Lütfen bekleyin..
Avatar

Ulduze Qaraqızı

Zamana ihtiyacımız var

16 Haziran 2011

Azerbaycan sinemasının tarihi 1898.yıl tarihinden başlıyor. Tabii ki, sinema tarihiyle beraber ilk yönetmenlerin kimliği vede onların yarattığı ilk görüntüler de çok önemli. Çünkü sinema derken yönetmen işini hatırlamamak imkansız. Aslında sinemanı yaratanın yönetmen olduğunu hiç unutmamalıyız.

Şimdi sizlerle tanıştıracağım yönetmen sinemanı iyi bilen biri. Doğru hala genc, ama çocuk yaşlarından oyuncu olarak sinemaya katıldığı için vede devamlı olarak filmlerde ilginc roler yarattığı için meslek seçiminde düşünmeden karar vermiş-yönetmen olmuş. Elhan Ceferov…Özkeçmişine bakalım.

elhan_ceferov.jpgÖzgeçmiş: Elhan Ceferov 1967.yılda Baküde doğmuş. 1985-1988. yıllarda askeri hizmet görmüş. 1990’da Moskovada Sinematografiya Enstitütünü bitirmiş. Çocuk yaşlarından yönetmenlerin dikkatini çekmiş ve Azerbaycan sinemasının yarattığı çok önemli filmlerde önemli rollere imza atmış.

1977. yılda davet aldığı “Hazır Ol, Elahazret” filmi küçük yaşlı oyuncunu tüm Sovyetler Birliğinde ünlü yaptı. Daha sonralar “Karım benim, çocuklarım benim(1978), “Bağ Mevsimi” (1985), “Beşkatlı apartmanın Altıncı katı” (1996), “Beyaz Hayat (2003), “Elveda” (2007), “Yabancı Adam” (1992), “Ben şarkı yazıyorum” (1979), “Acayib Adam” (1979), “Sevinc Buxtası” (1977), “Şir Evdən Getdi (1977), “Tahribat” (1990) ve b. filmlerde ilginc roller yaratmış.

Yönetmen hayatı zor yıllarda başlamasına rağmen devamlı olarak filmler çekmiş, ne yazık ki, sinemanın bühranl yılları onu da etkilemiş. Çünkü diğer filmlerimiz gibi Elhan Ceferovun da yarattığı filmler hep dikkatten uzak kalmış. Ama inatcı yönetmen bir an olsun setten ayrılmaz. Yönetmeni aradığım zaman yine setde buldum…

– Yeni film yaranıyor galiba?
– Bakalım hayırlısı…

– Bugün sizinle Azerbaycan sinemasının yaranma tarihi-özellikle yönetmen işinin bir meslek olarak yaranması üzerine röportaj yapmak istiyorum.
– Nasıl isterseniz…Sinema tarihi çok eski, Azerbaycanda şu tarih 1898.yıldan başlıyor. Yani dünya sinemasında sadece 4-5 yıl sonra Azerbaycan sineması yaranmış. İlk görüntünü yaratmak ise yönetmenlere ait bir şey, bilyorsunuz işte. Lümer kardeşleri ilk görüntünü düşünerek önce çəkiliş için gereken aletler takımı yaratmış, sonra ilk kadroları yaratmışlar. Yani o andan ki, kamera bulunmuş vede ilk soru-kameranı nasıl ve nerde koyalım da görüntü yarata bilelim-yarandığı andan yönetmen işi de bir meslek olarak gelişmiş. Sinemadan farklı olarak Azerbaycanda sinema yönetmenliği bir meslek olarak 1920-1925. yıllarda gelişmiş. 1940. yıllarda Azerbaycan sinemasında olan hızlı gelişme tüm Sovyetler Birliğinin dikkatinde durmuş. Çok önemli konularda yaratılan çok önemli filmlerimiz tüm Sovyetlerde çok sayda seyrcilerin ilgisini çekmiş. Mesela “Arşın mal alan” filminin ismini çekmek yeterli ki, türk okurlarımız da sinemada olan gelişmenin ne kadar büyük olduğunu anlasın. 1950.1960.1970. yıllar Azerbaycan sinemasının çok önemli yılları olarak hatırlanıyor.


– 1980. yılları unuttunuz ama…1980-1987. yıllara kadar iyi filmler yaratılmış ki, aynı filmler şüanda bile dikkatte…

– Doğru, ama bir makamı hiç unutmamak lazım. İşte 1980. yıllarda artık Azerbaycan sinemasının bühranlı günleri başladı. O yüzden 1980. yılları gelişmiş yıllarla bir arada söylemedim. Sovyetler Birliğinin mahv olması artık yıllar önce malumdu. Vede bu kültür de dahil, tüm her yeri etkileyecekti.


– Aslında hep düşünüyorum da Azerbaycan tüm servetleri olan bir ülke olarak tanındığı için Sovyetler Birliği dağıldığı zaman belki kültürünü, sinemasını kurtara bilirdi?

