Lütfen bekleyin..
Ali Kamil Uzun

Ali Kamil Uzun

Yaş aldıkça gençleşebilmek

6 Ocak 2014

Yeni yıl deyince benim için olmazsa olmazlardan biri Saatli Maarif Takvimi’dir. Rahmetli babamda öğrendiğim bu alışkanlığı halen devam ettiriyorum. Yakın bir döneme kadar Saatli Maarif Takvimi birçok evde kullanılırdı. Bu takvimin sayfaları, ilgili gün bittiğinde koparılır; sayfadaki özlü sözler, o gün doğan kız veya erkek çocuklar için önerilen isimler, ilgili günün tarihteki önemi, zemherin düşmesi, ayın durumu gibi doğa olayları dâhil birçok bilgi bu sayfaların üzerinde yer alırdı. Bu bilgiler okunur, okunan takvim yaprağı bir süre saklanırdı. Duvara ilk asıldığı gün kocaman bir kütle olan bu takvim, yapraklarının gün aşırı koparılması sonucu yapraklar gün gelir biterdi. Biter bitmesine ama bitmesine yakın alınan yenisi duvardaki yerini alırdı. Tekrar yaprakları koparmaya başlanırdı. Yıllar böyle akıp geçti.

Bizim evimiz de bu takvimin duvara asıldığı evlerden biriydi. Rahmetli babam her yeni yılda bu takvimi evin duvarına kendi elleriyle asardı. Saatli Maarif Takvimi’nin benim için çocukluğumdan kalma nostaljik bir değeri var. Ben de rahmetli babamdan kalan bu aile geleneğini ofisimde sürdürüyor, masa üstümde bir Saatli Maarif Takvimi bulunduruyorum.

Kullandığımız zaman sistemine göre 2013 yılının, yani aslında bir takvim koçanın daha sonunu hep birlikte gördük. Değişik ruh halleri içinde, bazen geçip bitmek bilmeyen bazen de farkına varılmadan biten bu sene de diğer seneler gibi eski tarihler içindeki yerini aldı.

Önce “geçen sene”, sonra “geçen seneler”, sonra da “taa…” diye başlayan cümleler içinde kullanacağımız 2013 hepimizde farklı anılar bırakarak geride kaldı. 2013 yerine 2014’e; onun “yeni” olması ışıltısına kapıldık. Bilirsiniz, “yeni” heyecan getirir, umut verir. Çünkü yeni gelecek zamanla ilgilidir, tıpkı hayallerin, planların, heyecanların gelecekle ilgili olması gibi… Eşimiz, dostlarımız, arkadaşlarımızla yeni yıla gireceğimiz anlarda “eski yılı geride bırakıp yeni yıla girdiğimiz…” cümlesini sık sık duyarız. Aklımız, dikkatimiz, odağımız hep “yeni” olan yıldadır. Hiç kimsenin bir takvim yılının ilk anlarında “geride” kalan yıla odaklandığını, geride kaldığı için üzüldüğüne şahit olmadım. 31 Aralık günü, gecenin ilerleyen saatlerinde, eski yılı geride bıraktığı için hüzünlenen kimseyle karşılaşmadım henüz.

Hepimiz için farklı, deyim yerindeyse “kişiye özel”, sahip olduğumuz birikimlerimizin etkilediği farklı bir 2013’ümüz oldu. Bu farklılıkların bir ucunda ölüm gibi büyük kayıplar, diğer ucunda yeni doğan çocuklar, kısaca hayatınızın akışında iz bırakan hüzün veya mutluluk veren heyecanlar yer alıyor. Bir ucu yok oluş, diğer ucu varoluş olan bu hatıralar arasında bir yerlerde yer alıyoruz. Hepimizin bu iki uç arasında bir yeri var.

