunmasına yasaklar koy. Babanızın hatırı için hiç olmazsa şunu yapmayın.

Bu bölümde dikkati çeken çok önemli bir mesele daha var. O da Rusya babasının halkını zor olan işlerde rüşvetle problemleri çabuk çözme tavsiyesi…

Sovyetler Döneminde 15 cümhuriyet rüşvet gibi bir hastalığı Rusyadan öğrendi ve şüanda da bu hastalık daha da ilerlemiş bir durumda. Diğer cümhuriyetleri diyemem, ama Azerbaycanı bu hastalıktan iyileştirmek için yıllar gerekir sanırım. Ne de olsa şimdi de Rusyanın etkisinde yaşıyoruz. Çoğuzaman üzülüyordum ki, neden Rusya hep Azerbaycana, şimdi de Türkiyeye yiyecek bir şey gibi bakıyor? Ama qaliba, Rusya daha da iştahla, babası Petronun Vasiyetinden dolayı tüm dünya ülkelerine yiyecek bir şey gibi bakıyor. Bunun bir sonu olmalı ama…

V Bölümde Rusya babası Rus görevlilerini İsveç ve Norveç ülkelerinde mümkün olduğu kadar bir dayanak mıntıkası elde etmeye çağırıyor ve nedenini de göstererek “Çünkü onların Valileri elimizde olurlarsa, İsveç ve Norveç’in Danimarka’ya düşmanlık tohumu serpmelerini temin etmek daha kolay olacaktır” diyor.

Aslında her iki ülkede yıllardır ki, Rusyanın dayanak mıntıkası iyi fealiyyet göstermekte. Bu da o demek ki, Rusya istenilen anda her iki ülkenin desteyini hissediyor. Onların Valilerinin Rusyanın elinde olmasının neticesi ki, İsveçle Norveçin Danimarkaya düşmanlık tohumu serpmeleri kolay olmuş. Doğru çoğuzaman görüntüde Rusya o kadar da rezillik göstermiyor, sadece kibar tavırlarla dünyaya bakıyor. Ama bu sadece bir görüntü…Rusya nerde, kibarlık nerde…Azerilerde böyle bir masalı var:”Kazan diyor ki, içim altun, kepçe dedi ki, gezib gelmişim”. Yani Rusya ne kadar kendini altun gibi tanıtsa da sonucta onları en iyi tanıyan bir kaç Türk devletleri var ki, onlardan biri de Azerbaycan. Azerbaycan şüanda Rusyanın etkisinde ola bilir, ama artık eski cümhuriyet değil. Artık Azerbaycan erkekleri rus kızlarıyla evlenmiyor, artık burada rus okulları yok, Ruscaya ilgi gösteren yok, hatta tatil için bile Rusyayı tercih eden yok. Meğer bu kadar örnek yetmez mi? Şimdi Azerbaycan sadece Türk kardeşlerini istiyor, çünki gücümüzün birlikte olmasına inanıyoruz.

ULDUZE QARAQIZI

ulduzqaraqizi@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
6 Ekim 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
9 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=