– Özgürlük, bağımsızlık, bağımsız düşünce tarzı gibi olan düşüncelere tüm insanların ihtiyacı var. O devrde biz Moskovanın haberi olmadan hiç bir özgür düşünceni ortaya koyamazdık. Hatta özgür olarak herhangi bir fikri düşünmemiz bile zordu. Bu yüzden baş veren olaylara doğru aparan yol kendini gösterdi vede Moskovada yaranan gerginlik tüm 15 cümhuriyete etkisini gösterdi. O devrde yaşayan, yaratan insanlar Sovyetler mekanında doğdukları için olaylardan etkilenmeye bilmezdi.

– Yani olanlara rağmen özgür düşünemezdik…
– Özgür düşünmemiz imkanszıdı. Sovyetler mekanında doğmuş vede olayların içinde olmuş bir tek kişi özgür düşüne bilirdi-sadece dahi biri. Dahi insan, evet özgür düşüne bilirdi, özgür karar vere bilirdi. Sovyetler devrinde milliliyi korumak çok zordu.

– Aslında biz baskıda olan bir halk olarak birliğin terkibinde kalmak zorunda olmuşuz..
– Ama baskıda olduğumuzu fark etmemişiz. Olayları takib ediyor ve düşnüyorduz ki Uzak Voctokta ne baş veriyorsa, Üzbekistanda neler oluyorsa demek ki, Azerbaycanda da olmalı. Yani Sovyetlerin ideoloji faktörü şu: 180 milyonluk halkı bir arada dutmak için mutlak olarak ideoloji faktör olmalı.

– Görüntü açıdan işçi-köylü sınfı diye biliriz..
– Aynen. Işçi-köylü sınfı, ne uğuruna mücadele aparmasını bilen, ekmeyinin kıymetini bilen kuvvetler.

– Aslında iyi tarafları da vardı değil mi?
– Tabii ki vardı. Ama geçici, psikolojik bir yalandı. Tarih açısından insanoğlu sadece kendi akidesi civarında? hareket ediyor. Doğru tarihden de malum ki sosyal ilişkilerden dolayı şah, gazi olan devrlerde yaşayanlar o devre nasıl alışa bildiyse, sonradan yaranan 70 senelik beraberliğe de o türlü alıştık. Sanki hayaller aleminde yaşadık, kötülük ne hiç bilmedik, herkesi kendimiz gibi gördük, ekmeyimizi hep bölüştük ve daha neler. Ama zaman geçdikce, tabii ki, olayların başlatığı yıllardan bir kaç sene önce aslında her şeyin göründüyü gibi olmadığını fark ettik.

elhan_ceferov_2.jpg– Ne yazık ki, her şeyi çok gec fark ettiyimizi anladık…
– Ne yazık…

– Bir yönetmen olarak sizin de hayatınız Sovyetlet Dönemine rastladı. Gördükleriniz, tanığı olduğunuz olaylar üzerine film yaratmayı hiç düşündünüz mü?
– O devri gösteren film yaratmak benim için zor. Neden olarak şunu söyleye bilirim. 90. yıl olayları bizi o kadar kötü etkiledi, canımızı o kadar acıttı ki, kendimize gelmemiz için zamana ihtiyacımız var. Şimdi iyi bir masalı daha çok dinlemek isteriz, o yüzden hala masallar dinleme zamanı…Belki 10 yıl zamanın geçmesine daha ihtiyacımız var, yani bir az daha beklemek, acılarımızın bir az daha iyileşmesine ihtiyacımız var ola bilir. Tabii ki, mutlaka baş veren olaylar üzerine filmler yapılmalı ve yapılacakta, ama yine diyorum zamana ihtiyacımızın var olduğunu düşünüyorum.

– Ama bu sizin düşünceniz, tabii ki, farklı düşünceler ola bilir.
– Haklısınız.

– Ama öyle yönetmenler var ki, onlar olayı takib ederek filmler yaratmaya meraklı…
– Aynen katılıyorum. Farklı düşünceler ola bilir. Ama unutmayalım yaratıcı insan çok hassas oluyor. Hala savaş bitmedi, olayların nasıl biteceyi hala malum değil. Film yaratılsa bile sonluğu nasıl bitirmeli ki, yıllar sonra yanlışlıktan dolayı zor durumda kalmayasın. Bizler de yönetmen olarak savaşçı olmalıyız, ama akide savaşçısı olmalıyız. Şüanda bir kaç yıl önce Azerbaycanda olan depremi hatırlatmak istiyorum. Deprem zamanı anladım ki, insanoğlu doğanın, doğa olaylarının karşısında çok gücsüz. Tabii ki, tüm bunlar hepsi bazı acılı hafıza yaratıyor. Acılı hafızaya dönmenin iki yolu var.
1. Psikolojik açıdan acılı günleri unutmak için kendimizi Freydin dediyi gibi hazırlamalı ve yapmalıyız.
2. Acılı günlerin üzerinden geçerek, yani ağrının üzerini kapatarak bir az daha beklemeli ve sonra ağrısız olayları düşünerek istediyi yapa bilirsin.
Ben ikinci yolu kendim için çizmeyi kararlaştırdım. Çünkü benim kalbim 90. yıl olaylarına dayanamıyor, o yüzden beklemek benim için en iyisi.
Aksi halde olaylara kıymet vermeği düşünmek vede olayların içinde kayb olmak, bu çok zor bir şey. Olaylar bitmeden olaylara müracaat etmek doğru olmaz. Ama bu benim şahsı düşüncem. Aslında ben kendimi bir kadar mütlu insan olarakta görüyorum.