Şahsi zaman çizgimize farklı anıların yer aldığı bir yıl işledik. Yeni yılın ilk gününde, sabah mahmurluğunu atlattıktan sonra koltuklarınıza oturarak bir yeni yıl kahvesi içmenizi tavsiye ederim. Kahvenizi içerken geçen seneyi şöyle bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirin. Bu film bittikten sonra zihinlerde yaşanılan “anlar” ve “üretilenler” kalıyor. Güzel bir senfoniden çıktıktan sonra dudaklarınızda kalan o güzel birkaç nota gibi, kahvenizi bitirip koşuşturmaya başladıktan sonra aklınızda kalan o birkaç “an” ve “ürün” oluyor.

Evet, bu yıl da bitti. Yeni bir yıl başladı. Yeni bir yıl, yeni heyecanlar, planlar, programlar, hedefler demek. Bu yanıyla yeni bir yıl yeni umutlar getirir. Her sene olduğu gibi yine kafamda yepyeni planlarım var. Bir yaş daha aldım. “Yaş alma hazine sandığıma” bir 2013 eklemiş olmanın heyecanıyla 2014’e daha bir umutla giriyorum.

Yılın bu zamanlarında, hayalindeki işe başvuran yeni mezun bir üniversite öğrencisinin öz geçmiş hazırlarken gösterdiği dikkat ve şevkle bir “öz gelecek” tasarlıyorum. Herkes öz geçmişten bahsederken ben kendime “öz gelecek” hazırlıyorum. Neyi, nasıl, ne zaman yapacağımın bir düzeni olmalı diye düşünüyorum. Bu nedenle de bir “öz gelecek” kurguluyorum.

İş hayatımda bir yönetici olarak mesai arkadaşlarımı, sosyal çevremde dostlarımı ve özel yaşantımda ailemi yeni yıl vesilesi ile bir araya getiririm. Bir yandan pastamızı keser, diğer yandan da gelecek yıldan beklentilerimizi konuşuruz. Bu konuşma sonunda hepimiz birer “öz gelecek” tasarımı yaparız.

Her yılbaşında “öz gelecek” tasarımıyla birlikte kendime “yeni yıl mottoları” hazırlarım. Hem anı yaşama hem de üretme-değer katma ikilisi arasında bir denge kurarak hazırladığım bu mottoları yakın çevremle paylaşır, onlardan da benzer karşılıklar beklerim.

Peki ya siz? Örneğin sizin geçen seneki mottonuz neydi? Yılın o ilk günlerinde şevkle sarıldığınız hedeflerinizden kaçını gerçekleştirdiniz?

Bir sene daha bitti. Geçen sene de aynıydı, değil mi? Yine hedeflerimiz, planlarımız vardı. Kimini yerine getirdik, kimini ıskaladık. Hiç düşünmediğimiz birçok “şey” olumlu veya olumsuz yönleri ile bizi buldu. Bir yerlerden bir rüzgâr esti ve yönümüzü değiştirdi. Şimdi oturup yeni yıl planlarımızı yaparken, geçen sene programımıza aldığımız, planlarken bile bizi heyecanlandıran hedeflerimizden gerçekleşmeyenler hakkında “neden” diye sorduk mu hiç?

Birbirini takip eden yılların, sürekli böyle gideceğini mi düşünüyoruz yoksa?

Bir gün gelecek ve arkamızda uzun bir ömür bıraktığımızı anlayacağız. O an, neyi neden yapmadığımızı düşünüp hayıflanmak, o ani rüzgârlara kızmak düşüncesi bile içimizi nasıl acıtıyor değil mi?

İnsan ömrü de ağaçların yaprakları gibidir. İlkbaharda yeşerir, büyür, sonbaharda dökülmeye başlar. Bazen bir ağaçta sadece birkaç yaprak kaldığını görürüm. Diğer tüm yapraklar dökülmüş, birkaç sararmış yaprak tanesi, esen rüzgâra dayanarak küçücük saplarıyla ağaca sımsıkı tutunuyor. Nasıl bir var olma gayreti… Ne yazık ki bir, bilemediniz iki ay sonra o yapraklar da düşerek toprağa karışır. İnsan ömrü dediğimiz hikâye de böyledir aslında. Ne kadar uzun süre kalırsak kalalım, tutunduğumuz bağlarımız ne kadar sağlam olursa olsun gün gelecek, esen rüzgâra daha fazla dayanamayacağımız bir an gelecek. O gün bu hayattan göçüp gitmemiz doğanın bir kanunu.