– Hangi anlamda?
– Nedenini hemen söylüyorum. Psikologların böyle bir lafı var – İnsanoğlu yaşatığı acını sonradan hatırladığı zaman iç dünyasında zevkverici bir şeyler hiss ediyor- Çünkü artık o acılı günler geride kalmış sadece ileri bakmak vede yürümek gerekir.

– Aslında doğru bir söz…
– Bu yüzden düşünüyorum ki, 10 yıla kadar zaman geçsin. İnşallah o günlere kadar tüm acılarımızı unuturuz, tüm problemlerimizi çözeriz. Artık iyi yaşamı yaşatığımız bir zamanda bu acılı günlere döne biliriz. Şu devr için gencler aparıcı kuvvet gibi görülür. Bilyorsunuz işte, genc adamlar Sovyetlet Birliğini hiç görmedi, sadece konuşmalardan duydu o kadar. Yeni her şeyi genclik yaratacak.

– Ama ben düşünüyorum ki, şimdiki genclik görmediyi bir hayatı başkalarına anlatamaz.
– Acele etmeyin, yaşayıbta göreceyiz. Yani bizlere önceden laf söylemek düşmez. Genclik yeni dünyanın, bağımsız bir ülkenin insanları. Genclik yeni kurulan Azerbaycanla bağlı fikir söyleye bilecek. Gerçi gencliğin karşısında bazı anlamda ideoloji Istigametsizlik var. Ama hep düşünüyorum ki, her şey biri biriyle bağlı. Mesela böyle bir paradoks var. Sosyal açıdan gelişmiş Avrupa devletlerinde bile aynı problemler yaşanıyor.

– Sadece Avrupa devletlerinde mi, belki tüm dünyanı örneğin göstere biliriz?
– Hayır tüm dünyanı demek zor ola bilir. Çünkü Amerika Birleşik Devletlerinde farklı, İtalyada, daha farklı ola bilir. Ama Avrupanın gelişmiş devletlerinde, mesela Almanyada, Fransada, İngilterede ve b. insanların psikolojik depresyon durumda olma faktörleri fazlasıyla çok. Yani benim hayatımın anlamı iyi okumak, terbiye görmek, eğitime sahib olmak, evlenmek, çoluk çocuğa karışmak, iş hayatının olması ve b. Bu gibi bir anlamı taşımak Avrupanı dünyaya çıkarıyor. Mesela ben düşünüyorum ki, benim Afrikada biri işim yok. Zaten burası Afrika. İnsanlar değişikliyi yeni bir düşünce tarzı için yapıyor. Eğer yeni bir düşünce yoksa o zaman değişikliye de gerek yok. Yani bu benim hayat tarzım. Göryor musunuz aynı problemler yaşanıyor. Gelişmiş Avrupa devletlerinde de aynı problem, eski Sovyetler Birliğinde de aynı problemler yaşaniyor-istigametsizlik

– Şüanda Azerbaycanda milli ideologiyanın formalaşan bir devri…
– Aslında tarihden de belli ki, her devrin, yani keçit devrin yeni bir devlet formasyonun yaranmasının 25 senelik tarihi olmalı. Yani 25 yılda devlet geçmiş formasyondan yeni formasyona geçir ve 25 yılda kendini sosyal, ideoloji açıdan tam bağımsız devlet olarak kanıtlıyor. Ben inanıyorum, hatta insanlarımıza, devletimize güveniyorum ki Azerbaycanda sosyal gelişmenin, aynı zamanda kaynakların, ekonomik gelişmenin mutlaka bir kazancı olmalı. Çünkü insanların düşünce tarzının etkilenmesi onun sosyal durumuyla bağlı. Kültüre ihtiyac o zaman yaranır ki o zaman artık sen ekmekle bağlı bir şey düşünmek zorunda değilsin. Seyrci olarak her zaman medeniyete ihtiyac var. Nerde olsan bile bu ihtiyac değişmez olarak kalıyor.
Söhbet kitleden gediyor ve unutmayalım ki yaratıcı kuvvet kendisi bir kütle. Yaratıcı insan kendi düşünceleri ile yönlendirendir. Ama aparıcı kuvvet kitle olarak kalıyor…


ULDUZE QARAQIZI
qaraqızı@rambler.ru

Yazarın Diğer Yazıları
21 Haziran 2013
14 Mayıs 2013
21 Nisan 2013
20 Aralık 2012
6 Ekim 2012
3 Eylül 2012
30 Temmuz 2012
20 Temmuz 2012
13 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
30 Nisan 2012
11 Nisan 2012
21 Şubat 2012
6 Şubat 2012
12 Ocak 2012
9 Ocak 2012
23 Aralık 2011
13 Aralık 2011
5 Aralık 2011
Linkler
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=