Yaprak döküldükten sonra toprağa karışarak birçok canlı için bir besin olur. Doğanın bu devinimi içinde, bizim katkımız da doğaya karışıp bir besin olmak mı sadece? Bence daha fazla olması gerekiyor.

Bizden geriye kalacak olan sadece toprağa kattığımız mineraller olmamalı. Başka şeyler de kalmalı. Bu da sahip olduğumuz değerlerimiz, kendi çevremizde tuttuğumuz, emek verdiğimiz kişiler, hayata kattığımız değerdir. Kimimiz bunu bir kitap yazarak, kimimiz insanlığa faydası olan bir buluşla, kimimiz bir kurum yaratarak sağlıyoruz.

Bilirsiniz, medyada sık sık insanın ölümsüzlük peşinde olduğuna dair haberler çıkar. Bu istek, bir gün gerçekleşecek mi? Cevabını bilmiyorum. Ama bana göre bu ölümsüzlük arkamızda bıraktıklarımızdır. Gün gelip doğanın kurallarına boyun eğmemiz gerektiğinde yaşarken farkında olmadığımız, birbiri ardına gelen, yeni yıllarda ürettiklerimiz, yaşattıklarımız geride kalacak. Ölümsüzlüğü onlar tadacak.

Yaşlılık, zamansal bir mefhum değil, ruhi bir bunalım sorunudur. Bu sorun, umuda duyulan kuşku, mutluluğu kemiren korkular ile başlayarak duvara asılan eleğin bezginliği ile hızlanır. Doğanın bir kanunu olan sene alma, yaşlanmak hele hele ihtiyarlamak değildir. İnsanın yaşı, eylemlerini, amaçlarını, cesaretini yalnız başına etkilemez. Yaşama bağlılık, yaşadığı topluma değer katma istek ve gücü ile mümkün olan bireysel bir değerdir. Bu değerin besini kendine ve topluma duyulan sevgidir. Bu sevginin dinamosu üretmektir. Üretmek, özgüveni artırır. Özgüven yaşama bağlar, heyecanları, umutları törpüler. Kısaca yaş almak yaşlanmak değildir. Yaş aldıkça gençleşebilmek insanın elindedir.

Bizler, iş dünyasının temsilcileri olarak, kurumlarımızda üreteceğimiz değerlerin gelecek kuşaklara kalacağını unutmamalıyız. Ailemize ve dostluklarımıza gösterdiğimiz dikkat ve özeni işimize; işimize verdiğimiz zamanı ailemize ve dostluklarımıza vermeli, bu ikisi arasında sağlıklı bir denge tutturmalıyız.

2014’ün sizi gençleştiren, size en güzel “yenileri” getiren, bu yeniler yanında elinizdekilerin değerini bilme farkındalığına sahip olacağınız bir yıl olmasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerimi, bir dostumun bayramda bana yazdığı bir şiirin en güzel ifade edeceğini düşünerek yazımı bu şiirle sonlandırmak istiyorum:

Yaşlandıkça Gençleşebilmek

İnsan kendine olan güveni kadar genç,

Kuşkusu kadar yaşlı,

Cesareti kadar genç,

Korkuları kadar yaşlı,

Umudu kadar genç,

Bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.

İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe, neşe duydukça,

güzellikleri fark ettikçe,

beyni yeni şeyler keşfettikçe,

herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,

Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.


Ali Kamil Uzun

Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu Başkanı

Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı

DİP NOT

1 W. E. Gladstone ve S. Ullman’ın şiirlerinden bölümler içeren “Yaşlandıkça Gençleşebilmek” başlıklı metni

Yazarın Diğer Yazıları
1 Aralık 2017
15 Ekim 2015
1 Temmuz 2015
1 Temmuz 2014
1 Mayıs 2013
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=